1933 ‘te Köpekli köyünde dünyaya gelen Fati Yüksel’in babası ( kör ) Fettah Çelik, anası Rukiye Çelik’tir. Annesi Rukiye; aslen Palangıç’lıdır.
Genç kız olunca Köpekli köyünden Mehmet (onbaşı) ile evlenir; bu evlilikten de oğulları Mustafa ve Halid olur.Bu esnada Osmanlı Devleti birçok cephede olduğu gibi Çanakkale cephesinde de amansız bir mücadele vermektedir. 93 Harbi ile başlayıp 1. ve 2. Balkan Savaşlarıyla devam eden uzun ve yıpratıcı savaşlar Osmanlı’nın asker sayısında büyük bir azalmaya sebep olduğu için devlet ihtiyatları da silah altına almaktadır. Mehmet onbaşı da eli silah tutan diğer erkekler gibi Çanakkale cephesinde savaşırken düşmanla göğüs göğüse çarpışarak şehadet şerbetini içer.
Mehmet onbaşı Çanakkale’de şehit olunca eşi Rukiye dul kalır. O vakitlerde köydeki sosyal yapı ve normlara göre kocası ölen gelinlerin bekar kayınları varsa onlarla evlendirilirdi. Bu adet, hem geride kalan çocukların akraba içerisinde büyümesini sağlıyor hem de malın mülkün başka ellere gitmesine mâni oluyordu. Nitekim dul kalan Fati ‘nin anası Rukiye de kaynı olan Fettah ile evlendirilir. Bu evlilikten H. Ahmet, Nariye, H. Ali ve Fati dünyaya gelir.
1937 yılında ağabeyi Mustafa’yı kaybeder.1939 ‘da ise Köpeklili Mustafa Onbaşı’nın kızı Elif (rahmetli Latife Yücel’in annesi) adında bir kızla nişanlı olan diğer ağabeyi Halid’i kaybeder. Oğlu Gökmen’in anlattığına göre Fati Yüksel, Elif’i “Bizim gelin” diye çok sever, Elif de Fati ’yi çok sever, onun başını okşar, ona şeker, erik üzüm verirmiş.
1951 ’de Geycek köyünden Mustafa Onbaşı’nın Ferik ebeden olma büyük oğlu Muhsin Yüksel ile evlenir. Bu evlilik çok bereketli gelir ve sekiz çocukları olur (Mustafa, Sebahat, Ayşe, Fazilet, Süleyman, Erdoğan, Saniye, Göksel/Gökmen). Rahmetli Fati Yüksel, ufak tefek bir kadın olmasına rağmen atom karınca gibi çalışkandır. Çalışamadan âtıl bir şekilde duramaz mutlaka bir işle meşgul olur. Çalışkan bir kişi olmasının yanında aynı zamanda çok da maharetli bir kadındır. Gerektiğinde kerpiç keser, kırk yıllık ustalara taş çıkaracak şekilde sıva yapar, değme aşçılara parmak ısırtacak kadar lezzetli bir aşçı eline sahiptir...
Zaten köyde bir elin parmaklarının sayısı kadar olan aşçılardan birisi de kendisidir fakat diğer aşçılar gibi herkesin yemeğini yapmaz ancak çok özel kişilerin veya çok yakın akrabaların düğün veya davet yemeklerini yapar. Elinin ayarı ve lezzet anlayışı üst seviyededir (Rahmetli benim düğün yemeğimi hazırlamıştı). Köydeki diğer aşçı kadınlarla rahatça sanatını yarıştırabilecek yetkinlikte olmasına rağmen hiçbir zaman bunun lafını yapmaz.
Nasibe Şahin’den öğrendiği bazlaması meşhurdur. Köylü kadınların yaptığı her bazlamanın kendine has bir tadı ve lezzeti bulunur ancak bazılarının yaptığı bazlama daha ön plana çıkmaktadır. Özellikle Nasibe, Hacı Eyüp'ün karısı Rukiye (Uhu) teyze ve Fati Yüksel bu kişilerin başında gelmektedir.
Oğlu Gökmen'in belirttiğine göre 1952 'de meydana gelen elim bir olayı her zaman korkarak şöyle anlatırmış:"1952 veya 53 yıllarında -tarih tam olmaya bilir- çok korktuğu bir olayı anlatır. Babası Fettah köye gelmiş. Abidin hoca ile Fadime bibim de hoş geldin demek için bizim eve gelmiş. Bir müddet sonra çok yakınlarında silah sesleri gelmeye başlayınca anam korkarak içeri kaçmış “Ağa ağa silah atıyorlar " diyerek...Dedem onu teskin etmeye çalışmış O arada Abidin Hoca söze girmiş. Fettah çavuş bizim köyün delisi de velisi de çoktur. Böyle atarlar silahı” diyerek aldırmamış. Bağrışmalar, feryatlar gelince dışarı çıkıp bakmışlar ,bahçenin köşesinde durup ne olduğunu sormuşlar. Abidin hocanın Mustafa’yı vurdular denilince ortalık tabi…Anam bu hadiseden çok etkilenmiş ve çok korkmuş.”

Esasında kocası Muhsin Yüksel’in babası köyün sayılı zenginlerindendir, ağadır. Fakat, Ferik ebenin kardeşi Osman Çavuş’un ailenin zenginliğine çok zarar verdiği söylenir. Mustafa Onbaşı’nın sarı liraları bitip de para suyunu çekince Mustafa Onbaşı’nın çocukları Muhsin, Hacı Musa, Kiraz ve Arife fakirlik ve garipliği yaşamaya başlarlar...Fati Yüksel’in köydeki en yakın arkadaşları Mesire Sarıyıldız, Bayram Sarıyıldız’dır. .
1965 yılında kocası kaçak yollarla Almanya’ya gider, burada geçen 11 ayın ardından nihai olarak dönüş yapmak zorunda kalır. 1966 yılında Almanya’da kazandığı 15 bin lira ile köyün ilk çatılı evini yaptırır. Tekrar yokluk yılları başlar ve ailesinin geçimini temin etmek için Geycek ve Budak köyünde koyun gütmek zorunda kalır. Bu sırada Fati Yüksel, sekiz çocukla tarla ve tapanla, inek, dana, koyun, kuzu işleriyle uğraşarak çocuklarını büyütür. Elbette bütün anneler çocuklarına çok düşkündür ve onları korurlar, ancak Fati Yüksel’in çocuklarına karşı olan abartılı düşkünlüğünü yakın komşularının hepsi bilir.
Gönlü şiirsel ilhamlara açıktır. Hem kendisi söyler hem de başkalarına ait ağıtları, şiirleri hafızasında tutabilir. Annesine söylediği bir dörtlük ve hikayesi şöyle anlatılır oğlu Gökmen tarafından...
Annesine olan sevgisi yüzünden sık sık Mucur’a gidip kardeşi H.Ali ’nin evinde ikamet eden annesinin yanında birkaç gün kalır, giderken de Cumhuriyet İlkokulu’nun yanındaki Göllü bakkaliyesinden annesinin sevdiği kırıntıları alıp götürmeyi ihmal etmez. 1984 yılında çok sevdiği annesini kaybedince çok üzülür. Annesinin vefatından çok etkilenir ve ona olan sevgisini ve özlemini şöyle dile getirir:
Benim anam böyle miydi komşular
Susada gelirken de beni karşılar
Anamı anamı da garip anamı
Habenin altına da saklar gınamı.
2004 'da 6 Temmuz günü kocası vefat edince yalnız kalmaktan korktuğu için çocuklarının yaşadığı Ankara'ya göçer. Artık hayatının büyük bir kısmını geçirdiği köyünden kopmanın özlemiyle geçireceği günler başlar. Köyünün özlemini gidermek için yazın iki üç ayı tamir edip düzenledikleri köydeki evlerinde geçirir. Ankara’da iken de çocuklarına yük olmamak için Erdoğan'ın evinin alt katında kalır. Çocukları da kendisini hiç yalnız bırakmazlar...
2005 ,2007 ve 2011 yıllarında üç defa kutsal toprakları ziyaret ederek umre yapmak nasip olur ...İleri yaşında umreye gitmenin etkisiyle orada vefat etmek istediğini söyler çocuklarına ancak ecel birdir ve değişmez...Eceli, memleketinde takdir edildiğinden bu arzusuna kavuşamaz.
2012 'de başlayan alzheimer hastalığından dolayı unutkanlığa mübtela olur.Bu hastalığa bağlı başka sıkıntılar da yakasını bırakmaz...Tedavisi mümkün olmayan hastalığın tesiriyle gün gittikçe kötüleşir ve nihayet 02.08.2021 tarihinde Rahmet-i Rahman'a kavuşur.
Yüce Allah merhametiyle muamele eylesin. Mekanı cennet olsun ...