(1907-1979) 20. yüzyılın başında 2.Meşrutiyet ilan edilmeden hemen önce ozanlarıyla meşhur Karacakurt Türkmen köyü Geycek 'te doğdu....
Babası köyün ileri gelenlerinden ve ilk muhtarı olan Mustafa Onbaşı, annesi ise hocalar sülalesinden Sadık hocanın bacısı Ayşe'dir ( mahalli tabirle Kara Anşa).
Babası Mustafa Onbaşı( 1870-1937)köyün ileri gelenlerinden birisidir. Varlıklı olması hasebiyle köydeki ihtiyaç sahiplerini korur, gözetir... Mustafa Onbaşı'nın babası Hacı Musa ve kardeşleri, köyde sözü geçen kişilerdir... Hacı Süleyman adında bir erkek kardeşi, Rukiye, Döndü, Ayşe ve Meryem adında dört kız kardeşi bulunmaktadır. Sosyal yönü kuvvetli, adalet duygusu güçlü ve yardımsever olan Mustafa Onbaşı 1870’li yıllarda yapılan yeni örgütlenmeye uygun olarak kurulan muhtarlık görevini ilk kez deruhte etmiş ve uzun yıllar maharetle yürütmüştür... Atatürk’ün Mucur'a geldiği 22 Aralık 1919’da kıratına binerek karşılamak amacıyla gelen üç kişiden birisidir. Mustafa Onbaşı eşi Kara Ayşe’den başka Derviş Ünsal 'in bibisi Rabiye ( Yeter ve Zerfeyi dünyaya getirir) ve Osman Çavuş 'un bacısı Ferik/ Fadime( bu eşinden Arife, Kiraz, Muhsin ve Hacı Musa olur) ile de evlenir. Ilk eşi Ayşe 1933’te vefat eder... Beş yıl sonra da Mustafa Onbaşı 1937 ahirete göçer...
Mustafa Onbaşının ilk eşi Ayşe'den(1874-1933) Hüsne, Fadime, Döndü (Ağ Bacı),Esme ve Gülizar isimli beş kızı, Derviş Ali ve Hacı Musa isimli iki oğlu olur... Derviş Ali ve Hacı Musa genç yaşlarında iken satlacanaya (zatürre) yakalanarak vefat ederler... Hacı Musa. Temmuz ayında Ağ Gölde ekin işlerken rahatsızlanır ve ölür. Söylenlere göre ölümüne kaynanasının bedduası sebep olur. Bağrı yanık, çok dilli bir âşık olan Ayşe ‘ in oğlu Hacı Musa ‘nın ölümünün ardından yaktığı ağıttan bize kadar, şifahi yolla, ulaşan kısmı yaşadığı acının büyüklüğünü ihsas ettirir.
Ağgölün suyu da bulanık akar
Bitmiş göğcaazi de ne güzel kokar
Hacı Musam benim ciğerim yakar
Gönüllü oğlum, gönüllü oğlum
Benim evim yıkıldı oğlum...
Aman eller, aman eller.
Ağzımda kurudu diller
Kadın anam göç itmiş gidiyor
Görenler, oğlansız geliyor derler..
Gönüllü oğlum, gönüllü oğlum
Benim evim yıkıldı oğlum
Bağlamadan toz kalkıyor
O da benim gönüllü oğlum.
Evimizin önü güne
Koluma sokmayayım ala
Duyar oğlan kahır eder
Kızlara yakmayayım kına

Ağ Fadime ailenin ikinci çocuğudur. Köyün en varlıklı evinde çok müspet şartlarda yetişir. Ailenin kalabalık olması şen şakrak ve rahat bir çocukluk ve genç kızlık geçirmesinde önemli bir yere sahiptir. Babasına ait köy odası hem muhabbet ortamı, hem köyle alakalı meselelerin hallinin görüşüldüğü bir meclis, hem de köyün çocuklarına eğitim verilen bir okul fonksiyonu üstlenmiştir. Buradaki havayı bildiği için köyde ne olup bittiğinden haberdardır. Baba evinde öğrendiği görgü sayesinde yardımseverlik, fakirlerin hacetlerini görme, ağlayanın yanında bulunma, kavga edenleri barıştırma, akrabalık bağlarını koruma, anlayış ve hoşgörülü olma hasletlerini bütün hayatı boyunca izhar eder. Kendilerinden büyük erkek kardeşi olmamasından dolayı ablası Hüsne ile birlikte evin hizmetlerini gören kişilere karşı da çok disiplinli davrandığından dolayı ciddi ve taviz vermez kişiliği ile meşhur olan emmioğlu Durmuş ‘a nispeten “Durmuş” diye isimlendirilir.
Babası Mustafa Onbaşı’nın üç eşi olur. Bunlardan olan kardeşlerinin hiçbirisini öz –üvey diye ayrıma tabi tutmaz, hepsine abla sıcaklığı gösterir. Annesinden tevarüs ettiği ozanlık genleri ta küçüklüğünden itibaren kaynayan bir kazan misali içinde kabarıp durmakta, zaman zaman aile içinde ve arkadaşları arasında beğenilen şiirler söyleyebilmektedir. Devrin şartları okuma –yazmasına fırsat vermez. Buna rağmen irticalen söylediği şiirleri ve ağıtları dinleyenleri mest eder. Ablası Hüsne, annesi gibi doğaçlama şiir söyleyebilme ve bunları yazmaksızın uzun müddet hafızasında tutabilme kudretine sahip önemli bir şairdir. Hüsne ’nin ilk kocası Vahit'ten olma kızı Nasibe de aynı özelliklerini annesinden aldığı için Geycek Köyü’nün kadın ozanlarının başında anılmayı hak etmiştir(Nasibe Şahin, hayatı, şiirleri da yakında bu platformda yayınlanacak inşallah).
Evlilik çağına gelince köyde cari örfe göre yakın akrabalarından olan halası Rukiye ve Hacı Musa’nın küçük oğlu Osman’ın üç oğlunun en küçüğü olan Abidin Şahin ile görücü usulüyle evlendirilir. Evleri birbirine çok yakındır. Kocası askerlik vazifesini yapmak amacıyla Adana’ya gider, dört senelik uzun askerlikten sonra köyüne dönerek, abileriyle birlikte yaşamaya devam eder.
Gelin geldiği evde kayınbabası vefat ettiği için ailenin riyaseti büyük evlat olan Kasım Kaa’nin omuzlarındadır. Kayınvalidesi Rukiye üç yıl sonra vefat edince ailenin ev işleri üç geline kalır. Üç kardeşin kazancı birdir, aynı evde yaşamaktadır. Burada Kasım Kaa’nın hanımı Hüsne ‘den kadınların gördüğü bütün köy ve ev işlerini öğrenir. Ağ Fadime, hem görgülü hem de becerikli bir kadındır.
İlk çocuğu Mazhar’dan başka 1953’te kaybettiği diğer oğlu Mustafa, altı aylık iken ölen Ömer(Rukiye ile Ayşe’nin arasında), üç aylık iken ölen Yakup(Rabia ile Emine’nin arasında) ve 1955’te üç aylık iken ölen Hakverdi olmak üzere beş oğlu olmuştur. Bu çocuklardan üçü bir yaşına bile gelmeden o zaman çok yaygın bir ölüm sebebi olan menenjitten dolayı ölmüş, Mustafa ise evli iken askere gitmeden önce silahlı bir kavgada vefat etmiştir. 1957’de toprak eşmek için Arkaç Tarla ’ya gidip toprak altında kalarak hayatını kaybeden kızı Güley’den başka Rukiye, Ayşe, Rabia ve Emine isminde üç kızı daha bulunmaktadır. Kızlarından Ayşe, Rabia ve Emine dışındaki kızları bugün hayatta değildir.
Ailenin bütün yükünü genç kızlığından itibaren taşımaya alışan ruhu yeni geldiği evin tüm yükünü de taşımaya başlar. Büyük oğlu Mazhar’ı Küçük Köpekli Köyü’nden Süvari’nin Mehmet ‘in kızı Yeter ile küçük oğlu Mustafa’yı ise kayını Kasım Kaa’nın kızı Rukiye ile evlendirir. Kızlarından Rukiye, Rabia ve Emine Geycek Köyü’nde kalırken, Ayşe Güzyurdu Köyü’ne gelin gider.
Kocası Abidin hoca köyde sevilen kişilerinden birisidir. Abidin hoca çalışkan, yardımsever, akraba canlısı, merhametli ve küslük bilmez bir insandır. İbadete ve zikre düşkün, ilahi esintilere açık yumuşak gönüllü bir abid bir kişiliğe sahiptir. Köyün mühim imamlarından olan Derviş hocanın babasından Kur’an-ı Kerim, mevlit ve Osmanlıca okumayı-yazmayı öğrenmiştir. Okumaya, öğrenmeye çok meraklı, bildikleriyle amil köy şartlarında âlim bir insan olarak kabul edilebilir. Köy camisinde 15 yıl aralıksız imamet vazifesi yürüten Derviş hocanın müezzinliğini de yapmıştır. Kadife gibi ince, yumuşak, hüzünlü ve etkili bir sese, dinleyenleri başka âlemlere götüren bir makama sahip olduğu dile getirilmektedir.
Aile efradıyla, akrabalarıyla, komşularıyla, köylüleriyle arası hep iyi olmuştur. Onu tanıyan hemen herkeste müspet bir izlenim bırakan bir samimiyeti ve insanlığı olduğu söylenmektedir. Başka köylerden Mucur’a giden yolcular da istirahat için evlerinde konaklayanları Tanrı misafiri olarak görüp hizmetlerini görmekten yüksünmemiştir. Dindar, yardımsever, hatır-gönül bilir, merhametli, kimseye kin tutmayan, iyi huylu, geçim ehli, umur görmüş, dirayetli bir kadın olarak aileyi bir arada tutan bir tutkal vazifesi görür. Ölünceye kadar birlikte yaşadığı oğlu ve gelini ile laflarının bile karşı karşıya gelmediğini gelini ifade etmektedir.
1960’lı yılların ortasında başlayan okuma akımı köydeki çocukları ortaokul bulunan Mucur’a yönlendirir. Çocuklar, bir veya iki göz evlerde birkaç arkadaş birlikte kalmaktadır. Başlarında da aileden bir kadın-ki umumiyetle bu işler babaannelerin/ebe üzerindedir- durmakta, yemek hazırlama, temizlik, elbise yıkama, soba kayma vb işlerini yapmaktadır. Ağ Fadime de torununun yanında kalır bir dönem.
Ağ Fadime genlerindeki şairlik ruhuyla dayısı Sadık hoca, anası Kara Anşa ve bacıları Hüsne, Esme ve Ağbacı(Döndü) gibi hissiyatını manzum olarak doğaçlama dile getirmesiyle meşhur olmuş, Geycek Köyü’nde yetişen önemli kadın şairlerden birisidir. Bize kadar şifahi olarak gelen iki ağıdı daha sonra halk edebiyatı derlemelerine girmiştir. Oğlu için yaktığı, tamamı 11 kıta olan ağıtın iki dörtlüğünde şöyle yanmaktadır:
Burnağılla şu Tatar’ın arası
Arasında kör dumanlar durası
Sorun fenere de fener söylesin
Azgınmıymış Mustafamın yarası...
Yaz gelir de ılgın olur yazılar
Döl döker de koyunlarım kuzular
Ne yatıyon şu boyrazın altında
Soğuk vurmuş yaralarım sızılar....
Kızı Güley için söylediği ağıt da hikâyesiyle birlikte literatüre şöyle geçmiştir: Bu olay 1956 ‘da yaşanır. Güley’ amcaoğlu Ahmet ile evlenir. Meryem adında sarı saçlı, yeşil gözlü bir kızı doğar. O vakitlerde köylü kadınlar evin içini Arkaç Tarladaki beyaz toprak kaynağından getirdikleri ağ toprakla sıvamaktadırlar. Güley, bacısı Rukiye, görümcesi Yeter ve emmalini(emmi gelini) Havise birlikte Arkaç tarlaya toprak eşmeye giderler... Oyuğu eşip toprağı dışarıya taşıdıkları sırada Güley ile Havise içerdeyken oyuk aniden büyük bir gürültüyle uçar; Güley tamamen, Havise ise yarısına kadar toprak altında kalır. Yeter ile Rukiye, Havise bacıyı kurtarırlar. Güley’i çıkartmaya muvaffak olamazlar; Rukiye köye kadar koşar faciayı haber verir... Köyden adamlar olay yerine gelirler fakat artık yapacak bir şey kalmamıştır. Güley ölmüş, Havise ise hadisenin izini hayatının geri kalan bölümünde ayaklarında taşımıştır. Müessif hadisenin vuku bulduğu derenin ismi o günden sonra Kanlı dere olarak anılmaktadır...
Genç yaşında toprak altında kalıp hayatını kaybeden Güley için hem köyün iz bırakan âşıklarından annesi hem de köyün meşhur ağıtçısı, büyük bir ozan olan Nasibe Şahin (ki nasip olursa hayatı ve şiirleri yakında bu platforma yayınlanacak) ağıt yakarlar... Kızı için yaktığı ağıtın tamamı 11 kıta olan şiirin dört kıtası şöyledir:
Uyladı da soyha duman uyladı
İndi gitti Tortali'yi boyladı
Kalk kurbanım kadın kızım gidelim
Evde Meryem kızın anam diye ağladı...
Keseri vurunca toprak elendi
Sarı saçı ağ toprağa belendi
Elerim toprağı da götürrüm deyi
Sıvarım duvarı da oturrum deyi...
Kara toprak gördürmemiş işini
Ecel yiğit dolaşıyor peşini
Kurban olam ağzındaki dişini
Dişi güzel kadın kızım nic’oldu
Toprak indi o da bana güc’oldu...
Getirin de astabını dürüyüm
Çöz anası ben bebami görüyüm
Ne yapıyım kuzum güççük Meryemim
Söyle kuzunu da kime veriyim
1975 yılında kocası Abidin hoca beş yıldan beri mustarip olduğu mide rahatsızlığından dolayı vefat edince çok üzülür. Kendisi de yüksek tansiyon hastasıdır fakat o devirde doktora gitmek, ilaç almak, perhiz uygulamak, işten kaçmak ne mümkün! Tanısı konulmuş bir hastalık olmamakla beraber, sonrasında kısmi felç geçirmesinden, beynine pıhtı attığı söylenebilir. Beş altı yıl kadar evden dışarı pek çıkamaz. Bu dönemde, kızı gibi sevdiği gelini hizmetini görür.
Ana-babasına, kardeşlerine, akrabalarına, oğluna, kızlarına, torunlarına çok düşkün olan Ağ Fadime 24 Mart 1979’da akşamüzeri emaneti sahibine teslim eder. Berzah âleminde, çok sevdiği babasına, kocasına,anasına,kardeşlerine,bacılarına,küçük yaşta toprağa verdiği çocuklarına ve hayata doyamadan irtihali darı beka eden Mustafa ve Güley’ine kavuşur.
Bizlere hiç kıyamayan ve sürekli kurbanım diyerek sevgisini izhar eden ebem Ağ Fadime'yi Yüce Allah rahmetiyle yarlığasın, mekânı cennet olsun.