Yeni seçilen Jimmy Carter’in yemin törenine Jones yedi otobüs dolusu Tapınak Üyesini göndermiş, kendisi ve yardımcıları da özel toplantı için daha önceden uçakla gitmişlerdi.

Birkaç önce Jones’un sağladığı sevimli kalabalığı unutmayan başkanın eşi Rosalynn Carter davet etmişti Jones’u.

Jones’un yalanları sadece şifa üzerinden değildi. O aynı zamanda bilge mitini kullanıyor Müritlerinin tüm yaşamını bildiği izlenimini vermeye çalışıyordu. Sahte kerametleri Jim’e olan güveni artırıyordu. Ancak güç ve şöhret ondaki karanlık yönü uyandırmaya başlamıştı. Bazı üyeler onu cinsel taciz, zihin kontrolü ve uyuşturucu kullandırma gibi sebeplerden suçladılar. Böylece ABD’de tartışmalı bir isim haine gelmeye başladı. Bu suçlamalar Jones’a koşulsuz teslim olmuş üyeleri rahatsız ediyordu. Jones radikal bir karar aldı ve yaklaşıl 1000 müridiyle Kalifornia’dan ayrıldı.Amacı Guyana’ya gidip orada Jones Town adında bir kasaba kurmaktı. Guyana Cumhuriyeti , Güney Amerika’nın Kuzey Doğusunda Ormanlık bir Ülkedir. Adı Sular Ülkesi anlamına gelen Kızılderili Guina sözcüğünden gelmektedir.

Halkın Tapınağının San Francisco’dan göçü gözlemcilerin kiliseden bekledikleri bir gizlilik perdesi, altında başarılmıştı. Üyeler çoğunlukla sabah Tapınağa çağrılır ve o gece Guyana’ya hareket edecekleri bildirilirdi.

Üyeleri varını yoğunu satıp ona bağışladı. Satın aldıkları araziye büyük bir kasaba inşa etmeye başladılar. Kısa zaman sonra da sonları olacak bu yeri inşa ettiler. Başlangıçta herkes çok mutluydu. Burada herkes kendini evinde gibi hissediyordu. Üyeler arasında iş bölümü yapılarak herkese bungolawların inşasında, tarım alanında, çiftlik hayvanlarının bakımında veya gündelik işlerde görevler verildi. Kasabanın her yanına Jim Jones’un telkinlerini ve emirlerini iletmek üzere hoparlörler yerleştirildi. Mutlu bir hayat sürüyorlardı. Kendilerini rahatsız eden bir güç yoktu.

Jones üyelerinden dış dünyaya ait tüm zevklerden vazgeçmelerini istiyordu. Böylece sonsuz huzura ulaşabileceklerdi. Üyeler bu durumdan şikayetçi değildi. Sahip oldukları her şeyi Jones’un kurduğu kasabaya bağışlıyorlardı. Yani her şey Jones’un oluyordu. Ancak cennet sandıkları şey gitgide bir korku filmine dönüşmeye başlamıştı. Baba olarak hitap ettikleri liderleri günden günde değişiyordu. Jones her geçen gün daha paranoyak ve daha kontrolsüz oluyordu. Uyuşturucuya başlamıştı. Bunu kasabanın selameti için daha az uyumak ve daha çok çalışmak için yaptığını söylüyordu. Fakat uyuşturucular ve az uyku onun gerçek kişiliğini ortaya çıkarmaya başlamıştı.

Üyelerine dünya zevklerinden el etek çekmeleri gerektiğini söylese de o üyelerinden güzel kızları kendi arzuları işçin kullanmakta çekinmiyordu. Jones’un istismar ettiği kadınlardan neredeyse hepsi bunu bir onur olarak görüyor duruma bir ibadet olarak bakıyorlardı. Jones gittikçe yoldan çıkmıştı. Paranoyası o kadar artmıştı ki neredeyse hiç kimseye güvenmiyordu. Nitekim bu durum üyelerine bir sürpriz yaşatacaktı.

Bir sabah jones herkesi kahvaltı için bahçeye davet etti.Tüm üyeler keyifle kahvaltılarını yapıyor manzaranın tadını çıkarıyordu. Babaları yani Jim Jones’da aralarındaydı. Üyeleriyle ilgilenmekteydi. Sonra birden bir el silah sesi duyuldu. Herkes korkudan sağa sola kaçıştı. Yerde bir kişi yatmaktaydı. Jim Jones. Gömleği kan içindeydi. Kalabalık biraz sonra babalarının göğsünden vurulduğunu anladılar. Jones acilen kilisenin içine odasına taşındı. Müritler kilisenin içinde babalarını bekliyor dua ediyorlardı. Sonra aniden kapı açıldı kapının ardından Jim Jones göründü. Üstünde gömlek yoktu. Ancak bedeninde ne bir kan ne de kurşun izi görünüyordu. Kısacası kendini iyileştirmişti. Aslınca gerçek tüm bunların düzmece olmasıydı.