Son günlerde bir hareketlilik var…

Ama öyle memleketin derdine çare olacak bir hareket değil.
Daha çok “görünme” telaşı.
Bakıyorsun; çay kahve programları, önceden ayarlanmış buluşmalar, hep aynı yüzler, hep aynı cümleler…
Kendi partilileriyle otur, konuş, gül, sonra da fotoğraf çek, paylaş.
Altına da klasik cümle: “Vatandaşlarımızla bir araya geldik.”
Hangi vatandaş?
Sizin yanınıza gelen zaten sizin insanınız.
Zaten sizi alkışlayan, zaten size itiraz etmeyen.
Orada gerçek yok, orada konfor var.
Gerçek sokakta.
Ama sokağa giren yok.
Çünkü sokakta soru var.
Sokakta sıkıntı var.
Sokakta “geçinemiyoruz” diyen insan var.
Oraya girerseniz alkış değil, hesap var.
Onun yerine ne yapılıyor?
Atanmışlara ziyaret…
Kurum kapılarında pozlar…
Kapıda karşılan, içeri buyur edil, çayını iç, fotoğrafını ver.
Oh ne güzel siyaset!
E soralım o zaman: Bu ziyaretlerin hangisi vatandaşa nefes oldu?
Hangi kapıdan çıkan çözüm, sokağa indi?
Hiçbiri.
Çünkü o kapılarda sorun konuşulmaz, protokol konuşulur.
Asıl konuşulması gereken yer pazar yeri.
Esnafın dükkânı.
Mahallenin arası.
Orada insanlar artık dert anlatmaktan yorulmuş.
Ama siz dinlememekte ısrar ediyorsunuz.
Bir de dilinize doladığınız o meşhur cümle:
“Yatırımlar geliyor…”
Yıllardır geliyor.
Ama bir türlü ulaşamıyor bu şehre!
Açık açık konuşalım: Kaç tane yatırımın temelini attınız?
Kaçını bitirdiniz?
Kaç tanesi bugün vatandaşın hayatına dokunuyor?
Sürekli “gelecek” diyorsunuz.
Bu şehir artık “gelecek” değil, “geleni” görmek istiyor.
Reklamla, afişle, sosyal medya paylaşımıyla memleket kalkınmaz.
Fotoğrafla hizmet olmaz.
Millet artık şuna bakıyor:
Benim hayatım değişti mi?
Cevap çoğu kişi için net:
Hayır.
O zaman kusura bakmayın, bu kadar fotoğraf, bu kadar ziyaret, bu kadar reklam…
Hepsi boşa.
Bakın, siyaset dediğiniz şey; koltukta oturmak değil, yük taşımaktır.
Protokolde görünmek değil, derdin içine girmektir.
Ama siz zor olanı değil, kolay olanı seçiyorsunuz.
Kendi kitlenizin içine girip “her şey güzel” demek kolay.
Ama sokağa çıkıp “ne yanlış yaptık?” diye sormak zor.
İşte o yüzden kopuyorsunuz.
Halktan kopan siyasetçi, zamanla gerçeği de kaybeder.
Etrafında sadece alkışlayanlar kalır.
Ve en tehlikelisi de budur: Gerçeği duyamamak.
Bugün bu şehirde insanlar iş arıyor, geçim derdi çekiyor, umudunu kaybediyor.
Gençler gidiyor.
Esnaf ayakta durmaya çalışıyor.
Ama siz hâlâ fotoğraf peşindesiniz.
Şunu artık kabul edin: Bu millet sizin kimlerle fotoğraf verdiğinize bakmıyor.
Bu millet sizin ne yaptığınıza bakıyor.
Ve unutmayın…
Sokak sizi izliyor.
Konuşmayan çok insan var ama herkes görüyor.
Herkes not ediyor.
Günü geldiğinde o fotoğraflar değil, yaptıklarınız ve yapmadıklarınız konuşulacak.