Albert Einstein’ın 1933’te kaleme aldığı o tek sayfalık “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Makam-ı Âlisine"diyen mektup, Nazi zulmünden kaçan bilim insanlarına bir hayat koridoru açarken genç Türkiye Cumhuriyeti için de küresel çapta bir akıl göçünü başlattı.

1933 Üniversite Reformu ile ivme kazanan bu süreç, 1944 yılında Kırşehir’deki zorunlu ikamet günlerinde devasa bir bilim ve kültür hamlesine dönüştü. Prof. Dr. Fritz Baade, Prof. Walter Ruben ve Prof. Eduard Zuckmayer gibi kıymetli isimlerin iz bıraktığı bu köklü hafıza; Kırşehir’in sadece bir tarım şehri değil, insanlığın en karanlık döneminde küresel bilimin güvenli bir sığınağı olduğunu tüm dünyaya kanıtladı. Bugün kentimizin termal sularında ve parıldayan oniks taşlarında, bu zorunlu ama asil buluşmanın silinmez izleri yaşamaya devam ediyor.

ANKARA’NIN KARARI VE KIRŞEHİR’İN BİLİM SIĞINAKLIĞI

Dünya tarihinin akışını değiştiren küresel kriz, Anadolu’nun bağrındaki bir kentte Kırşehir de de silinmez izler bıraktı ve şehri İkinci Dünya Savaşı’nın o karanlık yıllarında dünya bilim elitlerine ev sahipliği yapmış tarihi bir sığınak haline getirdi.

1933 Üniversite Reformu ile başlayan, Albert Einstein’ın mektubuyla diplomatik bir boyut kazanan ve 1944 yılında Kırşehir’in tecrit sokaklarında yerel bir kalkınma hikâyesine dönüşen bu serüven, Kırşehir’in sadece bir tarım şehri değil, aynı zamanda küresel insanlık ve bilim tarihinin de önemli bir durağı yaptı.

1933’ten Bir Tarih Vesikası:

ALBERT EİNSTEİN’IN İSMET İNÖNÜ’YE MEKTUBU

20. yüzyılın en büyük fizikçisi Albert Einstein’ın 1933 yılında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına hitaben kaleme aldığı mektup, yakın tarihimizin en saygın ve merak uyandıran vesikalarından biridir. Nazi Almanya’sından kaçan Yahudi ve Faşizm muhalifi bilim insanlarının Türkiye’ye sığınış sürecini simgeleyen bu belge, hem Cumhuriyet’in genç üniversite reformuna hem de dönemin küresel insani krizine ışık tutmaktadır.

TARİHÎ MEKTUBUN ORİJİNAL METNİ VE TÜRKÇE ÇEVİRİSİ

Albert Einstein, 17 Eylül 1933 tarihinde Onursal Başkanı olduğu Dünya OSE Birliği ("Yahudi Sağlığını Koruma Dostları Birliği") adına Paris merkezinden Başbakan İsmet İnönü’ye şu mektubu ulaştırmıştı

K-1

FRANSIZCA ORİJİNAL METİN TÜRKÇE ÇEVİRİSİ:

(BCA Kayıtlarındaki Aslı):

"Ekselansları, Dünya "OSE" (Yahudi Sağlığını Koruma Dostları Birliği) Birliğinin Onursal Başkanı olarak, Almanya'dan kırk profesör ve doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye'de devam etmelerine izin vermeniz hususunda Ekselanslarına başvuruda bulunmayı saygılarımla arz ederim. Söz konusu kişiler, Almanya'da şu anda yürürlükte olan kanunlar nedeniyle mesleklerini daha fazla icra edememektedirler. Bu kişilerin büyük çoğunluğu geniş bir deneyime, bilgiye ve bilimsel liyakate sahip olup yeni bir ülkeye yerleştiklerinde son derece faydalı olabileceklerini kanıtlayabilirler. Birliğimiz, çok sayıda başvuran arasından kırk deneyimli uzman ve seçkin bilim insanını seçmiş bulunup bu kişilerin ülkenize yerleşmelerine ve mesleklerini icra etmelerine izin vermeniz için Ekselanslarına başvurmaktadır. Bu bilim insanları, Hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir ücret talep etmeksizin çalışmaya isteklidirler. Bu başvuruyu desteklerken, bu talebi kabul etmekle Hükümetinizin yalnızca yüksek bir insanlık görevi yerine getirmekle kalmayıp aynı zamanda kendi ülkenize de büyük bir fayda sağlayacağına dair ümidimi ifade etme cesaretini gösteriyorum. Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan onur duyarlarım, Prof. Albert Einstein Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Makam-ı Âlisine"

ANKARA BÜROKRASİSİ VE MEKTUBUN İZLERİ

Aslı bugün Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde ("BCA, 030..10/117.813..12") muhafaza edilen belgenin üzerinde dikkat çeken havale notları yer alır. Mektup Başbakanlığa ulaştığında İsmet İnönü konuyu Millî Eğitim Bakanlığına sevk etmiş, belgenin sağ üst köşesine el yazısıyla "Sıhhat ve Maarif Vekâletine" notu düşülmüştür

İsmet İnönü’ün Resmî Yanıtı ve Arka Plan:

İsmet İnönü, resmî olarak dönemin yasal kadro ve bütçe sınırları nedeniyle 14 Aralık 1933’te olumsuz bir yanıt taslağı hazırlatarak Albert Einstein’a iletmiştir İsmet İnönü mektubunda: "Bildiğiniz gibi kırktan fazla profesör ve hekimi mukavele ile istihdam ettik... Bu nedenle daha fazla personel istihdam etmemiz mümkün değildir" ifadelerine yer vermiştir Ancak bu resmî mektuplaşmanın arkasında, Türk diplomasisinin zaten Zürih üzerinden profesör heyetleriyle doğrudan anlaşmalar imzalamış olduğu gerçeği yatmaktaydı

Sürecin Bilinmeyen Arka Planı: Mektup Tek Başına mı Yetti?

Mektup tarihsel olarak %100 doğruluk taşısa da Alman bilim insanlarının Türkiye’ye gelişinin tek sebebi veya başlangıç noktası değildir. Sürecin arka planında şu kritik gelişmeler yatar.

1933 Üniversite Reformu ve Zamanlama: Türkiye, Albert Einstein’ın mektubundan aylar önce (1933 baharında) Darülfünun’u kapatıp yerine modern İstanbul Üniversitesi’ni kurma kararını almıştı… Yani Ankara’da zaten yetişmiş yetkin akıllara büyük bir ihtiyaç vardı.

Prof. Schwartz ile Yürütülen Temaslar: Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip ve Türk hükûmeti, Almanya’dan kaçan bilim insanlarını temsil eden Yabancı Akademisyenler Yardım Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Philipp Schwartz ile Zürih’te doğrudan temas hâlindeydi. İlk resmî sözleşmeler Temmuz 1933’te imzalanmıştı.

Diplomatik Kaldıraç Etkisi: Albert Einstein’ın Eylül 1933’teki başvurusu, o sıralarda yürütülen ikili temaslara uluslararası ölçekte muazzam bir meşruiyet ve prestij kazandırdı Arayış hâlindeki Türk diplomasisine güçlü bir diplomatik kaldıraç sağladı.

40 KİŞİLİK TEKLİFTEN 190’I AŞAN BİLİM HEYETİNE

Albert Einstein mektubunda 40 kişilik bir uzman grubu için izin istemişti. Ancak Türkiye, bu talebi kendi reform hamlesiyle birleştirerek 40 sınırını katbekat aştı. Aileleriyle birlikte 190’ı aşkın dünyaca ünlü bilim insanı, mimar ve sanatçı Türkiye’ye davet edildi.

İçlerinde Fritz Baade, Walter Ruben, Ernst Reuter, Philipp Schwartz ve Clemens Holzmeister gibi isimlerin yer aldığı bu seçkin akademisyenler; İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında ve 1944 tecrit yıllarında Kırşehir gibi İç Anadolu kentlerinde modern Türk yükseköğretimine ve kültür hayatına silinmez izler bıraktılar.]. Albert Einstein'ın mektubu; bilimin, sığınmanın ve vizyonun tarihsel bir buluşma noktası olarak arşivlerimizdeki yerini koruyor.

Anadolu’da Bir Bilim Sığınağı: 1944 Kırşehir Tecrit Yılları ve İz Bırakan Alman Akademisyenler

İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, 1944 yılında Türkiye’nin Nazi Almanyası ile diplomatik ve ticari ilişkilerini kesmesi üzerine, ülkemizde görev yapan Alman bilim insanları, uzmanlar ve aileleri için hassas bir dönem başladı. Türkiye; Alman vatandaşlarını Kırşehir, Çorum ve Yozgat gibi İç Anadolu kentlerinde zorunlu ikamete (tecrit) tabi tuttu. Bu tecrit merkezleri arasında entelektüel, bilimsel ve sanatsal birikimin en yoğun kümelendiği kent ise Kırşehir oldu.

Bir yanda mültecilik ve sürgün şartları, diğer yanda resmî çalışma yasakları sürerken Kırşehir’e gelen Alman akademisyenler köşelerine çekilmek yerine birikimlerini Kırşehir’in ekonomisine, kültürüne, jeolojisine ve şehir hafızasına kazandıran tarihi adımlar attılar.

Oniks Taşının ve Terme’nin Mimarı:

PROF. DR. FRİTZ BAADE

Almanya’daki Sosyal Demokrat Parti ("SPD") eski milletvekili, ünlü iktisatçı ve tarım uzmanı Prof. Dr. Fritz Baade, Türkiye’ye Tarım Bakanlığı danışmanı olarak 1944’te Kırşehir’e mecburi ikamete yollandığında, ülkenin bu şirin kentini adım adım gezerek potansiyelini ortaya çıkarmaya kararlıydı.

Oniks ("Onyx") Taşının Keşfi ve İşlenmesi: Kırşehir ve çevresindeki jeolojik yapıyı inceleyen Prof. Dr. Fritz Baade, bölgedeki zengin damarlı mermer ve akik yataklarını (Oniks) keşfetti. Bu taşın kesilmesini, zımparalanmasını ve cilalanmasını bizzat yerel ustalara göstererek Kırşehir’de oniks mermer el sanatları ve taş işlemeciliğinin temellerini attı. (Almanya’ya dönerken yanında götürdüğü bu taştan yapılan vazo, vasiyeti üzerine yıllar sonra torunu tarafından Kırşehir Müzesi’ne bağışlanmıştır)

Terme Kaplıcaları ve Şehir Planlaması: Şifalı Terme sularının potansiyelini değerlendiren Prof. Dr. Fritz Baade, Terme Kaplıcaları'nın modern anlamda ilk planlarını çizdi ve havuz tesislerinin kurulmasına öncülük etti.

Fahri Hemşehrilik: Kırşehir halkının bağrına bastığı Prof. Dr. Fritz Baade, kendisine verilen Kırşehir Fahri Hemşehriliği payesini hayatı boyunca aldığı en değerli unvan olarak gururla taşıdı.

Prof. Dr. Fritz Baade, yaşlılık döneminde de Kırşehir'i bizzat ziyaret ederek "hemşehrileriyle" hasret giderdi. Bu ziyaretlerde kendisini sürgündeyken evinde ağırlayan yerel aileleri, birlikte çalıştığı taş ustalarını ve Terme Kaplıcalarındaki gelişmeleri yerinde inceledi. Kırşehir sokaklarında bir yabancı gibi değil, kentten çıkan bir devlet büyüğü gibi büyük bir coşku, saygı ve sevgiyle karşılandı. Kırşehirliler ona her zaman "Bizim Profesör" veya "Kırşehirli Baade" diye hitap etti.

Kent Hafızasını Kâğıda Döken Hindolog:

PROF. WALTER RUBEN

Kırşehir’e mecburi ikamete gönderilen bir diğer devasa akıl ise dünyaca ünlü Hindolog ve antropolog Prof. Walter Ruben’di. Prof. Walter Ruben, sürgün günlerini odasında geçirmek yerine Kırşehir’in sokaklarını, insanlarını, folklorunu ve köklü tarihini inceledi.

Tarihî Monografi: Kentte yaptığı antropolojik ve sosyolojik alan çalışmaları neticesinde "İç Anadolu’da Küçük Bir Eskiçağ Şehri: Kırşehir" adlı ölümsüz eseri kaleme aldı. Bu çalışma, Kırşehir’in geçmişine ve kültür yapısına ışık tutan en temel bilimsel referanslardan biri hâline geldi

Anadolu’da Klasik Müzik Yankıları:

SANATÇILAR VE KÜLTÜR VAHASI

Kırşehir’e gönderilen yaklaşık 200 kişilik mülteci akademisyen, teknokrat ve aile grubu, yanlarında sadece bilimsel kitaplarını değil kültürlerini de getirmişti. Dünyaca ünlü yazar ve oyun yazarı Carl Zuckmayer gibi isimlerin de yolu bu dönemde Kırşehir’den geçti.

Çamur Sokaklarda Batı Klasikleri: Alman sığınmacılar, dönemin kerpiç evlerinden birinde bir koro ve küçük bir orkestra kurdular. Kırşehir halkının meraklı ve misafirperver bakışları altında, Anadolu'nun ortasında düzenli haftalık dinletilerle Beethoven ve Bach ezgileri yükseldi. Kentte unutulmaz bir kültürel etkileşim yaratan bu sürece dair detaylar, Kırşehir tecrit grubunda yer alan ve Cumhuriyet’in müzik eğitimine yön veren ünlü besteci Prof. Eduard Zuckmayer’in (yazar Carl Zuckmayer’in ağabeyi) 1944 tecrit günlerini konu alan biyografik kayıtlarında açıkça görülmektedir.

Deprem Sonrası Güvenli Şehir Raporları:

PROF. W. SALOMON CALVİ VE DR. H. KLEİNSORGE

1938 yılında Kırşehir’de meydana gelen büyük depremin yaraları henüz taze iken, tecrit yıllarında kentte bulunan jeologlar Prof. W. Salomon Calvi ve Dr. H. Kleinsorge, bölgenin sismik ve jeolojik yapısını incelediler. Şehrin gelecekte daha güvenli alanlara doğru büyümesi ve yapılaşması için Ankara’ya ve yerel yönetime bilimsel raporlar sundular