1978 senesinin mayıs ayıydı...

Geycek Köyü 'ne mektup getiren postacı Tahsin, Mustafa Onbaşı'nın odasının hemen yanında durup ,kendine has bir tarzda mektupları dağıtırdı...Köye gelen çerçilerin ve çingenelerin de satış mekanı Aşağı Çeşme'nin hemen yanındaki alandı...Burası aynı zamanda ,takriben,köyün ortası sayılırdı...Bahsettiğim o alan o yıllarda köyümüzün muhtarı olan Emin amcanın evinin de altındaydı...Gelen çerçilerin bağırıp çağırmasına lüzum yoktu; zira çeşmeden su doldurmaya giden kadınların mutlaka haberi olurdu çerçiden...

Çerçilerin çoğunun, minibüs alacak parası olmadığından ötürü ,ekmek tekneleri at arabasıydı...Sattıkları da inci,boncuk,cıncık, plastik malzemeler,kumaş,pazen,basit giysiler,kırık leblebi ,üzüm ,keçiboynuzu, sadrazam sucuğu, bisküvi top vs..idi...Köylülerde o devirde para ne gezer...Çerçilerle yapılan alış-verişte mübadele aracı olarak buğday,yumurta,yün,zerdali çekirdeği tedavüldeydi...

Sekiz yaşındaydım.Bir yıl önce münavebeli bir şekilde başladığım kuzu gütme işi ,abim ortaokulda okuduğu için, omuzumda kalmıştı...Kuzular Nisan ayından sonra yaylıma çıkıyordu.

Okullar kapayıncaya kadar kendi kuzularımızı güdüyordum.Sabah ezanıyla araziye çıkar,sıcak artmaya başlayınca saat 9-10 gibi kuzuları eve getirirdik.

İşte o günlerin birisinde ,mutad olduğu üzere, kuzuları yaymış, eve dönmüştüm.Annemin hazırladığı döndürmeyi yedikten sonra mabeyn dediğimiz odada biraz uyudum...Orası serin oluyordu.Uyandığım esnada annemin sesini duydum. Annem o vakit tam kırk yaşında,gücünün zirvesinde, güçlü bir kadındı." Uyandıysan kalk da çerçiye gidelim,sana astap(elbise)alalım", dedi... Sevinçle kalktım,annemin elinden tuttum. Köyün ortasında duran ,at arabalı çerçinin yanına vardık...O kadar yiyeceğin arasında plastik mavi bir top ile üzerinde şampiyonanın maskotu olan ve "Argentina-78" yazısı bulunan mavi renkli tişört dikkatimi çekti."Anne şu topla tişörtü alsana!" demiş olmalıyım ki annem getirdiği buğday ve yünü çerçiye verip mavi tişört ile topu aldı...Eve gelmeyi beklemeden çerçinin yanında tişörtü denedik;tam bana göreydi. Denedikten sonra üstümden çıkartmak istedi fakat boynumu büküp "Anne ,çıkarmasak olmaz mı ; yukarı mahalleyle maçımız var da .." deyince bıraktı..

O gün harman yerinde ikindiye kadar kimimiz Kempes,kimimiz Ardiles kimimiz Rumenige, kimimiz de Dagliş olduk maç boyunca..Üzerimde,yeni parlayan çok genç , iyi futbolculara sahip olan Arjantin forması bulunmasına rağmen Dagliş olmayı tercih etmiştim. O akşam da tişörtümü yatağımın altına koyup yattığımı dün gibi hatırlıyorum.O,mavi renkli tişörtümün , güz mevsiminde, bağ bozumundan sonra, daldan dala geçme oyunu oynarken dala takılıp yırtıldığında ne kadar üzüldüğümü ifade edemem...

1982,1986,1990,1994,1998,2002,2006,

2010, dünya kupalarını, en azından önemli maçlarını, seyrettim...üç dört peridottan beri ne Dünya kupası ne de Avrupa Şampiyonası fazla ilgimi çekmiyor...Bilhassa futboldaki şike hadiselerinin ayyuka çıktığı yıllardan bu yana ilgi grafiğim sürekli düşüyor.

Belki yaşla da ilgisi vardır diye değerlendirmek mümkün...

Yıllar içinde azalan ilgisizliğime rağmen, her şampiyona öncesinde ve küçük bakkallar önünde geçerken aklıma düşer.Geçen onca yılın silemediği annemin elinden tutup ,at arabalı çerçiye gidişimiz, mavi renkli,maskotlu tişörtü alışımız hala dün kadar tazedir benim için...

O gece kuzudan döndükten sonra daldığım derin uykudan, annemin beni kucaklayıp konağa götürdüğü, yatağıma koyarken yanağıma kondurduğu sevgi öpücüğünü unutamam...Daha dün yaşanmış gibi teferruatıyla düşünmek mutlu eder beni...