Mustafa Kemal Paşa  mektubunda o güne kadar  Milli Mücadele uğrunda yaptıklarını  özetlerken,  diğer taraftan da  teşkilatlanma ve  mücadelenin başarısı  ile ilgili strateji çizmektedir.

                 Mustafa Kemal Paşa , o zaman kadar Erzurum ve Sivas kongrelerinin toplanarak Türk istiklalinin temini için  kararlar aldığını,  Sivas Kongresinde bütün  Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinin  birleştirildiğini ve bu teşkilatların birbirinden haberdar kılındığını; ayrıca,  bütün bu faaliyetleri tek elden yönetmek için “Heyet-i Temsiliye” oluşturulduğunu,  bunun riyasetinin de kendinde b ulunduğunu anlatmaktadır.

                  Mustafa  Kemal’in Araplarla ilgili olarak  Talat Paşa’nın  teklif ettiği formülü kabul ettiği söylenebilir: ”Suriye ve Iraklılar ile öteden beri  münasebet tesis etmiş  ve kendileri  İngiliz ve Fransızlar aleyhinde  teşebbüsata geçirilmiştir. Daha ciddi esaslar dahilinde , tevhid-i hareket için nezdimize gelmiş olan  selahiyattar Arap murahhısları  ile  mukarrerat ittihaz edilmiştir. Araplara karşı bidayetten beri  ifade ettiğimiz siyasi formül şudur: Her millet  kendi dahilinde istiklalini kurtardıktan sonra  (konfederasyon) halinde birleşmek;bu husus Araplarca maalmemnuniye kabul edilmiştir”.

 Kafkasya’ya ilişkin faaliyetler konusunda  Mustafa Kemal,  Halil Paşa ile görüştüğünü ve onu “Azerbaycan ve Şimal Kafkasya’da  Çerkezlerin istiklalini temin etmek, Azerbaycan ile ittifak etmiş olan Gürcistan ile itilaf halinde yaşamak” hususların sağlanmasını, aynı zamanda, bölgedeki Nuri, Talat Paşa ve o sırada Türkistan’da   olduğunu sandığı Enver Paşa ile münasebet kurmak için Kafkasya’ya gönderildiğini, kendisine bunlardan “peyderpey malumat” geldiğini söylemektedir.

                     Mustafa Kemal Paşa Bolşeviklerle olan ilişkilerin Türkiye’de Bolşevik prensiplerinin tatbikine  bağlı tutulamayacağını; ancak  Bolşevik yardımının sağlanabilmesi için  gerekirse Bolşevikliğin ilanına  dahi gidilebileceğini söylüyordu.

                   Misak-ı Milli şeklinde  ortaya konulan  istiklal hareketinin stratejisini ise Mustafa Kemal Paşa şöyle açıklıyordu: “ İtilaf devletleri yukarıda söylediğim hudutlar dahilinde  (Türk ve Kürt Milli Hudutları-cenup hududu, İskenderun Cenubu, Hatay ile Fusta arası, Ceraplus Köprüsü ve şarkta Musul Vilayeti) tamamiyeti milliyemizi ve istiklalimizi bütün manasıyla kabul ve tasdik etmek şartıyla bir sulh yaparsa ve iktisaden temin-i menafi için dermeyan edeceği  şurut, hakk-ı hayatımızı  iptal etmeyecek derecede olursa, ba’dessulh çalışmak için müsait bir sahaya ve şeraite malik olabiliriz. Eğer istiklalimiz iktisaden olduğundan  ziyade siyaseten  İngilizlerin taht-ı murakebesinde olacak surette sulh yaparsa atiyen dahi serbesti-i harekattan mahrum bırakılmış olacağız”.

                     Mustafa Kemal Paşa mektubunun sonunda , Cavid Bey’in  memleket için faydalı  bir insan olduğu ve olmaya devam edeceği  yolundaki Talat Paşa’nın görüşlerine katıldığını; eğer mümkünse, kendisine elli bin liranın gönderilmesini istemektedir.

                    XIX yy’ın ikinci yarısından itibaren  Panislamist politika İngiltere’nin , Pantürkist politika ise Rusya’nın korktuğu  iki siyasi plan olmuştur. Talat Paşa’nın  İslamcı tekliflerinin ağır basması İngilizlerin  1. Dünya Savaşında Bağımsızlık verecekleri  gibi vaatlerle  Osmanlıya karşı isyan ettirdikleri Arap topluluklarına  bağımsızlıklarını vermemelerinden doğan hoşnutsuzluktan dolayı  Arap önderlerinin  İttihatçılarla birlikte  hareket etmelerinden de kaynaklanmaktadır. Aslında, Talat Paşa’nın mektubunda bahsettiği federatif çözüm 1918 yılında Ziya Gökalp ve çevresi tarafından ortaya atılmıştı ve  Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nu örnek gösteriyordu.