Kırşehir küçük yer…
Herkes birbirini tanır.
Kim ne yapıyor, kim neyi yapmıyor; bu şehirde gizli kalmaz.
Ama gel gör ki bazıları hâlâ bu gerçeği unutmuş gibi davranıyor.
Bugün seçilmişlerde de atanmışlarda da aranan özellikler belli…
Ama ne gariptir ki en çok eksik olan da yine bu özellikler.
Liyakat diyoruz…
Yok.
Dürüstlük diyoruz…
Yok.
Güvenilirlik diyoruz…
Sorgulanır.
Ahlak diyoruz…
Lafı çok, kendisi yok
Eleştiriye açık olun diyoruz…
Ama eleştiren hemen “karşı taraf” ilan ediliyor.
Hesap verin diyoruz…
Ama hesap vermek yerine hesap soranı susturma derdi var.
Peki, ne var?
Koltuğa oturunca değişen insanlar var.
Dün selam veren, bugün yüz çevirenler var.
Halkın içinden gelip halktan kopanlar var.
Projeci olmalı diyoruz…
Ama proje yok, bahane çok.
Sabırlı olmalı diyoruz…
Ama eleştiriye tahammül yok.
Şeffaf olmalı diyoruz…
Ama kapılar kapalı, hesaplar karanlık.
Temiz olmalı diyoruz…
Ama etrafına bakıyorsun, şaibe konuşuluyor.
Saygılı olmalı diyoruz…
Ama vatandaşa yukarıdan bakan bir anlayış hâkim.
Hesap vermeli diyoruz…
Ama hesap soran yok, sorulunca da alınan çok.
Milleti dinlemeli diyoruz…
Ama dinleyen yok, sadece konuşan çok.
Sevilen olmalı diyoruz…
Ama korkulanla saygıyı karıştıran bir zihniyet var.
İşini sevmeli diyoruz…
Ama işi değil, koltuğu sevenler çoğunlukta.
Örnek olmalı diyoruz…
Ama örnek olacak davranış bulmakta zorlanıyoruz.
Şimdi soruyorum…
Bu saydığımız özelliklerin hangisi gerçekten var?
Olanlara sözümüz yok.
Onlar zaten kendini belli ediyor.
Ama biz, olmayanı var gibi gösterenlerden bahsediyoruz.
Unvanı olan ama ağırlığı olmayanlardan…
Çünkü gerçek şu: Bu özellikler yoksa…
Seçilmiş olmuşsun ne olur?
Atanmış olmuşsun ne değişir?
Değişen sadece tabela olur.
Zihniyet aynı kaldıktan sonra, sonuç da aynı olur.
Ve halk artık şunu çok iyi görüyor:
Koltuğu dolduran değil, koltuğu taşıyamayanlar çoğaldı.