Azerbaycan halkının modern tarihi, özgürlük ve toprak bütünlüğü uğrunda verdiği zorlu ama şerefli mücadele ile yakından bağlantılıdır.
Bu mücadelenin en acı ve aynı zamanda kahramanlık örnekleriyle dolu dönemi, 1980’lerin sonlarından başlayan ve 1994 yılına kadar devam eden Birinci Karabağ Savaşıdır. Çatışma, 1988 yılında Ermenistan’ın Azerbaycan’ın tarihi topraklarından olan Dağlık Karabağ’a karşı temelsiz toprak iddiaları ile başladı. SSCB yönetiminin Ermenistan yanlısı tavrı ve yerel Ermeni ayrılıkçıların silahlı saldırıları, durumu savaş seviyesine taşıdı.
Azerbaycan, bağımsızlığını yeni kazandığı ve henüz düzenli ordusunu kurmadığı bir dönemde, Ermenistan’ın dış destekle yürüttüğü geniş çaplı işgal politikasıyla karşı karşıya kaldı. Azerbaycan 1991 yılında devlet bağımsızlığını yeniden ilan etti. Bunun ardından Ermenistan, yabancı devletlerin himayesi ve yardımıyla saldırganlığını daha da genişletti ve çatışma açık savaş aşamasına girdi.
Azerbaycan’da çok az sayıda deneyimli ve profesyonel subay bulunmaktaydı; çoğunluğu gönüllülük esasına dayanan kendi savunma birimleri oluşturulmuştu. Silah ve teknik donanım açısından yetersiz olan bu güçler, Ermenistan ve Karabağ’da konuşlanmış, Sovyet ordusu tarafından iyi silahlandırılmış ve eğitimli Ermeni askeri birimlerine karşı başarılı operasyonlar gerçekleştirecek kapasitede değildi. Aralık 1991'den itibaren, eski SSCB askerlerinin yardımıyla Ermeni teröristler, Karabağ'da Azerbaycanlıların yaşadığı köylere yönelik saldırılarını genişlettiler. Gazakh'ın Baganis-Ayrim köyü, İmarat Garvand, Tugh, Salaketin, Akhullu, Khojavand, Jamilli, Nabiler, Meshali, Hasanabad, Gaybali, Malibeyli ve Yukhari ile Ashaghi Gushchular köyleri ve 1992 başlarında Karkijahan köyü işgal edildi. Silahsız ve medeni insanlar zulme uğradı. Çatışmalarda onlarca Azerbaycan askeri kahramanca şehit oldu.
Savaşın ilk yıllarında birlik komutanlığının olmaması ve teknik donanımın yetersizliğine rağmen, Azerbaycan’ın vatansever evlatları gönüllü olarak cepheye gitti. Az sayıda silahla modern teknolojiye sahip düşmana karşı durdular. Bu dönem, Azerbaycan tarihine efsanevi kahramanlar kazandırdı.

Savaş döneminde halkın her kesimi — doktorundan gazetecisine (örneğin, Salatın Əsgərova ve Çingiz Mustafayev gibi kahramanlar), polisinden sıradan köylüsüne kadar — seferber olmuştu. 1992 yılının Şubat ayında meydana gelen Hocalı katliamı halkımızın hafızasında silinmez bir yara açsa da, savaşçıların azmini kırmadı. Aksine, bu facia düşmana karşı nefreti ve toprak uğruna mücadele iradesini daha da güçlendirdi.
1994 yılında imzalanan ateşkes ile savaşın aktif dönemi sona erse de, Birinci Karabağ Savaşı şehitlerinin ve gazilerinin bıraktığı miras kaybolmadı. Kanlarıyla sulanmış topraklar, halkın yüreğinde “Karabağ Azerbaycandır!” sloganını ölümsüzleştirdi. 30 yıl sonra kazanılan 44 günlük Vatan Savaşı zaferi, tam da Birinci Karabağ Savaşı kahramanlarının ruhunu sevindiren, yarım kalmış arzularını tamamlayan bir zafer oldu.
Birinci Karabağ Savaşı, bizim için hem büyük bir acı hem de sonsuz bir gurur kaynağıdır. Bu savaşta yer almış her bir savaşçı, Azerbaycan’ın devletçilik temellerini kendi canı pahasına korumuş ve savunmuştur. Bugün özgür Karabağ’da nefes alabiliyorsak, bunda 1990’ların zorlu sınavlarından onurla çıkmış kahraman evlatlarımıza borçluyuz.
Azerbaycan'ın modern devlet kurma ve bağımsızlık mücadelesi tarihi, binlerce fedakar çocuğun kanıyla yazılmıştır. Bu kahramanlık destanının ilk ve en parlak sayfalarından biri, Ocak 1990'da Nahçıvan'ın sınır köylerinde, özellikle Sadarak ve Karki savaşlarında yazılmıştır. Bu savaşların efsanevi figürlerinden biri de, görevini yurttaşlık fedakarlığıyla birleştiren polis yüzbaşısı ve Azerbaycan Milli Kahramanı Mahram Seyidov'dur. Mahram Seyidov, 7 Eylül 1952'de Şarur ilçesi Alişar köyünde çalışkan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1969'da ortaöğretimini tamamladıktan sonra Ukrayna'nın Kherson şehrinde askerlik yaptı. Askerlikten döndükten sonra içişleri organlarında görev yapmaya başladı, Bakü Özel Ortaokulu'ndan (şimdiki Polis Akademisi) mezun oldu ve profesyonel polis memuru oldu.

Onun disiplin ve işine olan sorumluluğu, Sovyet döneminde bile yüksek takdir görmüştü. Öyle ki, 1980 yılında Moskova’da düzenlenen Yaz Olimpiyatları sırasında kamu düzeninin korunmasında gösterdiği örnek hizmet nedeniyle devlet tarafından ödüllendirilmişti. Şehit olduğu zamana kadar Şarur rayon İçişleri Müdürlüğünde baş denetçi olarak görev yapıyordu ve polis kaptanı rütbesindeydi.
Ocak 1990, Azerbaycan için zorlu bir sınav dönemiydi. Ermeni silahlı gruplar, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin bir yerleşim bölgesi olan Kerki köyünü kuşattı ve masum sivillere karşı vahşet işledi. 18 Ocak'ta, Kerki köyüne saldıran düşman, evleri yaktı ve masum insanları katletti. Mahram Seyidov'un da aralarında bulunduğu polis ekibi, ihbarı aldıktan hemen sonra olay yerine intikal etti.
19 Ocak’ta çatışmalar en kritik noktasına ulaştı. Polis kaptanı Azer (soyadı belirtilmemiş) düşman kuşatmasına düşerek ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bu anda Mahram Seyidov tereddüt etmeden silah arkadaşını kurtarmak için ileri atıldı. Yoğun ateş altında kuşatma halkasını yararak Azer’in yanına ulaşmayı başardı ve onun güvenli bölgeye çıkmasını sağladı. Ancak kendisi düşmanın kuşatmasına düştü.
Mahram Seyidov son nefesine, son mermisine kadar savaşarak düşmanın önemli bir canlı gücünü yok etti. Arkadaşlarının hayatını kurtarmış olmasına rağmen kendisi kahramanca şehit düştü. Bu cesaret hem bir subayın mesleki görevine bağlılığının hem de bir Azerbaycanlının vatan toprağına olan sevgisinin bir tezahürüydü. Şarur bölgesindeki Şehitler Mezarlığı'na büyük bir kalabalığın katılımıyla defnedildi.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın 6 Haziran 1992 tarihli kararıyla Mahram Seyidov ölümünden sonra “Azerbaycan’ın Milli Kahramanı” unvanı ile onurlandırıldı. Bugün adı Şarur ve Bakü’de sokaklara verilmiş, Şarur’da büstü dikilmiş ve okuduğu okul kahramanın adını taşımaktadır. Mahram Seyidov’un yaşam yolu her bir polis memuru ve genç vatandaş için bir cesaret okuludur.
Sadarak ve Karki için gösterdiği kahramanlık, yıllar sonra kazanılacak büyük zaferin ilk kıvılcımlarından biriydi. Halkımız kahramanını asla unutmayacak ve onun kıymetli hatırasını her zaman yüceltecektir.
Kazanılan zaferle şehitlerimizin intikamı alınmış, kanları yerde kalmamış ve halkımızın haklı mücadelesindeki zaferi tüm dünyaya gösterilmiştir. Bu zafer yalnızca toprakların işgalden kurtarılması değil, aynı zamanda Azerbaycan halkının iradesinin, vatanseverliğinin ve milli birliğinin en parlak tezahürüdür. 44 günlük Vatan Savaşı sırasında her bir askerimizin, subayımızın ve gönüllümüzün gösterdiği fedakârlık, cesaret ve kahramanlık gelecek nesillere örnek olacak ve vatanseverlik ruhunu daima yaşatacaktır.
İşgalden kurtarılan topraklarda yürütülen geniş çaplı yeniden inşa ve yapılandırma çalışmaları, şehitlerimizin canı pahasına kazanılan özgürlüğün simgesidir. Yeni okullar, hastaneler, yollar, köprüler ve kültür merkezleri yalnızca fiziksel altyapıyı yeniden inşa etmekle kalmaz, aynı zamanda halkın milli gururunu, manevi gücünü ve geleceğe olan inancını da pekiştirir. Her köyde, her şehirde yeniden kurulan yaşam, şehitlerimizin kahramanlığının ve fedakârlığının ölümsüzleştirilmesidir.
Bu zafer aynı zamanda bir vatandaşlık okuludur: Genç nesiller burada görür ki, vatan uğruna yapılan her fedakârlık değerlidir, her şehidin kurbanı unutulmaz ve gelecekte de korunacaktır. Azerbaycan halkı ve devleti bir yumruk gibi birleşerek kanın unutulmadığını ve hiçbir saldırının halkımızın azmini kıramayacağını kanıtladı.
Bu zafer aynı zamanda Azerbaycan’ın milli birliğinin, devlet bağımsızlığının ve sarsılmaz iradesinin de simgesidir. Gelecek nesiller bu zaferi yalnızca tarihî bir olay olarak hatırlamayacak, aynı zamanda milli kimliğine gururla sahip çıkacak, vatan uğruna her zaman hazırlıklı olmanın ve birlikte hareket etmenin önemini anlayacaktır. Şehitlerimizin kanıyla sulanan topraklarda yükselen her bayrak, inşa edilen her okul ve kültür merkezi bu kahramanların emaneti olup, onların anısını yaşatmakla gelecekte sağlam ve güçlü bir devletin temeli atılmaktadır.
Kısacası, bu zafer hem geçmişin hem de geleceğin intikamıdır — şehitlerin ruhuna, halkın iradesine ve Azerbaycan devletinin ebediliğine verilmiş en büyük değerdir.