"Azerbaycan'ın tarihi-kültürel anıtları, zenginliğiyle sadece bölgede değil, dünya çapında da seçilmektedir.
Bu anıtlar; halkımızın kadim köklerini, mimari zevkini ve kültürel gelişim düzeyini yansıtan nadir incilerdir. Farklı dönemlere ait kaleler, camiler, türbeler, kervansaraylar, saraylar ve yerleşim kompleksleri, Azerbaycan'ın geçmişini bugüne taşıyan canlı tarih örnekleridir.
Bu anıtlar sadece tarihi önem taşımakla kalmaz, aynı zamanda halkın dünya görüşünü, dini inançlarını ve sosyal hayatını öğrenmek açısından önemli bir kaynak rolü oynar. Bunlar; çeşitli medeniyetlerin, ticaret yollarının ve kültürel bağların Azerbaycan'dan geçtiğini kanıtlamaktadır. Özellikle Büyük İpek Yolu üzerinde bulunan kervansaraylar, ülkemizin kadim ticaret ve kültür merkezlerinden biri olduğunu göstermektedir.
Tarihi-kültürel anıtların korunması ve restorasyonu, devlet politikasının önemli yönlerinden biridir. Bu alanda yapılan çalışmalar sonucunda pek çok anıt yeniden restore edilerek hem yerel halk hem de turistler için erişilebilir hale getirilmiştir. Bu durum, ülkenin turizm potansiyelini artırmanın yanı sıra Azerbaycan'ın uluslararası alanda tanıtılmasına da büyük katkı sağlamaktadır. Azerbaycan'ın tarihi-kültürel anıtları, milli kimliğimizin ve manevi değerlerimizin taşıyıcısıdır. Onların korunması, öğrenilmesi ve gelecek nesillere aktarılması her bir vatandaşın borcudur. Bu zengin miras sayesinde Azerbaycan, dünya kültür hazinesinde kendine özgü bir yere sahiptir ve bu yer giderek daha da güçlenmektedir."
"Azerbaycan türbeleri; ülkenin zengin tarihinin, dini inançlarının ve mimari geleneklerinin önemli bir parçasıdır. 'Türbe' kelimesi genellikle hükümdarlar, alimler, şairler ve dini şahsiyetler gibi seçkin kişilerin mezarları üzerine inşa edilen anıtları ifade eder. Bu yapılar sadece birer defin yeri değil, aynı zamanda halkın kültürel hafızasını, estetik zevkini ve dünya görüşünü yansıtan önemli tarihi miras örnekleridir. Türbeler aracılığıyla farklı dönemlerin siyasi, dini ve sanatsal özelliklerini incelemek mümkündür.
Azerbaycan topraklarında türbe yapımı esasen orta çağlarda, özellikle XI-XIV. yüzyıllarda yaygınlaşmıştır. Bu dönemde Selçuklu Devleti ve Eldenizler Devleti gibi güçlü siyasi yapıların etkisiyle mimari hızla gelişmiş; şehircilik ve anıt inşaatı yeni bir aşamaya geçmiştir. Sonuç olarak sekizgen, silindirik ve çok köşeli çeşitli türbeler inşa edilmiş; bunların üzeri zengin süslemelerle, Kufi ve Nesih hatlı kitabelerle bezenmiştir. Bu yazılar hem dini içerik taşımakta hem de dönemin zanaatkarlık seviyesini göstermektedir.
Türbe mimarisinde ana yapı malzemesi olarak taş ve pişmiş tuğla kullanılmıştır. Özellikle Nahçıvan mimarlık okulu, bu alanda kendine özgü üslubuyla öne çıkmaktadır. Bu okulun en görkemli temsilcilerinden biri olan Acemi Nahçıvani tarafından inşa edilen Mümine Hatun Türbesi ve Yusuf bin Kuseyir Türbesi gibi anıtlar, hem mimari yapıları hem de süsleme öğeleri bakımından dünya çapında değerli sanat eserleri kabul edilir. Bu türbelerde geometrik süslemeler, yazı elementleri ve simetrik kompozisyon özel bir yer tutar.
Azerbaycan'ın diğer bölgelerinde de ilginç türbe örnekleri mevcuttur. Örneğin Karabağlar Türbe Kompleksi, anıtsal yapısı ve çift minaresiyle dikkat çeker. Bu türbe, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti topraklarında, Karabağlar köyünde yer almaktadır."
Karabağlar türbe kompleksi, Zengezur sıradağlarının eteklerinde, Kengerli rayonunun Karabağlar köyü yakınlarında bulunan bir orta çağ mimari anıtıdır. Bu kompleks; türbe, çift minare ve aralarında yer alan dini yapının kalıntılarından oluşmaktadır.
Komplekse dahil olan çift minareler, mimari özelliklerine göre XIII. yüzyıl için karakteristiktir. Minareleri birbirine bağlayan taç kapının (baştağ) yapısı ise XIV. yüzyıla aittir. Çift minareli taç kapının üzerinde Arapça olarak 'Bu binanın yapılmasını Cihan Kuti Hatun emretti' sözleri yazılıdır. Araştırmacılar, bu kişinin Hülagü Han'ın eşi olan Kutuy Hatun olabileceğini düşünmektedir. Buna dayanarak, türbenin onun şerefine inşa edildiği tahmin edilmektedir. Üslup ve inşa özelliklerine göre türbenin XIII. yüzyılın sonlarında yapıldığı, Ebu Said Bahadır Han'ın hükümdarlığı döneminde (1316–1335) tamamlandığı öngörülmektedir.
Karabağlar Türbesi, kule tipi türbeler grubuna aittir ve iki ana bölümden oluşur: yer altı mezar odası (serdabe) ve yer üstü gövde. Serdabe içten haçvari, dıştan ise onikigen formdadır; duvarları taştan, kubbesi ise tuğladan inşa edilmiştir. Yer üstü kısmı, taş bir kürsü üzerine yükseltilmiş 12 yarım silindirik sütundan oluşur. Türbenin yüzeyi firuze renkli çinilerle, geometrik süslemelerle ve kitabelerle bezenmiştir.
Yarım silindirlerin üzerinde Arap alfabesiyle 'Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah' kelimesi tekrarlanarak yazılmıştır. Serdabenin planı Berde Türbesi ile benzerlik gösterir. Ancak Karabağlar Türbesi’ni farklı kılan temel özellik, dört taç kapıya (baştağ) sahip olmasıdır. Bu taç kapılar ve genel mimari çözüm, eski inanışlardaki dünyanın dört yönüne tapınma anlayışını yansıtır.
Türbenin kitabeleri beyaz harflerle yazılmış, zemin ise mavi çinilerle işlenmiştir; bu da yazıların uzaktan net bir şekilde okunmasını sağlar. Güney ve batı taç kapılarda bitkisel süslemeler, doğu taç kapıda ise geometrik desenler ağırlıktadır. Kuzey taç kapı ise duvarın içine doğru batık formda inşa edilmiştir.
Kompleksin diğer önemli parçası, taç kapıyla birleştirilmiş çift minarelerdir. Minarelerin temeli dikdörtgen prizma şeklindedir ve yukarıya doğru sekizgen bir öğe aracılığıyla silindirik gövdeye geçiş yapar. Cepheleri firuze çini ve pişmiş tuğla kompozisyonuyla süslenmiştir. Minarelerin içinde döner merdivenler yer alır ve üst kısımda müezzinler için küçük bir şerefe mevcuttur.
Karabağlar şehri ve sosyal hayatı; E. Çelebi, Moryer, Chopin, Hanıkov gibi birçok seçkin gezgin, tarihçi ve coğrafyacının dikkatini çekmiştir. Sanatsal bütünlüğü, mimari formlarının olgunluğu ve zengin dekoratif süslemeleriyle seçilen bu külliye, Azerbaycanlı araştırmacıların da ilgisini odağı olmuştur.
1939-1940 yıllarında yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda anıtın ölçüleri çıkarılmış ve yapıları tanımlanmıştır. Türbe ile minareler arasında daha önce bilinmeyen bina kalıntıları bulunmuştur. Bu kalıntılar, minarelerle bağlantılı olan bu yapının, kutsal kişilerin mezarları yanına inşa edilen bir Hangâh (tekke) olduğunu düşündürmektedir. Kitabeler tahrip olduğu için kompleksin kesin inşa tarihi belirlenememektedir. Tarihi kaynaklara göre bir zamanlar var olan bu hangâh, 2018 yılındaki restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırılmıştır.
Karabağlar Türbesi’nin yivli (oluklu) dış yüzeyi, dönemin ve Yakın Doğu mimarisinin yaygın yöntemlerinden biridir. Bu özellik, Azerbaycan'ın bölge mimari gelenekleriyle sıkı bağını gösterir. Benzer bir yöntem Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin Konya’daki türbesinde ve Bağdat’taki Mercaniye Camii’nde de kullanılmıştır. Türbe, 'Nahçıvan Mozoleleri' kapsamında 30 Eylül 1998'den itibaren UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil edilmiştir.
Kompleksin tarihi önemini göz önünde bulunduran Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti yetkililerinin 2016 yılındaki kararnamesiyle anıt en üst düzeyde restore edilerek özgün güzelliğine kavuşturulmuştur.

Özetle, Karabağlar türbe kompleksi hem mimari açıdan hem de tarihi önemi bakımından Azerbaycan'ın en değerli anıtlarından biri kabul edilmektedir. Bu nadir eser, sadece geçmişin izlerini yaşatmakla kalmıyor, aynı zamanda halkımızın zengin kültürel mirasını gelecek nesillere aktaran önemli bir köprü rolü oynuyor. Onun korunması ve tanıtılması, milli kimliğimizin ve tarihimize olan saygımızın bariz bir göstergesidir. Karabağlar kompleksi, Azerbaycan'ın kadim mimari geleneklerinin canlı bir örneği olarak daima ilgi odağında tutulmalı ve gelecek nesiller için ebedi bir miras olarak yaşatılmalıdır.