Azerbaycan’ın modern tarihi, halkımızın özgürlük tutkusu, toprak bütünlüğü uğrunda verdiği mücadele ve bu yolda şehit düşen kahramanların destanlarıyla doludur.

Bu tarihin en acı ama aynı zamanda en onurlu dönemlerinden biri, 1980’lerin sonlarından başlayıp 1994 yılına kadar süren Birinci Karabağ Savaşıdır.
Çatışma, 1988 yılında Ermenistan’ın Azerbaycan’ın tarihi toprakları olan Dağlık Karabağ’a karşı temelsiz toprak iddialarıyla başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde ortaya çıkan siyasi kaostan yararlanan Ermeni ayrılıkçılar, dış güçlerin desteğiyle barışçıl Azerbaycan halkına karşı silahlı saldırılara girişmişlerdir.
Azerbaycan, bağımsızlığını yeni kazanmış ve henüz düzenli ordusunu oluşturamamış bir dönemde bu ağır sınavla karşı karşıya kalmıştır. Savaşın ilk yıllarında tek bir komuta yapısının olmayışına rağmen, vatansever oğul ve kızlarımız gönüllü taburlar kurarak cepheye gitmişlerdir. Şuşa, Laçın, Kelbecer, Ağdam, Fuzuli, Cebrayıl, Kubadlı ve Zengilan için verilen çatışmalarda, elleri silahsız olan savaşçılarımız, modern silahlarla donatılmış düşmana karşı eşsiz bir cesaret göstermişlerdir.
Bu dönemde, Allahverdi Bagirov, Albert Agunov, Salatın Asgarova gibi kahramanların manevi mirasçıları olan birçok milli kahramanın isimleri Azerbaycan tarihine altın harflerle yazılmıştır.

R2-2
Birinci Karabağ Savaşı, sadece cephe hattında değil, aynı zamanda sivillere karşı işlenen suçlarla da hafızalara kazındı. 26 Şubat 1992’de gerçekleştirilen Hocalı soykırımı, insanlık tarihinin en kanlı sayfalarından biri olarak unutulmaz bir şekilde tarihe geçti. Yaklaşık bir milyon soydaşımızın mülteci ve zorunlu göçmen durumuna düşmesi halkımız için büyük bir insani felaket olsa da, bu acı halkın savaş azmini kıramadı; aksine, intikam ve zafer inancını daha da pekiştirdi.
1994 yılında imzalanan ateşkes rejimi, savaşı sona erdirmese de, Azerbaycan devletine güçlü bir ordu kurmak ve ekonomisini güçlendirmek için zaman kazandırdı. Birinci Karabağ Savaşı şehitlerinin kanıyla sulanan topraklarda oluşan vatanseverlik ruhu, yıllar sonra Zafer Yürüyüşü’nün temelini attı.
Bugün Birinci Karabağ Savaşı’nın kahramanlarını anmak, bizim manevi görevimizdir. Onların fedakârlığı gösterdi ki, Azerbaycan halkı hiçbir zaman işgalle barışmayacaktır. Bu kahramanlık mirası, milli kimliğimizin ayrılmaz bir parçasıdır ve gelecek nesiller için her zaman en yüksek vatanseverlik örneği olarak kalacaktır.
R1-2
Uzun yıllar geçse de, bu kahramanların hatırası sık sık anılır; okullarda, yüksek öğrenim kurumlarında ve kamu alanlarında genç nesillere tanıtılır ve gelecek kuşaklar için örnek teşkil eder. Onların cesareti, vatan bağlılığı ve fedakârlığı, her Azerbaycanlı için hem bir gurur kaynağı hem de milli kimliğimizin en güçlü dayanaklarından biridir.
Vatan uğrunda canını veren kahramanlarımızın hatırası ebedidir ve ruhları daima bizimle beraberdir. Gösterdikleri eşsiz cesaret ve sadakat, gelecek nesilleri her zaman vatanını korumaya, topraklarını savunmaya ve milli birliğimizi güçlendirmeye ilham verecektir.
Azerbaycan’ın Milli Kahramanı Enver Arazov, 2 Aralık 1953’te Gence şehrinde dünyaya gelmiştir. Aynı şehirdeki 15 numaralı ortaokulun sekizinci sınıfını tamamladıktan sonra teknik meslek okulunda eğitimine devam etmiştir. İlk iş deneyimini Gence Kil-Toprak Kombinatı’nda elektrikçi olarak başlatmıştır. Bir süre bu kombinatta çalıştıktan sonra Gence Politeknik Teknik Okulu’nda eğitimine devam etmiş ve 1974 yılında orduya çağrılmıştır. Enver, Murmansk vilayetinde Kuzey Deniz Filosu’nda hizmet vermiştir.
Üç yıl süren askeri hizmetin ardından doğduğu şehir Gence’ye geri dönmüş ve “Büllur” fabrikasında çalışırken teknik okulda eğitimine devam etmiştir. 1980 yılında teknik okulu başarıyla tamamlayarak, fabrikada önce düzenleyici, ardından vardiya ustası olarak görev yapmaya başlamıştır.
1988'de Ermenilerin Dağlık Karabağ bölgesinde savaşı başlatmasının ardından Enver, İçişleri Bakanlığı'na atandı ve cepheye gönderildi. 1989'da Çaykend'in satın alınması için yapılan görüşmelere katıldı.
1992 yılında Gence’de Milli Savunma Karargahı Müdürü’nün ikinci yardımcısı olmuştur. 1992 yılının Ağustos ayında Terter’de alay komutanı olarak atanmış, gösterdiği cesaretler nedeniyle kendisine albay rütbesi verilmiştir.

Kapak (1280 X 720 Piksel) (100)
1988 yılı… Azgın Ermeni çetelerinin Dağlık Karabağ’daki Azerbaycanlı köylere aralıksız saldırıları başlar. Ermeni militanları Azerbaycanlılara karşı baskılarını giderek artırır, onları yurtlarından ve evlerinden çıkmaya zorlarlardı. Enver Arazov, Ermeni çeteleriyle mücadeleye katılmak için İçişleri Bakanlığına katılır ve ilk günlerden itibaren silaha sarılır. Ağdara'daki kıtlık döneminde, onun komutasındaki birlik birçok başarılı operasyon gerçekleştirdi ve askerleri kuşatmadan kurtarmak için büyük fedakarlıklar gösterdi.
2 Kasım 1992… Enver Arazov’un son savaşı… 1 Kasım’dan 2 Kasım’a geçen gece, Ağdam’ın Sırxavənd köyünde Ermeni çetelerine karşı şiddetli bir çatışmaya girer. Bu dengesiz mücadelede Enver büyük bir cesaret gösterir ve kahramanca şehit olur. Gence şehrinde Şehitler Mezarlığı’na defnedilmiştir. Geride bir oğlu ve bir kızı kalmıştır.
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının 6 Kasım 1992 tarihli Kararnamesi ile Enver Talış oğlu Arazov, ölümünden sonra “Azerbaycan’ın Ulusal Kahramanı” unvanına layık görülmüştür.
Ulusal Kahraman'ın silah arkadaşı Khegani Jafarov'un açıklamalarına göre, Enver Arazov savaşçı, korkusuz ve gerçek bir vatanseverdi. Herkese akrabası gibi davrandı ve ihtiyacı olan herkese yardım etmeye çalıştı.
Oğlu Azer Arazov, babası hakkında şöyle diyor: “Her Azerbaycanlı gibi, Arazov ailesinde de sevinç yaşandı. Zafer haberi, Ağdam’ın işgalden kurtarıldığı müjdesi, bu ailenin acısına kısmen de olsa merhem oldu. Babamın arzusu gerçekleşti. Şehit olduğu Ağdam bölgesi, hak sahiplerine kavuştu.”
Bugün, Cumhurbaşkanı ve Müzaffer Yüce Başkomutan İlham Aliyev’in liderliğinde, 44 gün içinde özgürleştirilen topraklarımızda üç renkli bayrağımız dalgalanıyor. Uzun yıllar hasretini çektiğimiz, kahraman evlatlarımızın kanı ile sulanan topraklar — bunların arasında Enver Arazov’un şehit düştüğü bölgeler de — artık sahiplerine kavuşmuştur.
Bu tarihi zafer yalnızca toprak meselesinin çözümü ile sınırlı değildir; aynı zamanda Azerbaycan halkının iradesinin, milli birliğinin ve devletimizin gücünün tüm dünyaya ilanıdır. Azerbaycan halkı ve devleti, düşman üzerinde kazanılan parlak ve güvenli zaferle göstermiştir ki, milli birliğimiz ve vatanseverliğimiz her zaman herhangi bir saldırıya karşı direnmeye yeterlidir.
Vatan savaşı yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda halkın manevi zaferidir: kahramanlarımızın cesareti, şehitlerimizin fedakârlığı ve gazilerimizin kahramanlığı sayesinde topraklarımız özgürleştirilmiş ve milli gururumuz yükselmiştir.
Azerbaycan halkının çok yüzyıllık tarihinde öyle anlar vardır ki, onlar milletin kaderini değiştirir ve onun yüzünü yeniden belirler. 2020 sonbaharında kazanılan görkemli Zafer, tam olarak böyle tarihi bir olaydır. Bu Zafer yalnızca kaybedilen toprakların geri kazanılması değil, aynı zamanda Azerbaycan’ın sarsılmaz devlet iradesinin, ordusunun gücünün ve halkının birliğinin tüm dünyaya ilan edilmesidir.
44 günlük Vatan Savaşı sonucunda Azerbaycan, yaklaşık 30 yıl süren işgale son vererek uluslararası olarak tanınmış sınırlarını yeniden tesis etmiştir. Bu sadece bir askeri başarı değil, aynı zamanda yıllardır kağıt üzerinde kalan BM kararlarının devletimiz tarafından kararlılıkla ve tek başına uygulanmasıdır. Tarihi adalet savaş alanında sağlanmış ve Azerbaycan kendi egemenliğini tamamen sağlayarak bölgenin en güçlü devleti olduğunu kanıtlamıştır.
Bu Zaferin mimarı, Azerbaycan askeri, onun sarsılmaz ruhu ve Yüce Başkomutan etrafında bir yumruk gibi birleşen Azerbaycan halkıdır. Savaş dönemi boyunca gösterilen milli dayanışma ve “Demir Yumruk” felsefesi, düşmana indirilen en ağır darbe olmuştur. Bu birlik, özgürlük ve vatan sevgisi karşısında hiçbir dış baskı ya da askeri güçün duramayacağını göstermiştir. Şehitlerimizin kanıyla yazılan bu destan, milli kimliğimizin en parlak sayfasıdır.
Zafer, Azerbaycan’ı uluslararası ilişkiler sisteminde yeni bir aşamaya taşımıştır. Ülkemiz artık dayatılan değil, bölgede yeni jeopolitik ve ekonomik gerçeklikleri belirleyen bir aktördür. Özgürleştirilen topraklarda yürütülen geniş çaplı yeniden inşa ve kalkınma çalışmaları, modern altyapı projeleri ve “Büyük Dönüş” programı, devletimizin ekonomik gücünün ve kurucu bir halk olduğumuzun somut kanıtıdır. Şuşa’da yükselen bayrağımız, tüm Türk dünyasının birliğinin ve gücünün sembolüne de dönüşmüştür.
Bu görkemli Zafer, gelecek nesillere huzur içinde yaşama ve galip bir halkın ferdi olarak gurur duyma fırsatı sunmuştur. Bugün işgalden kurtarılan şehirlerimizde ve köylerimizde yeniden kurulan yaşam, yükselen okullar ve kültürel merkezler, şehitlerimizin bizlere emanetidir. Onların fedakârlığı, vatanseverliğin en yüksek örneği olarak gençlerimizin yolunu aydınlatacak ve devletimizin gelecekteki kalkınması için manevi bir güç kaynağı olacaktır.
Vatan savaşında elde edilen bu başarı, Azerbaycan’ın ebedi bağımsızlığının ve sarsılmazlığının teminatıdır. Bu Zafer, bir kez daha gösterdi ki, hakkın ve adaletin yanında duran halkın iradesi hiçbir şekilde sarsılamaz. Azerbaycan, zaferiyle dünyaya kanıtlamıştır ki, her zaman kendi kaderinin sahibi olacak ve milli çıkarlarını en yüksek düzeyde koruyabilecek güce sahiptir.