İnsanlar aç çünkü dünyada nimet yokluğundan değil, vicdan yokluğundan söz ediyoruz.

Yeryüzü, Allah’ın insana sunduğu sayısız nimetle dolu. Toprak ürün veriyor, deniz bereket fışkırtıyor, emek karşılığını üretecek güce sahip.
Ama buna rağmen insanlar aç.
Çünkü bu nimetler birkaç elde toplanıyor; paylaşılmıyor, saklanıyor, israf ediliyor.
Zenginleri doyuramıyoruz.
Ne kadar kazanırlarsa kazansınlar yetmiyor.
Daha fazlasını istiyorlar.
Daha çok para, daha büyük servet, daha fazla güç…
Yedikçe şişen ama bir türlü doymayan bir nefis bu.
Oysa insanın ihtiyacı sınırlıdır, fakat hırsının sınırı yoktur.
İşte asıl açlık burada başlar.
Eğer zenginler bir gün gerçekten doysa, dünyada aç insan kalır mı?
Bir insan günde kaç öğün yiyebilir? Kaç evde oturabilir?
Kaç arabaya binebilir?
Ama yine de doymuyorlar.
Çünkü bu doyumsuzluk mideyle ilgili değil, kalple ilgilidir.
Kalbi adaletle, merhametle dolmayan insan; altınla, parayla da doymaz.
Bu açgözlülük sadece bireylerde değil, devletlerde de görülür.
Bazı devletler, kendi halkının emeğini sömürürken bazıları da başka ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini talan eder.
Güçlü olan zayıfı ezer, zengin olan fakiri görmezden gelir.
Sömürü düzeni, “daha fazla” hırsıyla ayakta tutulur.
Ama bu düzen ne kadar sürebilir?
Sonu olmayan bir hayat için bu kadar zulme değer mi?
İnsan dünyaya gelirken eli boş gelir. Giderken de eli boş gider.
Ne malını götürebilir ne mülkünü. Topladığı servet, ardında kalanların kavgası olur; kendisine ise sadece hesap kalır.
Firavunlar, Karunlar, Nemrutlar… Hepsi güç ve servetin zirvesindeydi. Peki bugün ne götürdüler?
Hiçbir şey.
Sadece ibretlik hikâyeler bıraktılar.
Buna rağmen ders alınmıyor.
Bugünün firavunları, bugünün Karunları hâlâ doymuyor.
Aç gözlülüklerini akıl, hırslarını başarı sanıyorlar.
Oysa gerçek başarı, başkasının açlığını giderebilmektir.
Bir yetimin yüzünü güldürmek, bir yoksulun sofrasına ekmek koyabilmektir.
Peki bu doyumsuzlar ne zaman doyacak?
Onlar doymadan garipler doyar mı? Birilerinin sofraları çöpe giden yemeklerle doluyken, birilerinin çocukları aç uyuyorsa bu düzen adil değildir. Tokun açın hâlinden anlamadığı yerde ne huzur olur ne de bereket.
İnsan, paylaştıkça insan olur.
Mal azaldıkça değil, paylaşılmadıkça fakirleşir. Kalp doyarsa göz doyar.
Göz doyarsa el açılmaz, el açılmazsa zulüm başlar.
Asıl açlık mide açlığı değil; vicdan açlığıdır.
Bir gün herkes anlayacak:
Bu dünya kimseye kalmaz.
Ne saraylar ne kasalar ne ünvanlar…
Geriye sadece insanlığımız kalır.
Ve o gün geldiğinde, kim gerçekten zengin, kim gerçekten yoksul; işte o zaman ortaya çıkar.