Kurban Bayramı yaklaşıyor…
Kırşehir’de yine aynı telaş, aynı hazırlık, aynı sözler: “Bu yıl kurbanı vekâletle falan vakfa, falan derneğe, falan cemaate, falan kuruma verdik.”
“Nerede kesildi bilmiyoruz ama güvenilir yerdir.”
İyi de…
Gerçekten neye güveniyoruz?
Çukur Çayır’da, Dinekbağ’da, Kındam’da, Ahi Evran’a, Aşıkpaşa’da, Bağbaşı’ndan, Hırla’da, Medrese Mahallesi’ne kadar bu şehirde herkes birbirini az çok tanır.
Kim zorda, kim darda, kim borçla ayakta duruyor aslında bilinmez değil.
Ama iş kurbana gelince nedense gözümüz uzağa gidiyor…
Yanı başımızdakini görmezden geliyoruz.
Kur’an bize uzakları değil, önce yakını işaret eder.
“Yakın akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver.” (İsra 26)
Peki, biz ne yapıyoruz?
Mahalledeki yoksulu atlayıp, binlerce kilometre öteye “emanet” gönderiyoruz.
Sonra da gönlümüz rahat ediyor.
Bu rahatlık nereden geliyor?
Çünkü bu iş kolayımıza geliyor.
Çünkü görmek istemiyoruz.
Çünkü dokunmak sorumluluk getirir.
Kırşehir küçük bir şehir…
Burada kimsenin “haberim yoktu” deme lüksü yok.
Aynı sokakta oturup birbirine selam vermeyenler, ama ekran başında “kurbanımı Afrika’ya gönderdim” diyerek içini rahatlatanlar…
Kusura bakmayın ama burada bir çelişki var.
Kur’an açık konuşur: “Onların ne etleri ne kanları Allah’a ulaşır; Allah’a ulaşan sizin takvanızdır.” (Hac 37)
Yani mesele kesmek değil.
Mesele samimiyet.
Bugün bazı vakıf, dernekler ve cemaatler insanların bu samimiyetini kullanarak büyük yapılar hâline geldi.
Kimisi gerçekten işini yapıyor, eyvallah…
Ama kimisi de sorgulanmadan büyüyor.
Peki, biz sorguluyor muyuz?
“Bilmediğin şeyin peşine düşme.” (İsra 36)
Bu ayet sadece okumalık mı?
Kime veriyoruz?
Nereye gidiyor?
Gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşıyor mu?
Bu soruları sormadan verilen her bağış, sadece bir alışkanlıktır.
İbadet değil.
Kurban; bir ibadet olmanın ötesinde bir vicdan meselesidir.
Komşusu açken tok yatan bizden değildir diyen bir inancın mensuplarıyız.
Ama komşumuzu tanımıyoruz.
İşte asıl problem burada başlıyor.
Kırşehir’de kimse aç kalmasın diye uğraşmak varken,
Kendi şehrindeki yoksulu görmezden gelip başka yerlerde “iyilik kahramanı” olmak…
Bu ne kadar samimi?
Kimse yanlış anlamasın…
Dünyanın neresinde olursa olsun ihtiyaç sahibine yardım elbette kıymetlidir.
Ama Kur’an’ın öğrettiği bir sıra var: Önce yakın, sonra uzak.
Eğer sen kendi mahallendeki yoksulu bilmiyorsan, eğer kapı komşunun derdi senin gündeminde yoksa…
O zaman dönüp şu soruyu sormalısın: Ben kurban mı kesiyorum…
Yoksa sadece içimi mi rahatlatıyorum?
Ve en net soru: Bu şehirde, bu kadar insan birbirine bu kadar yakınken…
Gerçekten kim kime yabancı?