Ülkede “vatan, bayrak, ezan, Kur’an, Atatürk, Cumhuriyet ” diyerek ortalıkta dolaşanlara kanmayınız.

Bu sözlerin samimi olduğuna inanmayınız.
Bu ülkede herkes bir şeyin arkasına sığınma derdinde.
Kimi dini değerlerin arkasına saklanıyor, kimi Atatürk’ün adının…
“Atatürkçüyüm” diyor.
“Cumhuriyeti biz kurduk” diyor.
Ama yaptığı işlere bakıyorsun ne Atatürk’le ilgisi var ne cumhuriyetle.
Atatürk’ün arkasına sığınarak yanlışlarını örtmeye çalışanlar…
Tıpkı dini değerleri kullanarak kendini aklamaya çalışanlar gibi.
Gerçek şu: Ahlaksızın dini olmaz.
Hırsızın partisi olmaz.
Yetimin hakkını yiyenlerin adaletti olmaz.
Yolsuzluğun ideolojisi olmaz.
Rüşvetçinin, partizanın görüşü olmaz.
Kul hakkının sağcısı-solcusu olmaz.
El öpenlerin şahsiyeti kirlenir.
Halkın emanetini har vurup harman savuran, yetimin hakkını yiyen,
Fakirin ekmeğine göz diken kim varsa…
Adı ne olursa olsun, sırtını kime dayarsa dayasın: hangi partide ideolojide olursa olsun, O hırsızdır, ahlaksızdır.
Vatansız, bayraksız, ezansız, Kuran ’sızdır.
Ama biz ne yapıyoruz?
“Benim partimden” diye susuyorsunuz.
“Bizden” diye görmezden geliyorsunuz.
“Onlar daha kötü” diyerek kendinizi kandırıyorsunuz.
İşte en büyük çürüme burada başlıyor.
Bakın meydanlara…
Miting kürsülerine…
Herkes bir değeri ağzına dolamış konuşuyor: Vatan, Bayrak, Ezan, Kuran, Atatürk, cumhuriyet, millet…
Peki, o değerlerin gereğini yapan var mı?
Yanlış yapanlar, halkın malını çalanlar, yetimin emanetini yiyenler, neden hep bir yerlere sığınma ihtiyacı hissediyor?
Neden hatalarının arkasında durmak yerine dinin, bir ismin, bir partinin, bir ideolojinin gölgesine kaçıyorlar?
Çünkü biliyorlar: Bu millet duygularıyla hareket ettiğinde sorgulamayı bırakıyor.
Takım tutar gibi parti tutuluyor bu ülkede.
O noktadan sonra ne doğru görülüyor ne yanlış…
Ne haklı seçiliyor ne haksız…
Sadece “bizden mi, değil mi?” diye bakılıyor.
Ve en tehlikelisi şu:
“Hırsız bizden olsun, ama hırsız demeyelim” anlayışı…
Tecavüzcü bizden olsun ama duyurmayalım…
İşte bu anlayış, bir ülkeyi içten içe çürüten en büyük hastalıktır.
Artık şunu öğrenmek zorundayız: partiler din değil.
Partiler araçtır, amaç değil.
Liderler eleştirilebilir, kutsal değildir.
Hiç kimse dokunulmaz değildir.
Eğer gerçekten Vatanı, Bayrağı, Ezanı, Kuran’ı, Atatürk’ü savunacaksanız, eğer gerçekten cumhuriyeti sahiplenecekseniz…
Önce ahlak ve adalet diyeceksiniz.
Önce hak diyeceksiniz.
Önce dürüstlük diyeceksiniz.
Kimin yaptığına bakmadan…
Yanlışa yanlış, hırsıza hırsız diyebildiğimiz gün bu ülke gerçekten nefes alacak.