Siyasetin içi boşaltıldı.

Eskiden siyaset; çözüm üretme, dert dinleme ve halka umut verme iddiası taşırdı. Bugün ise çoğu zaman büyük salonların, kalabalık alkışların ve gösterişli cümlelerin arasında kayboluyor.
Bir dönem siyasetçiler kürsüye çıktığında vatandaşın hayatına dokunacak vaatler konuşulurdu.
“İki anahtar” denirdi mesela; ev ve araba sahibi olmanın hayali kurulurdu.
İnsanlar verilen sözlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini tartışırdı ama en azından ortada somut bir hedef vardı.
Şimdi ise somut vaatlerin yerini süslü cümleler aldı.
Bugünün siyaset dili daha çok övgü üzerine kurulu.
“Dünya bizi kıskanıyor…”
“Avrupa bize hayran…”
“Yüksek gelirli ülkeler sınıfına girdik…”
Meydanlarda bu sözler bolca alkış alıyor.
Etrafı saran yalakalar, taklacılar ve her cümlenin ardından “Efendim çok doğru söylediniz” diyenler de eksik olmuyor.
Ancak aynı konuşmanın devamında işçiye, emekçiye, memura ve emekliye gelince “Kaynak yok” deniyor.
Ememekli erim erim eriyor, asgari ücretli zamların altında kaybolmuş.
İşte burada büyük çelişki başlıyor.
Madem ülke bu kadar güçlü, madem ekonomi bu kadar şahlandı, neden milyonlar geçim sıkıntısıyla boğuşuyor?
Neden emekli maaşı pazara çıkınca eriyor?
Neden gençler gelecek planını başka ülkelerde arıyor?
Neden insanlar ay sonunu değil, haftanın sonunu getirmeye çalışıyor?
Siyaset artık sorun çözmekten çok algı yönetmeye dönüşmüş durumda.
Gerçekler yerine sloganlar dolaşıyor.
Her yıl “Enflasyon tek haneye düşecek” deniyor.
Düşmeyince yeni bir tarih veriliyor. Yeni bir vaatle eski söz unutulsun isteniyor.
Böylece siyaset, günü kurtarma sanatına dönüşüyor.
Oysa vatandaş artık büyük laflardan çok mutfağındaki yangına bakıyor.
Marketteki etikete, kiraya, faturaya, çocuğunun okul masrafına bakıyor. Çünkü hayat; kürsülerde cebi dolu olanların anlatıldığı kadar parlak değil.
Bir ülkenin gücü, sürekli kendini övmesiyle değil; vatandaşının huzuruyla ölçülür.
İnsanlar geçinebiliyorsa, gençler umut taşıyorsa, emekli yaşam mücadelesi vermiyorsa işte o zaman başarıdan söz edilebilir.
Aksi halde geriye sadece kalabalıkların alkışı kalır.
Ve alkışın sesi yükseldikçe, gerçeğin sesi biraz daha kısılır. Dünyanın Kıskandığı, Vatandaşın Geçinemediği Ülke…