Daha gerilerde Anadolu ve Kırşehir Abdalları denince, yüzyılların izlerini hikâyecilikle, yaşamlarıyla ve özelliklede zorluklar içinde taşıyıcısı ve yaşatıcı oldukları “türkü-bozlak” geleneğindeki ustalıklarıyla sürdüre gelen bakir kalabilmiş bir topluluk çıkar karşımıza…

Buğun alanında bir kaynakça olarak akademik çevrelerde yaygın atıf alan ve almaya devam eden 2008 yılında yayınladığım “Kırşehir Örneklemesiyle Anadolu Abdalları ” adlı eserimde konuyu irdelerken şüphesiz ki bir dönem gelip yerleştikleri Yağmurlu Büyükoba”köyüne değinmeden geçilemezdi..

Tam da bu iz üzerinde Kırşehir’in sevilen bir doktoru, doktorluktan da öte kültür ve tarihe ilgisiyle de öne çıkan kâmil ve aydın bir yüzü, değerli dostum Ramazan Keskiner’in Yağmurlu oluşu nedeniyle de kendisine aktarılan bilgilerin oluşturduğu bir hafıza bütünlüğü içinde kendi sosyal medya sayfasında büyükte ilgi gören ”“Abdal Yusuf Usta” İle “Yağmurla’ da Ağaların Yusuf Çavuş” anlatısına rastladım…

Sayın Ramazan Keskiner’in Bu anlatısını yayınlamadan Abdalların Yağmurlu serüvenine ve eskilerine göz atalım

Bugünkü Kırşehir Abdallarının anlatımlarında da görülebileceği gibi, bu zümreler ekseriyetle gezginci olup, bir dönemde Yağmurlu köyü kenarına gelip yerleşmişlerdir. Yaşlı Abdalların anlatımlarına göre; buraya Deveciler (meşhur Yusuf Ustagiller), Garip Hasanlar (Hacı Derviş Garip, Hasan Garip, ‘Kabadayı’ lakaplı Hüseyin Garipler) ve Muharrem Usta (Ertaşlar) gelmişlerdir. Bunlardan birçoğu buradan da Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesi’ne göçmüşlerdir. Abdalların öncesinde Yağmurlu’ya yerleşmeden önce de bu köyün adının Yağmurlu olduğu açıktır. Kaldı ki Yağmurlu köyü “Kırtıllar” gibi bir Abdal köyü olmayıp, Abdalların bir dönem eğleştikleri ve buradan Kırşehir ve çevre Türkmen düğünlerine ulaştıkları ve geçici yerleşimde bulundukları bir köydür.

Bizim Abdallar Yağmurlu’dan çıkınca Ramazan Keskiner’in "Abdal taifesi ağanın olduğu yerde yurt tutar” nitelemesine uygun olarak bir kısmı da Kırşehir Kaman ilçesinin Meşe Köyü’nde bir süre civarda çokça ün yapmış Tahir Ağa’nın köyüne giderken bir diğer kısmı Kırşehir Merkezde Bağbaşı Mahallesi’ne gelirler.

İşte bu Meşe Köy’de meşhur Tahir Ağa’nın yanına gidenlerden anne tarafından annesinin babası olması nedeniyle Devecilerden Meşhur Yusuf Usta’nın torunu, baba tarafından da, Çekiçlerden Rıza Akdoğan’ın oğlu bulunan saz sanatçısı ve bozlak ustası 1947 doğumlu Bektaş Usta (Akdoğan) ile sağlığında görüşmüştüm. Eserime de eklediğim bilgilerde de görülebileceği gibi, Bektaş Usta “Çekiçlerin, bu ağanın davetiyle ve de bu ağaya sığınarak Meşe köyüne gittiklerini, kendi babasının da içinde olduğunu ve bir süre bu köyde kaldıklarını, bir kısım Çekiçlerin de Kaman Sarıuşağı Mahallesi’ne buradan göçtüklerini, sonradan amca çocukları bulunan kişilerin bile ayrı soyadı aldıklarını” anlatmışı.

Bu yüzdendir ki Meşhur Ali Çekiç (Çekiç Ali), İbrahim Usta (Akyol), Haydar Usta (Altaş) ve Haydar Akdoğan adlı Abdallar, öz amca çocukları olduğu halde farklı soyadları almışlardır.

Yine Abdal zümreleri içinde bir dönem vekil öğretmenlikte yapan ve döneminin parmakla gösterilir bilge kişilerinden Rahmetli Abidin Ertek sağlığındaKendilerinin ataları meşhur Abdal Ustalarını… anlatarak şöyle demişti.:

“Mesleğimizde aklımın dahi kavrayamayacağı derecede gün ışığı salmış büyüklerimiz vardır. Bize iki kuşaktan intikal eden anlatımlara göre; çevresinde büyük değer verilmiş büyüklerimiz, âşıklarımız arasında bir de Âşık Hüseyin varmış. Onun hakkında maalesef pek bilgimiz yok. ‘Gök Yüzünde Bölük Bölük Turnalar’ gibi bozlaklara varıncaya kadar çoğunlukla eski âşıklarımızdan geliyor. Zaten gezginci olduklarından gelip giderken, gezerken, deve ile taşımacılık yaparken bunların haykırışları bozlaktır. Memleketimizin büyük ışığı bozlaklarımız tâ oralardan gelmekteymiş. Saza ‘kopuz’ denildiği, daha sazın saz olduğunun bilinmediği dönemde ‘Koca Yusuf’varmış. “Koca Yusuf” dendiği zaman kelimeler onu anlatmaya kifayet etmezmiş. Adamcağız ‘Ay dost” diye bozlağa girdiği zaman hakkını verirmiş. Zaman zaman kimisi “Hay dost” diye, kimisi ‘Ay dost’ diye, kimisi de ‘Ey dost’ diye çığırır. Ama sonunda Türkçemizin dile gelen şiveleri, ağızdan ağıza bu bozlaklarda ifadesini bulurdu. ‘Yusuf Usta’nın gezdiği yerlerde çift sürenler tâ uzaklardan onun bozlağını dinlermiş, hiç kimsede olmadık çok davudi bir sesi varmış. Bozlağın başka bir örneği de zamanımıza intikal etmiş, genç kuşakların dahi bildikleri Muharrem Usta’dır. Muharrem Usta’nın gerçekten övülmeye hakkı vardır. Bu şahsiyet, hiç kimsede görülmedik yönlere sahipti. Bunlardan biri de, sesinin ömrü boyunca hiçbir zaman kısıklık arz etmemesiydi. Bizim haftalarca çaldığımız düğünlerde haliyle sesimiz kısılır. Ama Muharrem Usta’nın aylarca arka arkaya çaldığı düğünlerde bile hiç sesi kısılmamıştır. Daha eskilerden örnekler vermek isterim. Ancak bizden öncekilerin acizliğine yorumluyorum. Geçmişimizi bizlere aktaramamışlar. Sanki çayırda bir tutam ot kalmışçasına ancak kıssalar kalmış bize... Bizim neslimiz, gururla söylüyorum, icra ettiği sanatla tarih gibi bir nesildir. Orta Asya’dan kalkıp bütün Anadolu’ya yayılan bir nesildir. Ve bu neslin yayıldığı topluma hiçbir zararı da olmamıştır”

Şimdi bu kadar bilgilendirmeden sonra kendisi de Yağmurlu aşiretine mensup Sayın Ramazan Keskiner’in çok önemsediğim bu bilgileri de derinleştirerek besleyen ve hatta renklendiren anlatısına dönelim:

DR. RAMAZAN KESKİNER ANLATIYOR:

“ABDAL YUSUF USTA” İLE “AĞALARIN YUSUF ÇAVUŞ”

Eskiden derlerdi ki "Abdal taifesi ağanın olduğu yerde yurt tutar”.

Tabi burda önce abdal ne ola ki? Karınca kararınca bildiğimiz üzere tarif etmek gerekirse Orta Asya denilen Türkistan yurdundan “şaman, kam” öğretileri ile yoğrulmuş İslamiyet’in kabulü ile derviş, abdal kisvesi ile Türk'ün yurt tuttuğu yerlerin Türkleştirilmesi ve İslamlaştırılmasında bir anlamda “Türk İslamı”nın oluşmasında da rol alan Türkmen boylarındandır. Omar R. Oflaz'ın "Oğuz name köklere giden yol" kitabında konu ettiği Sivas Yıldızeli Kösedağ arasındaki "Türk töre inanç önderi" olarak konumlandırdığı ocağa bağlı iken önderlerinin katli sonrası Anadolu'ya dağılan “derviş, abdal Türkmen boyun”un bakiyeleridir. O katliamın türküsünün Neşet Ertaş'ın seslendirdiği "seher vakti çaldım yarin kapısını..." türküsü olduğu yâr diye nitelenenin ise "Türk töre inanç önderi" olan kişi olduğu aynı eserde yazılır. İşte abdal bu kişiler kendilerini kollayan, geçim sıkıntılarında yardımcı olan ve düğün, sünnet gibi eğlencelerinde sazın, sözün sahibi, savaş, afet, ölümler gibi durumlarda da duruma uygun ağıt, türkü, cenk havası, halay gibi folklorik kültürü yaşayan, yaşatan meslek sahibi Türkmenlerdir. Zamanın gelişimine ve bölgesel özelliklere göre önceleri Bektaşi dergahına bağlı Alevi, Sünni idare ve çevrelerin yoğunluğuna göre “birazda zorunluluktan sünnileşen” bizim insanlarımızdır.

Kısaca “Abdal taifesi”ni tanımlamaya çalıştıktan sonra Yağmurlu köyüne yerleşimleri de bu özellik ve ihtiyaçlarına cevap veren yedi pare "Karacakürt Türkmen obası Türkmenleri”nin iştigal ettikleri çalgıcılığa uygun nüfus ve korunma ihtiyacına da cevap bulmalarıdır.

Yusuf usta büyüklerimizin tarifi ile “ustaların ustası” olup peşinden gelen “Bulduk Usta, Haydar Usta, İbrahim Usta, Muharrem Usta” gibi takipçileri de Yağmurlu köylerinin mukimi ve rengi olmuşlardır. Birbirlerini sever, sayar ve toplum içinde büyütür, yüceltir, onurlandırırlar.

Abdallarımız Yağmurlu düğünlerinde hesap kesmezler kendi düğünleri sayarlar.

Yusuf çavuş (ağaların Yusuf Orbay) ise Yağmurlu Büyük Oba’dan diğer kabileler gibi yayla, kışla göçü ile gitgeller yapıp yayladıkları Yağmurlu Kurtbeli Yeniyapan köyünden çıkarımlarıma göre balkan harbi sonrası 1912-1913 yıllarında artık yağmurlu büyük obaya göçmeyip Yeniyapan Köyü’nde kalarak yayladan köye/obaya dönüştüren kişidir. Hali vakti yerinde ağalık vasfı olan, öşür müteahhit liği de yapan varlıklı bir köylümüz dür.

Yazıya konu olay Yusuf Çavuş’un oğullarından birinin düğününe Yusuf Usta’yı çalgıcı tutmaması ile gelişir. Düğün kurulmuş, çalgıcılar odanın, misafirlerin durumuna göre uzun havası, bozlağı ile düğünü şenlendirirken Yusuf çavuş'a Yusuf Usta’nın geldiğini evin arkasında beklediğini söylerler. Yusuf çavuş ile Yusuf usta hem çok samimi, uzun yıllara dayanan muhabbetleri, arkadaşlıkları vardır. Yusuf çavuş hem düğüne başka çalgıcıları getirmiş hem de düğüne davette etmemiştir. Yusuf Usta'nın gelip beklediğini duyunca üzüntüsü ve durumu nasıl izah edeceğinin telaşında evin arkasına Yusuf usta'nın yanına varır. Tam özür dileyip gönlünü alayım telaşındayken Yusuf usta, “Yusuf çavuş; ağa sana halimi arza geldim. Cihanbeyli taraflarında bizim abdalların düğünü var davetiyesi geldi. Benim ne gidecek bineğim ne de hediye takacak, abdala bahşiş verecek param var. Bizim abdal taifesi beni ağa bilir. Ne ideyim?” deyince Yusuf Çavuş omuzundan kalkan yükün hafifliğiyle ahırdan heybetli kıratını çıkarttırır “buna binersin, şu kadar da para al cebine koy ağalığını göster” der. Yanına ikide atlı süvari adamını verir “bunlarda sana refakat eder, ağalığına halel getirme” der misafirleyip, ağırladıktan sonra da selametleyip gönderir.

Yusuf Usta gibi “ustaların ustası” gönlü hoş keyifle yola revan olur.

Bu “Abdal hikâyesi” olarak hatıralara katılsın istedim.

"O güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler."

YAĞMURLU BÜYÜKOBA'NIN "ABDAL DERESİ"NDE

ABDAL AĞASI YUSUF USTA'NIN "ABDAL KEYFİ"

Bugün sanki mola vermiştim fakat sevgili kardeşim Adnan Yılmaz'ın sayfasında paylaşımımı alıntı yapıp profesyonel bakış ile takipçilerine taşıması bir Abdal Yusuf usta hatıratı daha yazmaya teşvik etti, beğenilerinize bırakıyorum.

Ustaların ustası, abdal ağası Yusuf Usta Kırşehir Yağmurlu Büyük oba köyünde "abdal deresi" denen mahalde diğer abdal ustaları/taifeleri ile komşu birkaç hane olarak oturmaktadırlar. Etraf köylere, şehir merkezine hatta Niğde, Aksaray Ortaköy bölgelerindeki köylere kadar düğün çalgısı için giden hanelerinin nafakasını temin etmeye çalışan bölgenin en namlı, şöhretli ustasıdır.

Yine abdal taifesinin anaları, kadınları, döşek dökmeye, yorgan sırımaya gider hane geçimine katkıda bulunan ehli namus, çalışkan, hamarat kadınlardır. Ustaların çalgıcı takımı davul, zurna, saz, darbuka, keman çalan ve de köçek denen renkli basmadan etek, renkli parlak cepken yelek giymiş dövme zille oynayan oyuncudan oluşan takım ile düğünlere gider düğün sonrası da genelde tavuk, çerez ve içki ile kendilerini eğlendirir hasılatı paylaştıktan sonra evlerine dönme şeklinde bir hayat sürerler...

Böyle bir düğün sonrası boş günlerinde akşamın alaca karanlığının Yağmurlu obasının üstüne çökmeye yüz tuttuğu saatlerde bir tanrı misafirinin yolu abdal deresine düşer. Haliyle misafir 'Abdal ağası Yusuf Usta'nın evine buyur edilir.

Tanrı misafiri usulünce ev halinin imkanları elverdiği nispette sofraya alınır ağırlanır. Yemek sonrası yaz aylarının o sıcak gecesinde yatmak üzere toprak damın üstüne buyur edilir. Damın üzerine sekiz batman yün basılmış iki adet döşek üzerinde bir ömür kocasınlar diye dua edilen yastıkların başa konulduğu yer yatağının üzerine oturtulur. Sırtlarını yastığa dayayıp açık deniz mavisi ay ışığında yıldızların altında bağdaş kurup sohbeti koyulaştırıp gümüş tabakadan sardıkları yağmurlu tütününün yele karışan dumanına gelen sade kahvenin hoş kokusunu içlerine çekerek akşamı nihayetlendirirken Yusuf Usta misafire "ağa buna abdal keyfi derler" başka bir yerde duyarsan hatırlarsın der.

"O güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler".

Gidenlere rahmet kalanlara selam olsun...

Dr Ramazan KESKİNER