Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda, müşrik olarak tanımlanan toplulukların Allah’ın varlığını ve O’nun evrenin yaratıcısı olduğunu inkâr etmediklerini görüyoruz.

Bugün de öyle değil mi Allah’ın varlığını bilenler emrettiği gibi hayatlarına kuranı koymayalar.
Mekke’nin ileri gelenleri namaz kılıyor hac ediyor Kâbe’yi üstün tutuyor hac için gelenleri ağırlayıp misafirperverlik yapıyorlardı.
Bu insanlar, gökleri ve yeri Allah’ın yarattığını kabul ediyorlardı.
Yaşamlarında yönetimlerine, iktidarlarına, ticaretlerine, günlük yaşamlarına Allah’ın hükmetmesini istemiyorlardı.
Ancak Kur’an’da müşrik olarak nitelendirilmeleri, bu inançlarının yeterli olmadığını bize açıkça gösteriyor.
Müşriklerin en büyük yanlışı, ibadeti yalnızca Allah’a yöneltmemeleriydi. Onlar dua ederken, yardım dilerken, adak adarken, kurban keserken Allah’tan başkasını araya koyuyorlardı.
Bazılarını Allah’a yakınlaştırıcı, aracı, şefaatçi kabul ederek ibadetlerini bu kişilere yöneltiyorlardı.
Böylece Allah’ın varlığını ve yaratıcı sıfatını kabul ettikleri hâlde, kulluk görevlerini başkasına yönelterek şirke düşüyorlardı.
Bu durum, bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor: Sadece “Allah vardır” demek, hatta O’nun yaratıcı olduğunu kabul etmek bir insanı şirkten korumaya yetmez.
Asıl mesele, Allah’a nasıl bir kulluk yönelttiğimizdir.
Kulluk, yalnızca Allah’a özgü bir teslimiyettir.
Dua, niyaz, tevekkül, kurban, adak gibi ibadetler doğrudan ve sadece Allah’a yöneltilmelidir.
Bugün de benzer bir yanılgının yaşandığını görmek mümkün.
İnsanlar, “Ben Allah’a inanıyorum” diyerek rahatça konuşuyorlar.
Ancak bu inanç, Allah’a özgü olan bazı ibadetlerin başkalarına yöneltilmesiyle gölgeleniyor.
Bazen bir türbeden medet ummak, bazen “şu zat bana şifa verir” diyerek kapılarında beklemek, bazen bir dileğini adakla bir veliye sunmak…
Bütün bunlar Allah’a şirk koşmanın günümüzdeki izdüşümleri olabilir.
Elbette burada niyetler, bilgiler, farkındalıklar önemlidir.
Ancak Kur’an’ın çizdiği sınırlar da çok nettir: Allah’tan başka ilah yoktur ve ibadet sadece O’na yapılmalıdır.
Allah’a ait olanı başkasına yöneltmek, en açık anlamıyla şirktir.
Sonuç olarak, bir insanın Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul etmesi onun inancını tam kılmaz.
İman, yalnızca zihinsel bir kabul değil; yöneliş, teslimiyet ve ibadette tevhidi esas almaktır.
Gerçek bir tevhit inancı ise, sadece Allah’ı tanımakla değil, O’na hakkıyla kulluk etmekle mümkün olur.
Emretmiş olduğu gibi Allah’a teslim olmakla olur.
Kullara değil, Allah’a, Kuran ve elçisi Hz. Muhammedîn yaşadığı gibi yaşamakla olur.