Okuma konusunda bir sorunumuz yok.

En çok kitap okuyan, kitap satışlarının en iyi olduğu ülkelerden biriyiz. İnternet satışları hakeza. Daha önce dünya çapında kitapları bestseller olmuş bazı yazarları Türkiye’de ağırladığımızı belirtmiştik. Kendileriyle yapılan röportajlarda kitaplarının en çok satıldığı ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini söylemişlerdi. Bu ayrıntı göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir ama bizim konumuz bu değil.

Bizim için önemli olan nelerin okunduğudur? Veli gelmiş, çocuğunu övüyor. Benim kız- bizim oğlan bir kitap kurdu, çok okuyor, buna güzel kitaplar öner diyor amcası. Önerdiğim bütün kitaplara burun büküyor. Ben bunları okumam diyor. Ne okuyorsun soruma şunları, şunları okuyorum, diyor. Kitap demeye bin şahit piyasa kitapları, sosyal medya şişirmelerini sayıyor.

Bir akşam eve gittim. Baktım bu piyasa yazarlarından birinin kitabı sinemaya uyarlanmış, filme almışlar. Film de başladı başlayacak. Madem kitabını okuyamadık bari filmini izleyelim, dedim. Oturduk televizyonun karşısına. Sanırım 20 dakika kadar izledik. Yüzüm kızardı, utancımdan sağa sola bakamıyorum. Baba izleyelim dediğin filim bu mu homurtuları yükselmeye başladı. Kapattık. Ahlaksızlık, seviyesizlik diz boyu. Kalite, emek, estetik sıfır! Aman Allahım! Bu kitapları okuyanlardan ne keramet çıkar diye kara kara düşünmeye başladım.

Bunu öğretmen, öğrenci, veli dâhil birçok kişiyle paylaştım. Aldığım en doğru cevap elimizden hiçbir şey gelmiyor, oldu. Bu gidişattan hazzetmeyen aileler, öğretmenler yok değil ama onların da cevabı “maalesef bizi aşan bir durum!” oldu.

Merhum Köroğlu “tüfek çıktı mertlik bozuldu” demişti bir zamanlar. Herkesten duyduğum ortak şikâyet cep telefonları ve dolayısıyla sosyal medya. Sosyal Medya’nın rahle-i tedrisinde yetişen çocukların bu ülkeye ne katkıları olacak bilmiyorum ama verecekleri zararları kestirmek çok zor değil. Fatih’in, Yavuz’un, Akşemseddin’in ruhuna aşina bir nesil yetiştirmeliyiz. Bu çağın önümüze koyduğu hastalıkların, maddi ve manevi buhranların panzehiri bu ruhtur, bu ruha aşina bir nesildir. Bu nesli kim ya da kimler nasıl ve ne zaman yetiştirecek?

Bu işin baş mimarı öğretmenlerdir. Öncelikle bunu belirtmek gerekir. Bir çağı açıp, bir çağı kapatan Fatih, bir öğretmenin rahle-i tedrisinde yetişti. Dağda, bayırda yetişmedi. Hamuru sağlamdı. O hamur, hamuru sağlam hocalar, öğretmenler tarafından yoğruldu ve büyük başarılara imza attı.

Öncelikle sağlam karakterli, sağlam duruşlu, milli ve manevi değerler konusunda tavizsiz ama bilinçli ve iradeli hocalar, öğretmenler yetiştirilmelidir. Az olsun, öz olsun ama olsunlar. Bankamatik derdi olmayan, küçük hesaplar peşinde koşmayan, yorulmak, usanmak bilmeyen, ölümüne elini taşın altına koyan yiğit yürekli Musaplar lazım bu topluma. Bir iki hafta önce 15 Temmuz Bayramını kutladık. Bir sürü kahramanı andık. ÖMER HALİSDEMİR’İ andık mesela. Hikâyesini, fedakârlığını, kahramanlığını, şehadetini dinledik gözyaşları arasında. Bir vatan kurtaran asker olarak yâd ettik. Ona, o şuuru, o bilinci aşılayan öğretmenleri kimse anmadı. Asıl can alıcı nokta burasıdır.

Seküler kaygısı olan öğretmenler bu işi başaramazlar. Bizim şu anda en büyük sıkıntılarımızdan birisi budur. Bizi, bu toplumu, üç kıtada, otuz yedi milleti altı yüz sene şanla şerefle idare ve ikame edecek yüksek karakterli ruhlara sahip eğitimciler yetiştirtmemiz lazım. Asrın Lideri Recep Tayyip ERDOĞANLARA ihtiyacımız var. O giderse ne olacak halimiz kaygılarıyla hareket eden milyonlar var bu ülkede. O yoksa milyonlar “biziz” diyenler nerede? Bunu başarmalıyız. Necip Fazıl’ın dediği gibi “Sağa sola bakmadan BEN VARIM!” diyen yiğitlerimiz nerede?

Bir gün Kırşehir’deki okullarımızdan birinden dindar-mütesettir bayan bir öğretmenimiz dükkâna geldi. Elindeki listede 12, 13 kitap adı yazılıydı. Onları öğrencilerine alacakmış. Liseye baktım iki, üç kitap hariç hepsi sıkıntılı, milli ve manevi değerlerden uzak yazarların kitapları. Hatta yazarın biri İsrail’in başkenti TEL AVİV’den ödül almış.

Kafam karıştı. Hocam bu listeyi siz mi hazırladınız?” dedim. “Hayır, okuldaki öğretmen arkadaşlar hazırlamış ama onlara güveniyorum!” dedi.

Bu liste bir STK’nın listesidir. Bir yerlerde hazırlanmış ve Türkiye’de tüm mensuplarına gönderilmiş. Edirne’den Van’a; Sinop’tan Hatay’a varıncaya değin tatillere gelen bir sürü velinin elinde dolaşan bir liste. Hazırlayanlar, İsrail kâfiriyle derdi olmayan mihraklar! Filistinli kardeşimi kurtaracak yiğidi-SELAHADDİNİ yetiştirecek kitabı İsrailciler hazırlıyor, başörtülü öğretmenim de okutuyor.

Milyonlarca kitabımız, gözü kara yazarımız var. Bu listede neden onların ismi ya da kitapları yok? Neden siz okuyup liste hazırlamıyorsunuz, başkalarının önünüze koyduğu kitapları çocuklarımıza okutuyorsunuz? Sizi bunun için mi öğretmen yapmışlar? Dilim döndüğünce bir şeyler anlattım. “Yaa öyle mi?” dedi ve çıktı gitti. Bir daha ne geldi, ne de yüzünü gören oldu?

Gözü kara fedakâr öğretmenlerimiz nerede? MİNYELİ ABDULLAH nerede mesela? Ya da YANIK BUĞDAYLAR romanının başkahramanı DİKÇE MEHMET?

Pazarda, şurda burda bir çorap bile alırken, ince eleyip sık dokuyorsunuz da okuduğunuz ya da okuttuğunuz kitapların hiç mi önemi yok? Bu neslin kimlik kartlarını nüfus dairelerimiz veriyor peki çocuklarımızın ruh, zihin ve kalp dünyalarını kim ya da kimler dolduruyor?

Resulün mesajı neydi? “Allahım! Faydasız ilimden sana sığınırım!” Faydasız, bilakis zararlı öğretmenlere ne demeli? Faydasız ilmin ne olduğu herkesin malumudur. Bunu bilmeyenimiz yoktur. Faydalı ilme, faydalı kitaplarla ulaşabiliriz. Faydalı kitapları da elimize ulaştıracak olanlar öğretmenlerdir.

Faydalı kitaplar konusunda herkesin bir fikri, bir görüşü vardır. Biz Müslüman’ız. Her sofraya oturamayacağımız, her yemek tabağına kaşık daldıramayacağımız gibi her kitabın sayfasını da gönlümüzce açma ve okuma özgürlüğüne sahip değiliz. Faydalı, doğru, bizi Allah ve Resulüne yaklaştıran, kulluk bilincini kavileşteştiren, hal ve hareketimizi güzelleştiren kitaplarla yol alabiliriz. Topluma, kendimize, tarihimize yapacağımız en büyük iyilik, en büyük güzellik, en büyük hayır bu olsa gerektir yani güzel kitaplar okumaktır.