Bugün sizlerle helal lokma, helal rızık, helal kazanç üzerinde konuşalım isterim.
Bu konu ne zaman gündeme gelse aklıma biri Hz. Ebubekirî Sıddıka, biri de İmam-ı Azam’ın babası Hz. Sabit’e atfedilen iki menkıbe gelir. İslam tarihinde benzeri çok misaller vardır ama Rabbimiz hatırlatmışken konumuza bu iki menkıbe ile giriş yapalım.
Ebubekir Sıddık Efendimizin bir kölesi vardır. Bu köle kazancının belli bir kısmını ona verir, o da bununla onun masraflarını karşılar. Bu köle bir gün kazandığı bir şeyi getirir, Hz. Ebubekir’e ikram eder. Hz. Ebubekir ondan bir lokma alır. Bunun üzerine köle.
“Her akşam bana kazancımın mahiyetini sorardın, bu akşam sormadın”, der. Hz Ebubekir “galiba unuttum”, der ve “söyle bakalım bu kazancın nerden?” der. Köle: “Falcılıktan anlamadığım halde cahiliye döneminde falcılık yoluyla bir adamı kandırmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam, yaptığım o işe karşılık size ikram ettiğim bu yiyeceği verdi, der.” Hz. Ebubekir derhal parmağını boğazına götürüp bütün eziyetine rağmen yediklerini kusar ve adama “yazıklar olsun sana neredeyse beni helak edecektin” der.
Köle, “bir lokma için bu kadar eziyete değer miydi?” der. Hz. Ebubekir, “Canımın çıkacağını bilseydim yine de o haram lokmayı çıkarırdım zira Resulullah Efendimizden şöyle işittim: “Haramla beslenen vücudun müstahak olduğu yer cehennemdir” Bu hadise üzerine şu ayeti kerime nazil olur:
“Kim Rabbinin makamından korkup nefsini hevadan alıkoyarsa şüphesiz ki onun varacağı yer cennettir.” (Naziat, 40-41)
“Kalbin katili haram lokmadır” der bu yolun büyükleri. Müminlerin gıdası helal lokmadır. Haram lokma kalbin katilidir, onu manen öldürür, şifası-panzehiri ise helal lokmadır.
Birgün sahabenin büyüklerinden Sad b. Vakkas, Resulullah’a gelerek “Ya Resulullah! Dualarımın kabulü için bana dua eder misin” der. Resulullah:
”Ey Sad! Git helal lokma ye. Allah dualarını kabul eder” buyurur.
Duanın kabul olmasının önşartı helal lokmadır. Hz. Peygamber:
“Bir kişi çoluk çocuğunun rızkını helalinden temin etmek için çalışırsa yiyeceği en hayırlı, en bereketli lokma budur” buyurur.
İslami yaşantının temeli helal lokmadır. Binada temel ne ise, İslami yaşantıda helal lokma odur. Helal lokma konusunda hassasiyeti olmayanların amelleri rüzgârda yanan alev gibidir. En küçük bir durumda tüm amelleri yok olur. Şahı Nakşibend Hazretleri “Vücuduna haram lokma girmiş kimse hiçbir ibadetinden zevk ve lezzet almaz” der. Büyük sufi Süfyan-ı Sevri: “Haram kapıdan girdi mi Hakk kapıdan kaçar” der.
Müminin; dilinde ilim, kalbinde iman ve takva, midesinde ise helal lokma olan kişidir.
Ortaokul yıllarımda Raif Cilasun’un HARAM LOKMA adındaki romanını okumuştum. Yediğine içtiğine çok dikkat eden vera ehli bir zattı roman kahramanımız Yusuf Efendi.
Vera, “Kılı kırk yaran demektir. Evet, roman kahramanımız Yusuf Efendi o kadar hassastı ki romanı bitirene kadar gerçekten ben de bitmiştim. Bu kadar da olmaz diyordum kendi kendime ama çok sevmiştim Yusuf’u. Mümin öyle olmalıdır, öyle yaşamalıdır. Yıllar sonra Rabbim hanemize bir erkek evlat nasip edince adını Yusuf koydum. Yusuflar roman kahramanları olarak kalmamalıdırlar. Onları sokaklarda, hayatın içinde, her yerde görmeliyiz çünkü onlar bu toplumun şifa kaynaklarıdır.
Müslüman, ne yediğine, ne içtiğine dikkat ayık kişidir. Her sofraya oturmaz, herkesin lokmasını yemez, herkesle arkadaş, yoldaş olmaz. O seçkin bir insandır, seçilmiş bir şahsiyettir. Yaptığı ibadetlerden, secdelerden zevk alan kişi olmalıdır. Bunun için lokmasının helalinden olmasına dikkat etmelidir.
Hedefi, gayesi Allahın Rızası olanın yaşantısında haram lokma olmaz. Namazı, niyazı, orucu, infakı helalinden olmalıdır. Abdestsiz namaz olamayacağı gibi, helal lokmasız müminin hayatı da olmaz. Ramazan günü ağzımıza hiçbir şey koymuyoruz. Neden? Orucumuz bozulur çünkü. Müminin yaşamı da böyledir. Helal lokma anne karnında başlar, Azrail’in ecel makasıyla ömür ipini keseceği vakte kadar devam eder. Ebubekir Sıddık’ın hikâyesini laf olsun, süs olsun diye anlatmıyoruz. Bu yolun büyükleri nasıl yaşamışlar onları görmeden bu yolu yürüyemeyiz. Kaliteli, nitelikli insan deriz ya… Bunlar bu yolun en kaliteli, en nitelikli insanlarıdır, örnekleridir. Kulluğun zirveleridir. Bu zirveleri görmezsek eksiğimizle, gediğimizle kendimizi bir şey zannederiz, kaybedenlerden oluruz. Rabbimiz boşuna:
“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve sadıklarla/salihlerle beraber olunuz” (Tevbe, 119) demiyor.
Hazreti Peygamber: “Helal bellidir, haram bellidir mümin şüpheli şeylerden kaçan kişidir.”
“Haram Lokma” romanında hayatına konuk olduğumuz Yusuf’un ruh dünyasını kuşatan bugün yitirdiğimiz ve hasretini çektiğimiz bu hassasiyettir işte. Yeniden bu ruhu, bu hassasiyeti kuşanmalıyız. Neredesiniz ey Yusuflar! Bu toplum sizi bekliyor, bu mazlum ve mağdur ümmetin feryadına koşmayacak mısınız? Ne olur, hadi gelin! Sıyırın gaflet perdesini, gün doğdu, gün battı, ebed sizindir, sizi bekliyor yokuşlar, sizi bekliyor yaşlı haminneler, beli bükülmüş ihtiyar biçareler, kederli yürekler!
Hz. Ömer “Biz bir mekruhu işlememek için kırk mubahı terk ederdik” der.
Yusuf, Hz. Ömer gibi yaşamaya çalışan bir roman kahramanıdır. Bu karaktere sahip müminler toplumu değiştirip dönüştürebilirler. Bütün sıkıntılarımızın temelinde bu rol model müminler olmayı beceremeyişimizin acısı yatmaktadır.
Ey roman kahramanları! Sokaklarımız, caddelerimiz, şehirlerimiz sizi bekliyor. Yıllarca sizlerle yatıp kalktık, burnumuzda tüttünüz. Her neredeyseniz çıkın gelin artık. Çıkıp gelin ki bu kocamış yaşlı dünya yeniden yaşayan Kurânları görsün!