Biz Kur’an’ı, hafızların ezberlediği, Ramazanlarda mukabele yapılan, mevlitlerde okunan ve hatta ses yarışmalarına konu olan bir kitap haline mi getirdik?

Oysa Kur’an; ezberlenmek için değil, anlaşılmak ve yaşanmak için gönderildi.
Ramazan’da yapılan mukabeleler, yalnızca bir ayla sınırlı kalmak için değil, o ayetlerin yılın geri kalanında da hayatımıza yön vermesi için vardı.
Güzel sesle okunması değil, güzel yaşanması asıl gayeydi.
Kur’an-ı Kerim, ferdin ve toplumun, her insan sınıfının, her devrin ve her memleketin hayatına rehberlik etmek için indirilmiştir.
Hükümet başkanından sade vatandaşa, kumandandan sokaktaki insana kadar herkes, içinde kendine dair bir yol bulabilir.
Kur’an, Müslümanların hayat kitabıdır.
Kur’an, Müslümanların yaşamını düzenleyen ilahi bir rehberdir.
Peki, biz bu kitaba nasıl yaklaşıyoruz?
Bir düşünelim:
Bir kitap düşünün ki;
Ramazan’da okunuyor,
Cenazelerde ölülere okunuyor,
Düğünlerde, toplantılarda, siyasi etkinliklerde okunuyor,
Siyasilerin katıldığı iftar sofralarında “israf etmeyin” ayeti okunuyor.
Ticarethane açılışlarında, temel atma törenlerinde okunuyor,
İmam hatiplerde, Kur’an kurslarında, medreselerde ve ilahiyat fakültelerinde okutuluyor,
Hatimle teravihlerde okunuyor,
Hatta ses yarışmalarında kim daha güzel okuyor diye okunuyor.
Ne hikmet ise,
Siyasette yok,
Ticarette yok,
İnsani ilişkilerde yok,
Çarşıda, pazarda, alışverişlerde yok,
İhalelerde yok,
Kanunlarda, hukukta yok,
Aile hayatında, nafakada, mirasta yok,
Ekonomide, eğitimde yok,
Ahlâkta yok,
Sokakta, caddede, parkta, toplumsal alanlarda yok,
Yetimi doyurmakta, fakirin hakkını gözetmekte yok,
Zalimlere karşı durmakta, mazlumun hakkını korumakta yok.
Hayatın hiçbir alanında olmayan bir kitap, gerçekte var mıdır?
Cenazen merasimlerinde, Kabirlerde ölülerin ruhuna okunmakta var.
Mevlitlerde, sünnetlerde, camilerde, televizyon kanalarında okunmakta var.
Kutsal ve mübarek gecelerde okunmakta var.
Yoksa biz kitabımızı, kutsal gecelerde, mevlitlerde, cenazelerde ölülere okunan ama dirilere ne dediğiyle pek de kimsenin ilgilenmediği bir kitap haline mi çevirdik?
Eğer Kur’an, sadece cenazelerde ölülere okunan; ama dirilere ne söylediğiyle ilgilenilmeyen bir kitap haline geldiyse, bu büyük bir kayıptır!
Hâlbuki Rabbimiz buyuruyor ki:
"O Kur’an, insanları Hakk’a ulaştırır; helâl ile haramda ve din hükümlerinde hakkı bâtıldan ayırır…" (Bakara, 185).
"Kur’an-ı Kerim doğru yol gösterici, müminlere derecelerle kurtuluşu müjdeleyicidir" (Bakara, 97).
"Bu Kur’an, akıl sahiplerinin ayetlerini iyice düşünüp anlamaları ve ders almaları için, sana indirdiğimiz saadet kaynağı bir kitaptır" (Sâd, 29).
Kur’an, yaşayanların hayatının her alanına rehberlik eden, hükümleri asla eskimeyen bir kitaptır.
O, yalnızca okunmak için değil, yaşanmak için indirilmiştir.
Allah bizi affetsin!
Kur’an’ı hayatımıza tekrar nasıl hâkim kılacağımızı düşünme vakti gelmedi mi?