Amerika ve İsrail’in yıllardır sürdürdüğü saldırgan politikalar, bugün bir kez daha dünyayı yeni ve derin bir krizin eşiğine sürüklemiş durumda.

İran’a yönelik baskı ve gerilim, artık sadece iki ya da üç ülke arasındaki bir mesele olmaktan çıkmış; küresel ölçekte ekonomik ve siyasi bir sarsıntıya dönüşmüştür.

Ancak ortada çok açık bir gerçek var: Bu savaşın bedelini savaşanlar değil, dünya ödüyor.

Amerika, dünyanın bir ucunda askeri ve siyasi hamlelerle tansiyonu yükseltirken; İsrail ise bu politikanın sahadaki en sert uygulayıcısı olmaya devam ediyor. Sonuç?

Bozulan dengeler, artan enerji fiyatları ve her geçen gün derinleşen bir küresel huzursuzluk. Peki sonra ne oluyor?

Aynı aktörler çıkıp “Dünya neden bizim yanımızda değil?” diye soruyor.

Bu sorunun cevabı aslında çok açık: Çünkü dünya, sizin çıkardığınız yangının içinde yanıyor.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ise bu tablonun en ağır yükünü sırtlıyor.

Petrol fiyatlarının hızla yükselmesiyle birlikte Türkiye’de akaryakıt fiyatları yetmiş lirayı aşmış durumda.

Bu yalnızca bir rakam değil; bu, her haneye giren ekmekten ulaşıma, üretimden temel tüketim maddelerine kadar hayatın her alanına yayılan bir zam dalgası demek.

Petrol sadece bir enerji kaynağı değildir; modern ekonominin omurgasıdır.

Siz petrolü yükselttiğinizde, aslında tüm piyasaları kilitlersiniz.

Bugün Türkiye’de yaşanan ekonomik daralma, yalnızca iç dinamiklerle açıklanamaz.

Küresel gerilimlerin doğrudan etkisi, vatandaşın cebine zam olarak, pazara pahalılık olarak yansımaktadır.

Araç sahipleri tedirgin, üretici endişeli, tüketici çaresiz.

Çünkü herkes biliyor ki bu savaş uzadıkça petrol daha da artacak. Ve petrol arttıkça, hayat daha da zorlaşacak.

Daha da çarpıcı olan ise dünya devletlerinin bu tablo karşısındaki sessizliğidir.

Küresel sistem, birkaç güçlü ülkenin politikalarına teslim olmuş durumda.

Hiç kimse açık bir şekilde “dur” diyemiyor.

Herkes bekliyor.

Tedirgin, sessiz ve edilgen bir şekilde…

Bu sessizlik aslında krizin büyümesine zemin hazırlıyor. Çünkü güç, karşısında bir direnç görmediğinde daha da sertleşir. Bugün yaşanan tam olarak budur.

Amerika saldırganlığını sürdürürken, İran ise sahip olduğu enerji gücünü bir savunma aracı olarak kullanıyor.

Bu durum, enerji piyasalarını daha da kırılgan hale getiriyor.

Petrol akışındaki en küçük aksama bile zincirleme bir ekonomik krize dönüşme potansiyeli taşıyor.

Sonuç olarak tablo nettir: Savaşan Amerika ve İsrail, bedel ödeyen ise dünya…

Ve bu bedelin en ağır kısmını, Türkiye gibi ülkeler ödemeye devam ediyor.

Eğer dünya bu gidişata karşı ortak bir duruş sergileyemezse, Müslümanlar bir olmazsa bugün yaşanan krizler yarının çok daha büyük ekonomik ve siyasi çöküşlerinin habercisi olacaktır.