Her dönemin iktidarların bir yalakası vardır.
Zaman değişir, iktidarlar değişir, isimler değişir…
Ama yalakalık hiç değişmez.
Bu topraklar çok şey gördü; hükümetler geldi geçti, başbakanlar, bakanlar koltuklarına oturdu, sonra o koltuklardan kalktı. Fakat o koltukların etrafında dönenler, eğilenler, “emredersiniz” diyenler hep aynı kaldı.
Yaşımız gereği çok iktidar gördük. Her birinin etrafında bir halka vardı: taklacıları, şakşakçıları, fırsatçıları… Dün birinin yanında saf tutanlar, bugün bir başkasının gölgesine sığınıyor.
Çünkü onlar için önemli olan ilke değil, güçtür.
Gücün olduğu yere yönelmek, onların değişmeyen refleksidir.
Bugün de farklı bir tablo yok. İktidarın çevresinde kümelenenler, itibar görüyor, işleri hızla çözülüyor, ihaleler alıyor, kredilere kolay ulaşıyor.
Devletin imkânları, liyakatten çok sadakate göre dağıtılıyor algısı güçleniyor.
İktidarın gölgesini, kendi gölgesi sananlar çoğalıyor.
Oysa bu manzara yeni değil.
Bir zamanlar askeri yönetimin başındaki Kenan Evren etrafında oluşan övgü çemberi, bu kültürün en çarpıcı örneklerinden biriydi.
Bir gün balık avına çıktı.
Rivayete göre hiç balık tutamamasına rağmen ertesi gün gazetelerde “balıkçılık dersi verdi” başlıkları yer aldı.
Bir başka gün Marmaris’te keklik avına gitti.
Kalabalık bir grupla yapılan bu avda, aslında ortada keklik yoktu. Rüzgârda savrulan bir poşete ateş ettiği anlatılır.
Ancak kısa süre sonra dört bir yandan keklikler getirildi ve “Paşam siz vurdunuz” denilerek alkışlandı. Kendi itirazına rağmen, övgü çoktan gerçeğin önüne geçmişti.
Resim yapmaya başladığında da benzer bir tablo ortaya çıktı. Acemiliğini dile getirmesine rağmen, yaptığı tablolar yüksek bedellerle satın alındı.
Hatta “karpuz” diye övülen bir tablo için kendisi “o karpuz değil, erik” demesine rağmen, karşısındakiler bunu bile bir incelik, bir espri olarak yorumladı.
Bu hikâyeler, bir kişinin değil; bir zihniyetin hikâyesidir.
Gücün etrafında şekillenen, gerçeği eğip büken, abartıyı alışkanlık hâline getiren bir zihniyetin…
Ne zaman ki güç el değiştirir, işte o zaman aynı kalabalık sessizce dağılır.
Dün alkışlayanlar ortadan kaybolur. Dün yere göğe sığdıramadıkları isimler, bir anda yalnız kalır.
Alkışın sesi kesildiğinde, geriye sadece hakikat kalır.
Bugün umre fotoğrafları, cuma namazı pozları paylaşanların, yarın bambaşka sembollerle karşımıza çıkmayacağının garantisi yok.
Bu sefer Anıtkabir’de görürsünüz. Çünkü mesele inanç, ideoloji ya da değer değil; mesele rüzgârın yönünü doğru okumaktır.
Yalakalık, işte tam da bu yüzden süreklidir.
Bu verimli Anadolu toprakları çok şey yetiştirir.
Ama ne yazık ki bazen buğdaydan çok yalaka yetiştirdiğimizi düşündüren sahnelerle karşılaşırız.
Belki de asıl mesele şudur: İktidarların değişmesi yetmez. Değişmesi gereken, bu düzeni besleyen zihniyettir.
Aksi halde, isimler değişir ama hikâye hep aynı kalır.