Bilinçsiz göçten nasibini alan bir şehirdir Kırşehir de. Teknolojinin hezimetine uğrayan örf, âdet, gelenek, göreneklerimiz, köylerde yetişen tabi ve organik ürünler günümüzde yok olmaya yüz tutmuştur.

Köylerdeki meraların, bağ ve bahçelerin azalması ile hayvancılıkla yapılan geçim de paralel olarak azalmıştır. Yeniden yapılandırılan ürünler eskinin yağ, peynir, süt gibi hayvansal gıdalarını aratmıştır. Anadolu’da ve Kırşehir’de oda kültürü de kaybolmuştur. Kırşehir ve çevresindeki abdallar ile yapılan üç günlük köy düğünlerinin ve yemek kültürünün unutularak yerini aperatif olan pide ve ayran gibi gıdalar almıştır.

Ecdadımız hanesini açardı

Gelen yolcu konaklayıp geçerdi

Hatırı kırk yıllık kahve içerdi

Odalar kapandı ağlar bozuldu.

Köyden göçüp şehirlere gelince

O güzelim yurtlar ıssız kalınca

Pekmezin yerini şeker alınca

Yemyeşil bahçeler bağlar bozuldu.

Kapak (65)

Mis gibi sütlerden kaymak sererdik

Üfelemeç ile dürüm dürerdik

Çörek yapıp tereyağı sürerdik

Margarin çıkınca yağlar bozuldu.

Sonucu önceden düşünülmeyen bu bilinçsiz göçler, köyleri boşaltarak şehirlere yönelmesi ile bilinçsiz imar planı maalesef Kırşehir’deki bağ ve bahçelere parselasyon yaparak beton yığınları haline getirmiştir. Toplumumuzu, üreten bir toplumdan tüketen bir toplum haline dönüştürmüştür. Şehirlerden köylere ekmek, yumurta, süt, peynir vs. gitmekte; aynı zamanda da o doğallık, sadelik, organik emekle, sevgiyle işlenmişlik şehirlerin dar sokaklarına hapsedilmiştir. Şimdi şehirlerin ve köylerin mevcut hali budur. Pekmezin, elmanın, cevizin üretiminin yapıldığı Kırşehir de çoğu zaman ihtiyaçlarını başka yerlerden temin etmektedir. Ve bende şiirimle diyorum ki “Köylerin Hali”

Köy5

KÖYLERİN HALİ

Köylerden şehire göçün olayı

Yaşlı genci çekip gitmiş alayı

Terk etmişler doğdukları sılayı

Emmi, dayı, cet kalmamış köylerde.

Koyağına koyun kuzu saldığı,

Çobanların dertli kaval çaldığı,

Ecdadımın konaklayıp kaldığı,

Yayla, mezra, yurt kalmamış köylerde.

Kövtür, dimrit, üzüm vardı bağlarda

Boruk, yavşan, kekik vardı dağlarda

Tat varıdı peynir, kaymak, yağlarda

Pekmez, yoğurt, süt kalmamış köylerde.

Dağarcıktan azzıkları açardık

Gözzeklerden soğuk sular içerdik

Tırpan ile üçgül yonca biçerdik

Çayır, çimen, ot kalmamış köylerde.

Koyun ile sığır besler keserdik

Tuzlayarak işkembeye basardık

Topbaş yapıp ipe dizer asardık

Sızgıt, tike, et kalmamış köylerde.

Derelerden akan sular kurumuş

Vadileri bir sessizlik bürümüş

Asırlık ağaçlar kökten çürümüş

Elma, armut, dut kalmamış köylerde.

Harmanlarda düven sürer, dönerdik

Tınasının tozu ile yanardık

Kağnı ile arabaya binerdik

Öküz, eşek, at kalmamış köylerde

Cebimize kavurgayı koyardık

Kar kürürdük, kızak yapıp kayardık

Her kapıdan köpek sesi duyardık

Havlayacak it kalmamış köylerde

İbrahim der kerpiç evler yıkılmış

Enkazları sobalarda yakılmış

Odalara asma kilit takılmış

Söz sohbette tat kalmamış köylerde

Keşke köylerimiz dokusu bozulmadan eski halinde kalsa, biz de yine üreten bir toplum olsaydık. Organik üretimlerin devamlılığını sağlayarak milli ekonomimize katkı sunabilseydik. Köy hayatının tadını alan bir kesim illaki var ve o tadı alanlar gerçekten şanslılar. Bu şansı ne yazık ki elde edememiş bir nesil yetişmekte. Yenilikler hayatımızı her ne kadar kolaylaştırsa da geçmişe hiçbir zaman tam olarak bir nokta koyamamakta. Kırşehir zamanında âdeta bir halı kilim şehri idi. Makineler el sanatlarımızı ve dokumacılığı da vurmuş, Türk kültürünü olumsuz etkilemiş, âdeta harman gibi savrularak yok olmuştur.