Derdimiz Kırşehir olunca, sözümüzün de yolumuzun da sonu yine Gönül Şehri’ne çıkıyor.

Derdimiz Kırşehir olunca, sözümüzün de yolumuzun da sonu yine Gönül Şehri’ne çıkıyor.

Kırşehir deriz…

Anadolu’nun merkezidir.

Her şehre aynı mesafededir.

Ahi şehridir.

Ozanların, abdalların, bozlağın ve türkünün harman olduğu kadim bir şehirdir.

Ama acı olan şu:Bu güzel şehir küçülüyor.

Neden?

Çünkü Kırşehir bir türlü bir olamıyor.

Aynı şehirde yaşıyoruz ama aynı hedefe yürüyemiyoruz.

Aynı sofrada oturuyoruz ama aynı derdi paylaşamıyoruz.

Aynı memleketin insanıyız ama Kırşehir söz konusu olduğunda tek ses, tek yürek, tek yumruk olamıyoruz.

Sonra da dönüp Ankara’yı suçluyoruz.

Elbette Ankara’dan yatırım isteyeceğiz.

Elbette seçilmişlerden hesap soracağız.

Elbette milletvekillerimize, bürokratlarımıza, siyasi parti teşkilatlarına, belediyeye, oda ve STK’lara görevlerini hatırlatacağız.

Ama önce kendimize şu soruyu soralım: Biz Kırşehir için gerçekten birlikte hareket edebiliyor muyuz?

Komşu iller yatırımlarla büyürken, fabrikalar yükselirken, sanayi bacaları tüterken biz hâlâ birbirimizi konuşuyoruz.

Birimiz bir şey söylüyor, ötekimiz onu eleştiriyor.

Bir siyasetçi bir proje ortaya koyuyor, kendi teşkilatı desteklemek yerine susuyor.

Bir başkası konuşuyor, diğer taraf cevap yetiştiriyor.

Sonra Kırşehir neden büyümüyor diye soruyoruz.

İşte mesele tam da burada.

Kırşehir’in en büyük eksiklerinden biri ortak akıl ve ortak iradedir.

Siyasetçinin görevi fotoğraf vermek değil, sonuç almaktır.

Seçilmiş olmanın anlamı makam sahibi olmak değil, milletin yükünü omuzlamaktır.

Vatandaşın da görevi sadece sosyal medyada eleştirmek değildir.

Bu şehir hepimizin.

Kırşehir’in sorunu varsa hepimizin sorunudur.

Yatırım gelmiyorsa hepimizin meselesidir.

Gençler göç ediyorsa hepimizin derdidir.

Fabrika yoksa üretim yoksa istihdam yoksa bunun bedelini yalnızca bir siyasi parti değil, bütün şehir ödüyor.

O halde artık birbirimize taş atmayı bırakıp aynı hedefe taş taşımanın zamanı gelmedi mi?

Sen, ben yok.

Biz varız.

Kırşehir için seçilmişler bir araya gelecek.

Atanmışlar bir araya gelecek.

Siyasi parti teşkilatları bir araya gelecek.

Belediye bir araya gelecek.

Odalar, STK’lar, iş dünyası ve şehir dinamikleri bir araya gelecek.

Ve Ankara’nın karşısına ayrı ayrı değil, tek bir Kırşehir olarak çıkılacak.

Çünkü Ankara’ya giden on ayrı ses değil, aynı talebi haykıran tek bir Kırşehir daha güçlü duyulur.

Eleştiri olacak.

Hem de olacak.

Vatandaş hesabını soracak.

Yanlış yapan eleştirilecek.

Görevini yapmayanın karşısında durulacak.

Ama eleştiri yıkmak için değil, düzeltmek için yapılacak.

Kişisel kavga uğruna Kırşehir’in geleceğini harcamayacağız.

Çünkü bizim meselemiz kişilerden önce Kırşehir meselesidir.

Bugün bazı seçilmişlerde Kırşehir sevdasından çok, protokol fotoğrafları görüyoruz.

Makamlar geçicidir.

Koltuklar geçicidir.

Siyasi unvanlar geçicidir.

Ama Kırşehir burada kalacaktır.

Gönül Şehri burada kalacaktır.

Yarın herkes makamından ayrılacak.

Ama geride bıraktığı eser konuşulacak.

İşte asıl mesele budur.

Ey Kırşehir’in seçilmişleri;

Artık birbirinizle değil, Kırşehir’in sorunlarıyla mücadele edin.

Bir olun.

İri olun.

Diri olun.

Kırşehir’in hakkını Ankara’da hep birlikte arayın.

Bu şehrin insanı sizden kavga değil, hizmet bekliyor.

Fotoğraf değil, yatırım bekliyor.

Söz değil, sonuç bekliyor.

Çünkü Gönül Şehri’nin gönlü kırılıyor.

Ve unutmayın:

Yüreği Kırşehir için atmayanın, Kırşehir adına taşıdığı makamın ne anlamı var?

Bizim derdimiz makam değil.

Bizim derdimiz siyaset değil.

Bizim derdimiz kişiler hiç değil.

Bizim derdimiz Kırşehir.

Ve Kırşehir bir gün gerçekten “biz” olursa, işte o gün bu şehrin kaderi de değişmeye başlar.