Gece herkes için aynı değildir. Kimi için dinlenmenin adı, kimi için ise düşüncelerin en ağır olduğu saatlerdir.
Bir gece, küçük bir odada tek başına oturan bir genç vardı. Dışarıdan bakıldığında her şey normaldi: duvar, masa, kitaplar, sandalye… Fakat insanın iç dünyasında kopan fırtınaları dışarıdan görmek mümkün değildir.
O genç de işte böyle bir dönemin içindeydi. İnsanların arasında dolaşıyor ama kimseye derdini anlatamıyordu. Modern çağın garip bir yalnızlığı vardı; herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyordu. O da zamanla susmayı öğrenmişti. Çünkü bazı insanlar derdini anlatacak bir omuz bulamaz, sadece kendi iç sesleriyle baş başa kalır.
Bir gece başını ellerinin arasına aldı ve düşündü: “İnsan neden bu kadar sıkışmış hisseder?”
Psikoloji bu soruya ilginç cevaplar verir. İnsan zihni tehlike veya belirsizlik gördüğünde stres tepkisi üretir. Beyindeki amigdala adlı küçük bir merkez, tehdidi algıladığında vücuda alarm verir. Kortizol ve adrenalin yükselir. Kalp hızlanır, düşünceler çoğalır, zihin aynı soruları tekrar tekrar döndürmeye başlar. Bu yüzden çaresiz kalan bir insan bazen aynı düşünceyi saatlerce, günlerce düşünür. Bilim buna ruminasyon, yani zihinsel döngü der. İnsan sanki bir düşünce çarkının içinde dönüp durur.
Fakat ilginç olan bir başka gerçek daha vardır.
Nörobilim araştırmaları göstermiştir ki insan zihni anlam bulduğunda bu stres azalır. Gencin çok sevdiği Viktor Frankl bunu açıkça söylemişti: “İnsan acıya dayanamaz değil, anlamsızlığa dayanamaz.”
O genç de o gece aynı şeyi hissetti. Sorunlarının hepsi çözülmemişti ama asıl onu yoran şey, bu acıların niçin var olduğunu bilmemesiydi.
İşte burada hikayesi başladı, tasavvufun kapısı açıldı…
Tasavvuf, insanın dünyadaki kırılmalarını farklı bir yerden okur. Sufilere göre insanın yaşadığı daralma “kabz” halidir. Yani ruhun sıkılması, kalbin daralması. Ama bunun karşısında bir de “bast” vardır; kalbin genişlemesi.
Tasavvuf büyükleri der ki: Kabz olmadan bast olmaz. Çünkü insanın kalbi bazen sıkışır ki hakikati aramaya başlasın.
O genç o gece bunu fark etmeye başladı. Çaresizlik aslında insanın en zayıf hali gibi görünür ama aynı zamanda en dürüst halidir. İnsan güçlü olduğu zaman kendini yeterli zanneder. Ama çaresiz kaldığında ilk defa gerçekten sorar: “Ben kimim? Bu hayatın anlamı ne?”
Bilim burada zihnin mekanizmasını anlatır. Psikoloji duyguların nasıl oluştuğunu açıklar. Ama tasavvuf bir adım daha ileri gider ve der ki: insanın içindeki boşluk aslında sonsuzu arayan ruhun işaretidir.
Sufi düşünürler bu durumu şöyle anlatır:
“Yara, ışığın içeri girdiği yerdir.”
Gerçekten de insan hayatında en çok değiştiği zamanlar genellikle kırıldığı zamanlardır. Çünkü kırılmak insanın maskelerini düşürür. O genç de o gece bunu hissetti. Sorunları hâlâ oradaydı ama artık onlara başka bir gözle bakıyordu.
Bilim ona şunu söylüyordu:
“Zihnin şu an stres tepkisi veriyor, bu geçici bir süreç.”
Psikoloji şunu söylüyordu:
“Düşüncelerini anlamlandırırsan zihnin sakinleşir.”
Tasavvuf ise daha derinden konuşuyordu:
“Bu daralma seni hakikate çağırıyor.”
Kırılmanın son evresi de gerçekleşmişti…
O gece genç adam pencereyi açtı. Soğuk hava içeri girdi. Gökyüzüne baktı. İnsan bazen yıldızlara bakınca kendi dertlerinin küçüldüğünü hisseder. Çünkü koca evrende insanın hayatı bir an kadar kısa görünür. Ama işin tuhaf tarafı şudur: bu küçücük insanın kalbi, bazen bütün evrenden daha geniş sorular taşır.
Ve belki de çaresizlik dediğimiz şey, insanın ilk defa gerçekten aramaya başladığı andır.
Tasavvufa merakından bir cümle zihninde dönüyordu:
“İnsan kapılar kapanınca kapıyı çalanı fark eder.”
Hayat bazen bütün yolları kapatır. İnsan yalnız kalır. Planlar bozulur. Güvendiği insanlar uzaklaşır. Ama işte o noktada insanın içinde başka bir kapı açılır.
Çaresizlik çoğu zaman bir son değildir.
Çoğu zaman bir yön değişikliğidir.
O genç o gece bunu tam anlamıyla çözmemişti belki. Ama ilk defa içindeki karanlığın tamamen anlamsız olmadığını hissetti. Çünkü bazen insanın ruhu karanlıktan geçmeden ışığı tanıyamaz.
Ve belki de insanın en büyük dönüşümleri, kimsenin görmediği sessiz gecelerde başlar…