Aklım erdi ereli bir söz duyarım: “Kur’an çarpsın…”
Kimi bunu yemin diye söyler…
Kimi kendini temize çıkarmak için…
Kimi de karşısındakini susturmak için Allah’ın kitabını kalkan yapar.
Ama bugüne kadar Kur’an’ın çarptığı bir insan görmedim.
Buna karşılık Kur’an’ın; hırsızı adam ettiğini, zalimi yumuşattığını, vicdansızı merhamete çağırdığını çok gördüm.
Çünkü Kur’an çarpan değil, insanı doğrultan bir kitaptır.
Asıl mesele şudur:
Bugün Kur’an’dan korkan yok…
Ama Kur’an’ı kullanarak insanları korkutan çok.
Özellikle siyaset meydanlarında, makam odalarında, çıkar sofralarında Allah’ın adını dilinden düşürmeyenleri çok gördük.
Ellerinde Kur’an, dillerinde iman, ama kalplerinde koltuk sevdası olanları gördük.
Milleti kandırmak için dini kullananları gördük.
Kul hakkı yiyip sonra kameraların önünde ayet okuyanları gördük.
Yalan söyleyip ardından “Kur’an çarpsın” diyerek kendini temize çıkaranları gördük.
Çünkü bu ülkede bazıları için din; yaşanan bir hakikat değil, kullanılan bir malzeme haline geldi.
İnsanlar artık doğruyu ispatlamak için dürüstlüğünü ortaya koymuyor.
Hemen Allah’ın kitabını öne sürüyor.
Neden?
Çünkü toplumun en hassas noktası inancı.
En kolay istismar edilen duygu da bu.
Bir insan sürekli “Kur’an çarpsın” diyorsa orada iman değil, çoğu zaman güvensizlik vardır.
Çünkü doğru insanın yemine ihtiyacı olmaz.
Dürüst insan kendini Allah’ın kitabının arkasına saklamaz.
Kur’an-ı Kerim bir tehdit kitabı değildir.
Rahmet kitabıdır.
Hidayet kitabıdır.
İnsanı karanlıktan aydınlığa çıkarmak için gönderilmiştir.
Ama ne acıdır ki bugün bazıları Kur’an’ı okumuyor, yaşamıyor, anlamıyor…
Sadece kullanıyor.
Bakıyorsunuz…
Yetimin hakkını yiyen biri çıkıp dini anlatıyor.
Kul hakkına giren biri ahlaktan bahsediyor.
Adaleti çiğneyen biri Kur’an’dan söz ediyor.
Milleti kutuplaştıranlar birlik mesajı veriyor.
Yıllarca insanların emeğini sömürenler televizyon ekranlarında “Allah şahidimdir” diyerek vicdan temizliyor.
İşte toplumun asıl çürümesi burada başlıyor.
Çünkü dini ağzına sakız edenler yüzünden insanlar artık samimiyeti sorguluyor.
Gençler dinden değil, dini kullanan sahtekârlardan uzaklaşıyor.
Ve bunun vebali çok büyük.
Kur’an insan çarpmıyor.
Ama Kur’an’ı kullanarak halkı çarpanlar çoğalıyor.
Bir bakıyorsunuz…
İhale peşinde koşan da Allah diyor.
Adam kayıran da Allah diyor.
Kul hakkı yiyen de Allah diyor.
Milleti kandıran da Allah diyor.
Sonra dönüp topluma ahlak dersi veriyorlar.
Oysa Allah’ın kitabı kimsenin siyasi reklam aracı değildir.
Kimsenin yalanına mühür olacak bir kitap değildir.
Kur’an; makamını korumak isteyenlerin değil, nefsini terbiye etmek isteyenlerin kitabıdır.
Bugün toplumun en büyük yaralarından biri de budur:
Dini yaşayan azaldı, dini kullanan çoğaldı.
Birileri çıkıp sürekli “Kur’an çarpsın” diyor ama ortada çarpılan birileri varsa onlar da temiz duygularıyla kandırılan masum insanlar oluyor.
Garibanın umudunu çarpıyorlar.
İnancını çarpıyorlar.
Vicdanını çarpıyorlar.
Sonra da bunu Allah’ın adıyla yapıyorlar.
En acısı da ne biliyor musunuz?
Bütün bunları yapanların kendilerini hâlâ dürüst sanmaları…
Oysa Allah kimsenin makamına, servetine, çevresine bakmaz.
Allah kalbe bakar.
Niyete bakar.
Kul hakkına bakar.
Ve unutulmasın…
Kur’an-ı Kerim’i kullanarak insanları aldatanlar belki bugün alkış alıyor olabilir.
Belki bugün güçlü görünüyor olabilir.
Belki etrafında kalabalıklar olabilir.
Ama mahşer günü ne koruma orduları olacak…
Ne makam koltukları…
Ne kameralar…
Ne alkışlayan kalabalıklar…
Orada herkesin gerçek yüzü ortaya çıkacak.
Bugün hâlâ soruyorum: Kur’an kimi çarpmış bilinmez…
Ama Kur’an’ı kullanarak milleti çarpanlar ortada duruyor.