Aile resimlerine bakarken; büyük babanızın, büyükannenizin, babanızın, annenizin, halanızın, dayınızın, amcanızın, kuzenlerinizin siyah-beyaz fotoğraflarına bakarken; o zamanlara gitmek, o zamanlarda neler olduğunu öğrenmek yada hatırlamak ne güzel olur değil mi?

Aile resimlerine bakarken; büyük babanızın, büyükannenizin, babanızın, annenizin, halanızın, dayınızın, amcanızın, kuzenlerinizin siyah-beyaz fotoğraflarına bakarken; o zamanlara gitmek, o zamanlarda neler olduğunu öğrenmek yada hatırlamak ne güzel olur değil mi? O fotoğrafların çekildiği anlara, geçmişe yapacağınız olası bir seyahati içeren bir anlatı kaleme almak nasıl olurdu? Gerçek anları, net olanları ve flu kalanları; sizin kurguladığınız bir roman içinde kullanmak, okuyana da gerçeklik ve nostalji hissi verebilir değil mi? İşte Serdar Özkan da tam olarak bunu hayata geçirmiş. Öğretmen babaannesinin Niğde’deki hocalık günleri, babası ve halasının çocuklukları, dedesi ve babaannesinin İzmir’e göçleri, kendi Çeşmealtı çocukluk günleri… bizi 1940’lara, 50’lere, 60’lara götürürken anı ve fotoğraflardaki ilahi, bakir ve temiz doğaya da selam veriyor yazarımız. Geçmişteki berraklığı, duruluğu ve sadeliği yad ediyor sevgi ve özlemle…

2024 Ocak ayı itibarı ile ikinci kez (sizler için) okuduğum bu kitap Haziran 2021’de birinci baskısını yapmış ve halen Özkan’ın yayınlanmış son kitabı.

Anlatıcı (birinci tekil şahıs), yıllar önce anne ve babasını bir trafik kazasında kaybediyor. Babaannesi kendisine sahip çıkıp onu yetiştiriyor; hayatı ve sevgiyi öğretiyor. İyi bir kızla evlenen kahramanımız bir süre sonra karısı tarafından ve gerekçe gösterilmeden terk ediliyor. Bundan kısa süre sonra babaannesi de vefat edince yaşama arzusunu/sevincini kaybediyor. Babaannesine “onu çok sevdiğini, kendisini çok iyi yetiştirdiğini, onun sayesinde hayattaki zorluklarla baş edebildiğini” söylemeyi istemiş fakat bunu gerçekleştirememiş olduğunu düşünüyor. Üzüntü, vicdan azabı, bir şeylerin eksikliği içinde bunalıyor. Bir gece yağmur ve karanlık altında nereye gittiğini bilmeden amaçsızca yürürken yerde bir şeyler aradığını gördüğü bir adam koluna sarılıyor. Mutluluğu bulamayacağını söylüyor. Yazar sebebini sorunca bunun için önce kendisini bulması gerektiği yanıtını alıyor. Karşısınındakinin kim olduğunu sorunca “senim” yanıtını alıyor. Fiziken kendisine hiç benzemeyen bu adamdan kurtulup yoluna devam ediyor. (Benim aklıma hemen Dostoyevski’nin Öteki isimli romanı geldi okurken). Bir zaman sonra yerde kırık aynaları toplayıp bir araya getirmeye çalışan bir adamla karşılaşıyor. Bu adam da kolundan yakalayıp aynalara bakmasını, kendi kendisini göreceğini söylüyor. Yazarımız küçük bir ayna parçasına baktığında kendi bebekliğini, başka bir parçaya bakınca çocukluğunu görüyor. Adam bugünkü halini görmek istiyorsa kırıkların tamamını bir araya getirmesi gerektiğini söylüyor. Bu adam da kendisini “ben senim” diye tanıtıyor. (Bu sefer de Filibeli Ahmet Hilmi’nin Amak-ı Hayal isimli anlatısı geldi aklıma). Yazar şaşkın, olaylar anlamsız gelirken üçüncü bir kişiyle, kendinden daha yaşlı biriyle daha karşılaşıyor bir süre sonra. Bu yaşlı adam da “yazarın kendisi” olduğunu söyleyip “seni geçmişine göndereceğiz” diyor…. Nasıl buraya kadar ilginizi çekti mi? Sonra bir şekilde kendi geçmişinden de önceye, babaannesinin gençlik yıllarına varmış buluyor kendisini. Sonra zaman içinde ileri doğru, bugüne doğru sıçramalar yaşıyor…

Birkaç alıntı yapalım;
“Daha çocukları sekiz on yaşındayken, doğmamış torunlarına güzellik sunmak isteyen bir babaanne… Ve bunu gerçekleştirmek için hayat boyunca çırpınan bir babaanne… Çocuklarını da torunlarını da çok ama çok mutlu etmeyi başaran, onları yeryüzündeki cennette (İzmir-Çeşmealtı), ama cennetten de önemli bir yerde, sevgisinde yaşatan bir babaanne…”

“Kalbimde – Tanrı’nın evinde- belirmişti denize koşma arzusu. Dolayısıyla davet O’ndandı. Geçmişin bu dokunulmamış hazinesini bana sunan Tanrı’nın davetine nasıl hayır diyebilirdim ki?”

“Geçmiş bizim için bir şanstı. Geleceğin bizden götüreceğini geçmişte bulabilirdik.”

“Neden böyle olmuştu? Zaman bizi ileriye götürmesi gerekirken neden geriye götürmüştü?”

“Zamanım vardı. Garip bir duyguydu bu. Uçup gitmiş, kaybolmuş olduğunu düşündüğünüz bir zamanda zamanınızın olması…”

“Sevgiyle dünyaya getirilmiş, sevgiyle büyütülmüş, korunmuş bir bebek, bir çocuk, bir genç adam, eğer bir gün, geçmişine konulan bütün bu emeği, sevgiyi unutup karanlığa teslim olur ve kendine zarar vermeye karar verirse bu en az, dedemin, o söğüt ve kayısı ağacını kesme kararı kadar talihsiz bir durum olmaz mıydı?”

Çeşmealtı’ndaki adalar; Hekim Adası, Eşek Adası, Uzun Ada, Bamya, Çiçek, Yassıca, Pınarlı adalarını sevmek ve seyre dalmak… Anlatıcı, bir şekilde o zamanlara ve oralara gittiğinde bu güzelliklerin tadını çıkartmayı da ihmal etmemeye çalışıyor.

“Bir ömrü evlatları ve torunları için çabalayarak, fedakarlık yaparak, onları sevgileri ile kendilerine güvenir şekilde yetiştirmek” hayatta başarılı olmak olarak tanımlanıyor Özkan tarafından. Katılmamak mümkün mü? Kendinizi, hayatınızı, yaşamı kavramada ve maharetle yaşamada ne kadar becerikli/başarılı olduğunuzu düşünün. Bunu ebeveyinlerinizin sizin için yaptıklarını gözönüne alarak bir kez daha düşünün. Hatta onların da ebeveyinlerinin (sizin büyük anne ve babalarınızın) ve yakın akraba büyüklerinizin sevgi dolu katkılarını ekleyin. Bugün bulunduğumuz yerin ve ileriki hedeflerimizin nerelere dayandığını, hangi katkılarla oluşturulduğunu ve şu an hayatı yaşama/başarma/hakkını verme becerilerimizin nereden geldiğini bir kez daha hatırlayın. Teşekkür edecek ne kadar çok büyüğümüz, şükredecek ne kadar çok anımız, bize güç veren ne kadar çok niteliğimiz olduğunu düşünün. Tabii ki yüce Yaratan’ın izni, lütfu, nasip etmesiyle… Bu güzel muhasebeler için bana vesile oldu bu anlatısı Özkan’ın. Kitabı bitirdiğimde yakınımda bulunan aile fotoğraflarıma baktım uzun süre; teşekkürle, minnetle, sevgiyle… Bana ilk kez namaz kılmayı öğreten babamın anneannesine, kendi anneanneme, anam, babama, dayılarıma, amcama, yengelerime, kuzenlerime minnetlerimi tazeledim, harikulade anılarımızı yad ettim, hayır duaları okudum. Allah’ın bana verdiği bu harikulade yaşam deneyimi ve öğrenme imkanı için şükürler ettim, dualar ettim. Size de böyle bir deneyim önerir miyim? Tabii ki.


Not: Birkaç yakın dostuma Mutluluk Yeniden’in bu giriş kısmını anlattım, çok ilgilerini çekti. Bir tanesi bu konu ile ilgili bir film çekilebileceğini söyledi. Aranızda film yapımcısı yada yönetmen varsa ilginç bir senaryo kabul edebileceğiniz bir metin bu.