20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatının başladığı gün. 1974 yılında 52 yıl önce bugün Türkiye'nin garantörlük hakkını kullanarak Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlamak amacıyla başlattığı askeri harekâtın günüdür.
20 Temmuz 2026’da ise ben Demirli HES Projesi yollarına düştüm. Her ne denli adı Demirli konsa da çıkış yolu ile proje alanının büyük bölümü Kurancılı sınırları içinde yer almaktadır. Kurancılı kitabımızda (Ürün Yay., Ankara-2018, s.108) Orta Mahalle 301/419 ada parselde kayıtlı 10.431.780 metrekarelik mera alanının 11.4.2025 tarihli ifraz işlemi (Tsm) ile 301 ada 434-450 arası numara alan 17 parsele bölündüğünü haritadan görüyoruz.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün parselsorgu hizmetinden alınan aşağıdaki haritada bir kısmı görüldüğü üzere Kurancılı’nın mera alanı Demirli RES Projesi için kevgire çevrilmiştir. Bir zamanlar orman yapılmasına karşı çıkan sürü sahipleri bu gelişmelere neden sesini çıkarmadılar diye sormadan edemiyorum. Gelelim 20 Temmuz günlü yolculuğuma. Ne yazık ki yolculuğumu tek başıma yaptım. İki arkadaşımı aradım, sanki biliyorlarmış gibi telefonuma çıkmadıkları gibi sonradan dönüş bile yapmadılar. Ah bizim bu yalnızlığımız, başımıza ne geliyorsa herkesin kendi bacaklarından asılmasına izleyici kalmamız değil midir.
Zaman kazanmak, turu çabucak bitirip işime dönmek için üç tekerlekli mopedimle yola düştüm. Karadin diye bilinen mevkinin sağından tepeye çıkan yolu izledim. Yol gene çatallandı soldaki İspirli yönüne sağdaki ise doruğa çıkan yoldu. Tam bu kavşağın sağına levhalar konulmuş. Şantiye Sahası, Şantiye Sahasına Girmek Yasak ve Tehlikelidir gibi levhalardı. Ancak işin adı, asıl şirket ile yüklenici firmanın adı yoktu. İlerleyim dedim. Bu coğrafya bu topraklar doğup büyüdüğümüz hayvan otlatıp mantar topladığımız yerler değil miydi? Neden yasak olsun ki, amaç güvenliğimizse onların gözetiminde gezmemize neden olanak tanınmasın ki. Ne olup bittiğini öğrenmenin bilgilenmenin ne gibi sakıncası olur ki deyip ilerlerken zaman zaman durup dereleri yolu fotoğraflarken aracım arıza yapıp çalışmadı. Kaldım yolda. Baktım doruğa az var. Gelmişken ilerleyim doruktan çalışmaları yakından görüntüleyim köyü de kuşbakışı çekeyim istedim. Ardımdan bir araç gelip yanımda durdu. Sonradan birinin adının Kadir olduğunu öğrendiğim işgüvenlikçi üç genç çalışan, buraya girmenin yasak olduğunu hemen dönmem gerektiğini söylediler. Ben de ısrar etmeyip döndüm çünkü aklım bozulan mopedimdeydi. Dönüş yolunda şantiye girişinde Ersin Çopur’a rastladım. Orada işe girmiş benden başka iki kişi daha çalışıyor dedi: Fikret Atasoy ile Kadir Öztürk.

Şantiyenin Ofis olarak kiraladığı Cumhuriyet Mahallesi Muhtarı Yakup Kara’nın mandıra alanındaki iki katlı konutuna çıktım. Böylelikle hem aracımı kurtarmaya gelenleri bekleyecek hem de ofis yetkililerinden çalışmalar hakkında bilgi alabilecektim. Zaten beni görünce içeri buyur ettiler. Baktım Fikret Atasoy burada çalışıyor. Çay, yemek işlerine bakıyor. Bu ofis İzmir kökenli Şahlin Enerji adına kiralanmış. İki kişiydiler. Biri Proje Müdürü İsa Gümüş, ötekisi Şantiye Şefi Serkan Ünal’dı. Şahlin Enerji Yüklenici bir şirket olarak Demirli RES Projesinin yol-altyapı işini almış. Nedir bu proje, bize köylere bir katkısı var mı, elektriği ucuza mı kullanacağız? dedim. Güldüler. Artan enerji isteği ile yükselen doğalgaz maliyetini düşürmek için devletin RES, GES gibi alanda çalışan özel şirketlerden hizmet satın almasıymış işin özeti. 49 yıllığına meralar şirketin kullanımına açılmış. Yollar, türbin, trafo, elektrik denetim gibi alanlar vatandaşın tarlasından geçiyorsa acele kamulaştırılmış. Bu konuda Cumhurbaşkanlığının 14.3.2025 tarihli 9587 sayılı kararı var. Bu kararla Kurancılı’dan 1, Temirli’den 6 parselin acele kamulaştırılması gerçekleştirilmiş.

Ne kadar enerji üretilecek nerenin gereksinmesi karşılayacak? soruma İsa Bey, 70 MW kurulu gücünde bir elektrik üretileceğini bunun 6000 konutun yıllık elektrik tüketimini karşılamak anlamına geldiğini, Serkan Bey de, üretilen enerjinin denizde bir damla olduğunu söyleyince ben de desenize yapılan iyilik ya da yaratılan değer ürkütülen kurbağaya değmeyecek! Bunu derken 150 tonluk tırların rahatça geçmesi için açılan dev yolların derelerin körlenmesine meraların yarılmasına gerek derelerde gerekse dağ yamacında geçilmesi olanaksız derinlik-yükseklik oluşturduğunu yoldaki bir kaplumbağanın yolunu şaşırdığını kastetmiştim. Yok edilen meşelerin çalıların adını anan bile yoktu. Peki bunun doğaya bir dokuncası yok mu dedim. Yokmuş. Yenilenebilir bir enerjiymiş, türbinlere takılacak aygıtlarla göçmen kuşlar geçerken pervaneler durdurulacakmış. Buna inanalım mı? Siyanur havuzları da hani güvenliydi, doğaya dokuncası yoktu. Yağan yağmurla çöküp İliç’te işçilerin ölümünü, toprağa, içme suyuna karışıp zehirlemesini kim durdurabildi. Sonra gezmemize kapatılan bu alanlarda çobanlar sürülerini yaylıma çıkarabilecekler mi dedim. Hayır, yasak… dediler.
Bilgisunara bir bakayım dedim. Kırşehir Arena Gazetesinin 4 Ağustos 2020 tarihli haberi şöyle: “Kırşehir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada; Kaman’da yapılması planlanan Demirli Rüzgar Enerji Santral (10 adet türbin, 60 mwm/mwe) Projesi ile ilgili olarak hazırlanan ÇED Raporu, İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) tarafından incelenerek son şekli verilmiş olup, söz konusu rapor halkın görüş ve önerilerini almak üzere ÇED Yönetmeliği’nin 14.Maddesi (1) no’lu bendi kapsamında Bakanlıkta ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde on (10) takvim günü görüşe açılmıştır. Bakanlığa/Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne iletilen görüşler projeyle ilgili karar alma sürecinde dikkate alınacaktır. Görüş ve öneriler için bu süreç içerisinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na veya KIRŞEHİR Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine müracaat edilebilir ifadelerine yer verildi.” deniyor. Bundan kimin haberi var? Kimsenin yok.
Baktım başta Kurancılı Belediye Başkanı Erdoğan Tekeli olmak üzere pek çokları bu projeden hoşnut. Başkan ruhsat verdik belediyeye gelir aktı, şimdi üç kişi çalışıyor sonra bu sayı artacak, yollar asfaltlanacak, esnaftan alış veriş oluyor, sonra doğaya bir zararı yok bu enerjinin, dünya buna dönüyor. Hem neyine itiraz edeceğiz, Cumhurbaşkanlığı buna evet diyor, tarla sahipleri kamulaştırmaya itiraz ettiler ama sonuç alamadılar.
Ofiste çalışanlar bağlı oldukları taşeron şirket Şahlin Enerjinin adını verdiler ama asıl üretilen elektriği devlete satacak şirketin adını vermediler. Bunu onlara soracaksınız dediler. Kime? sorumuz yanıtsız kaldı. İşte benim de anlamadığım bu. Neden şirketler adlarını saklarlar ki. Madem ekonomiye bir katkı sunuyorlar, madem doğaya dokuncasız bir enerji üretiyorlar neden halkla iç içe güle oynaya bu projeler duyurulmaz ki? İşte işkillendiğim nokta burası. Neden kendi doğamız coğrafyamız kendimize yasaklanır ki? Bunda bir yabansılık yoksa bir yabancılaşma değil mi bu? Yasak deyip geçebilir miyiz? Kime, niye yasak? Doğup büyüdüğümüz coğrafyamız bize, hayvanlarımıza yasaklanırken şirketlere devlet eliyle peşkef çekilmesi kolaylık gösterilmesi neyin nesi. Bunları sormayalım mı… RES gerçekten temiz bir enerji mi, hiçbir dokuncası yok mu… Otlak alanları, su kaynakları, bitki örtüsü, kuşların göç yolu hiç mi zarar görmüyor? Şu ÇED Raporunda neler yazıyor acaba, bilen var mı?
Bilgisunarda asıl şirket hangisi diye sorgularken Reges Elektrik’e ulaştım. İşte Reges Elektrik’in facebook sayfasından 19 Mart 2026 tarihli yakın bir haber şöyle: “Kırşehir’de Rüzgar Reges Elektrik İle Daha Güçlü Esiyor. Demirli RES projemizle enerji yolculuğumuzda üretim safhasına geçiyoruz. İşte projemizin öne çıkanları: Türkiye’de Bir İlk: En verimli teknoloji olan Enercon E-175 türbinleri. 70 MW Güç: Ekonomimize kazandırılan dev rüzgar kapasitesi. 80.000 Ton Karbon Tasarrufu: Gelecek nesillere daha temiz bir nefes. 45 Milyon Dolarlık Kaynak: 20 yıllık işletme süreci sonunda kamu maliyesine aktarılacak toplam kaynak. Milli enerjiyle, milli ekonomiyi destekliyoruz. Gelecek, yenilenebilir enerjide; biz o geleceğin tam kalbindeyiz.”
Acaba anlatıldığı gibi mi? Sorular… sorular… Bu konuyu ne denli yazsak azdır. Şimdilik bu giriş yeter…