Bazı insanlar vardır; öyle büyük işler yaparlar ki milyonlar harcamazlar ama gönüllere dokunurlar.
Bazı fikirler de vardır; ilk duyduğunuzda "Ne kadar basit." dersiniz. Sonra biraz düşününce aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlarsınız.
İşte bugün sizlere böyle güzel bir fikirden bahsetmek istiyorum.
Kırşehir'de yıllardır izcilik faaliyetleriyle çocuklara doğayı, paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğreten Tarih Öğretmeni İzcilik Koordinatörü Ayşe Ardıç, hepimizin evinde kolayca yapabileceği bir çağrıda bulundu.
Diyor ki; "Meyve çekirdeklerini çöpe atmayın. Kurutun, biriktirin. Ben onları alayım, uygun alanlarda toprakla buluşturalım."
İlk bakışta küçücük bir iş gibi görünüyor değil mi?
Ama aslında mesele çekirdek değil...
Mesele geleceğe bırakacağımız iz.
Şöyle bir düşünün...
Yazın serin serin yediğiniz bir kayısının çekirdeği... Bir avuç kirazın çekirdeği... Bir eriğin, şeftalinin, iğdenin ya da bademin çekirdeği...
Bugün çöpe gitse kimsenin haberi olmayacak.
Ama toprağa düşerse yıllar sonra dallarında kuşların öttüğü, gölgesinde yaşlıların soluklandığı, çocukların oyun oynadığı koca bir ağaca dönüşecek.
Belki bir gün yol kenarında yürürken gölgesine sığınacağınız o ağacı siz diktiğinizi bile hatırlamayacaksınız.
İşte gerçek iyilik biraz da böyledir.
Karşılık beklemeden yapılan...
Adını yazdırmadan bırakılan...
Sessiz ama yıllarca yaşayan bir iyilik...
Bu çağrının en güzel tarafı ise çocukları işin merkezine koyması.
Çünkü çocuk, elindeki küçücük çekirdeği toprağa bırakırken sadece bir ağaç dikmiş olmuyor.
Sabretmeyi öğreniyor.
Doğayı sevmeyi öğreniyor.
Emeğin karşılığını beklemeyi öğreniyor.
Bir fidanın büyümesini izlerken aslında kendi vicdanı da büyüyor.
Biz büyükler bazen "Ben tek başıma neyi değiştirebilirim?" diye düşünüyoruz.
Oysa tarih boyunca nice büyük değişimler küçücük adımlarla başlamadı mı?
Koskoca ormanların başlangıcı da tek bir tohum değil miydi?
Bir damla su dereleri oluşturur.
Bir kar tanesi dağları beyaza bürür.
Bir kıvılcım koskoca ateşi yakar.
Bir avuç çekirdek de yıllar sonra binlerce ağaca dönüşebilir.
Kırşehir bozkırın ortasında yeşili özleyen şehirlerden biri.
Her dikilen fidan, sadece toprağa değil, memleketimizin geleceğine de dikilmiş oluyor.
Bugün ektiğimiz her ağaç; yarın yaz sıcağında serinlik, kuşlara yuva, toprağa bereket, çocuklara nefes olacak.
Belki de yıllar sonra torunlarımız o ağaçların altında otururken, "Bunları kim dikti acaba?" diye soracak.
Belki isimlerimiz bilinmeyecek.
Ama önemli olan da bu değil zaten.
Önemli olan ardımızda yaşayan güzellikler bırakabilmek.
Bu yüzden gelin...
Evimizde meyve yerken çekirdekleri çöpe atmayalım.
Yıkayalım.
Kurutalım.
Biriktirelim.
İster kendimiz toprakla buluşturalım, ister Ayşe Ardıç'a ulaştıralım.
Belki bugün elimizde küçücük görünen o çekirdekler, yarın Kırşehir'in dört bir yanında yeşeren umutların başlangıcı olacak.
Unutmayalım...
İyilik bazen bir tebessümdür.
Bazen bir selamdır.
Bazen bir bardak sudur.
Bazen de avucumuzdaki küçücük bir çekirdektir.
Çekirdekler çöpe değil, toprağa gitsin.
Çünkü yeşeren sadece ağaçlar değildir...
Umut da yeşerir.
Vicdan da yeşerir.
Ve en önemlisi, geleceğimiz yeşerir.
Son olarak, bu anlamlı çağrıyı başlatan Ayşe Ardıç nezdinde; yaşadığı şehre, doğaya, çocuklara ve insanlığa faydalı olmak için emek veren, taş üstüne taş koyan herkesi yürekten kutluyorum.
Çünkü bir memleketi güzelleştiren sadece yapılan binalar değildir. İyiliği çoğaltan insanlar, umut eken gönüller ve gelecek nesiller için fedakârca çalışan güzel yürekli insanlardır.
Rabbim, insanlığa faydalı işler yapmayı kendine dert edinen, geride hayırla anılacak eserler ve güzel izler bırakmak isteyen herkesin yolunu açık, emeğini bereketli eylesin.