Cumhuriyet’in kuruluşundan evvel Bekdik köyü Şereflikoçhisar’a, Koçhisar ise Konya’ya bağlıydı.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, 1905 yılında Bekdik’te dünyaya gelen babam Lütfi Ağa; ilk tahsilini dedesi Hacı Abdurrahman Ağa’nın kardeşi olan, o zaman bizim sınırlarımız içinde yer alan Şam, Bağdat ve Mısır’da tahsilini yapan 1841 doğumlu müderris Fakhi Hacı İsmail Efendi’nin rahlesinde tamamlar. 1915’ten 1919’a kadar dört yıl boyunca Konya’da eğitimini sürdürür. Ancak Konya’nın işgali üzerine Bekdik’e dönmek zorunda kalan Lütfi Ağa, burada çiftçilik ve hayvancılıkla meşgul olmaya başlar. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, 1923 yılında Aksaray il statüsü kazanınca Şereflikoçhisar da Aksaray’a bağlanır.
Günümüzdeki Aksaray Valilik binasının inşası 1926 yılında bir Alman müteahhit ile Kırşehir’in Yağmurlu köyünden ortağı Fahri Bey tarafından yürütülürken, binanın yapımında kullanılan oniks taşlarının Bekdik’ten taşınması görevini babam üstlenir.
Askerliğini Çanakkale Kilitbahir’de Jandarma Karakol Komutanı olarak ifa eden babam, Cumhuriyet’imizin 10. yıl kutlamalarına da gururla katılır. İlerleyen yıllarda muhtarlık yaptığı dönemde Soyadı Kanunu çıkınca, köklü geçmişine sadık kalarak kendisine ve tüm akrabalarına 24 Oğuz boyundan biri olan Düğer soyadını alır. Nitekim bugün dahi mahallemiz Düğerli Mahallesi olarak anılmaktadır.
Lütfi Ağa, ilminin yanı sıra el yeteneğiyle de tam bir sanatkârdı; hem usta bir sıcak demirci hem de marangozdu. Çok okuyan, durmaksızın çalışan, sözünü esirgemeyen mert kişiliğiyle herkesin hürmetini ve sevgisini kazanmış, varlıklı bir Anadolu beyefendisiydi.
5 Ağustos 1972 tarihinde, altmış yedi yaşında aramızdan ayrıldı. Bugün, babamın vuslatının 54. yılı...
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun babam.
Ben de evladı olarak, arkasından bıraktığı bu yüce mirasa şiirimle sesleniyorum: Bu bizim babamız...

BİZİM BABAMIZ...
Lütfi Ağa derler bizim babamız,
Açıktır sofrası, işler odamız.
Semaveri sönmez, yanar sobamız,
Eş dost ile kahve içerdi babam...
Oturur köşeye okurdu kitap,
Bizlere verirdi öğüt, nasihat.
Cehalet ile hep ederdi cihat,
İlmiyle de ışık saçardı babam...
Tanırdı babamı o çevre köyler,
Yanına gelirdi ağalar, beyler.
Saray gibiydi o kerpiç evler,
Topluma da kucak açardı babam...
Konuşurken sözlerini eğmezdi,
Dik dururdu, namertleri sevmezdi.
Doğruluktan asla ödün vermezdi,
Dostunu mertlerden seçerdi babam...
Doğru bir hedefe sen çığır açtın,
Bizlere yol çizdin, gerçeği seçtin.
Bu fâni dünyadan gelip de geçtin,
Bütün kötülükten kaçardı babam.
Daim aklımızda nasihat sözün,
Gururumuz oldun babam sen bizim.
Kurban sana sekiz oğlun, dört kızın,
Bizim için dağlar aşardı babam...
Hep takdir ederler, yok eksik yanın,
Çalışmakla geçti senin her anın.
Allah rahmet etsin, cennet mekânın,
Herkese yardıma koşardı babam...
İbrahim’im der ki lüzum yok söze,
Edep, ahlak verdin babam sen bize.
Dualar ederiz hepimiz size,
Nice zorlukları başardı babam...