Maddiyatı da makamı da karakterinin gerisine alan; her canlıyı can, her ferdi insan bilen, gönlü zengin insanlara Abdal denir. Ömür törpüsü nice insanı aşındırır da abdalların sabrını aşındıramaz.
Bunlar davulla, zurnayla, sazla, kemanla ve türlü türlü çalgılarla düğünlerde, derneklerde ekmeğini kazanır. Deliyi akıllandırır, cahile öğüt verir. Ehil insanların meclislerinde oturur. Millet kendi çocuğunun, torununun gürültüsüne dayanamazken, bunlar sarhoşu eğlendirir; kimseyi kırmadan gönül yapar.
Ben altı yaşımdan beri bunlarla haşır neşir olmuş biriyim. Abdallık panelle, sempozyumla kulaktan duyma sözler ile anlatılmaz. Aynı havayı teneffüs eden, aynı sofraya oturan, aynı yoldan yürüyen bilir Abdallığı.
Ahilikle, Abdal kültürüyle yetişen teberlerde edep vardır, adap vardır, kanaat vardır. Saygı vardır, sevgi vardır. Büyük sözü dinlemek vardır. Onun için bunların adliyelik işi de olmaz. Büyük Üstat Neşet Ertaş’a TRT’de ki bir programda “Siz çok haksızlığa uğradınız. Neden hakkınızı aramadınız neden telif hakkınızı almadınız?” sorusu üzerine o şu sözü söyledi “Ağam haksızdan hak talep edilmez” ve kendi bir türküsünde insanlara ders veren şu dörtlüğü söyler:
İnsanlar kendini bilebilseydi
Dünyada haksızlık kavga olmazdı
İnsan doğan yine insan ölseydi
Dünyada o zaman hayvan kalmazdı
Bütün kötülüklerin anası kanaatsizliktir. İnsan elindekine razı olmayınca gözünü hırs bürür. Eğer bu memleket Abdal felsefesiyle yetişseydi; icra da olmazdı, iflas da olmazdı, gasp da olmazdı, tefecilik de olmazdı. Hırsızlık, arsızlık kol gezmezdi. Belki de ne bu kadar büyük adliye saraylarına ne de bu kadar çok cezaevine ihtiyaç kalırdı.
Abdal zincirinin son büyük halkalarından biri de Neşet Ertaş idi. Maddiyatı da makamı da şöhreti de karakterinin gerisine aldı. Devlet sanatçılığı unvanını kabul etmedi. Yaşarken ustayı incittiler. Ve bende diyorum ki
Seni yıldırmadı çektiğin çile
Halk ile bir olup verdin el ele
Devlet sanatçısı olmayı bile
Kabullenmek sana hor geldi usta
Kırşehir'den Ankara'ya, Türkiye'den gurbet ellere kırgın gitti. Amma velakin sevenlerini kırmadan yine döndü geldi sılasına. Gönlü genişti, affediciydi.
Biz de şiirimizle sesleniyoruz:
Dön de gel gayrı Bozkırın Tezenesi...
Sazın sustu, bozlakların kaldı. Gönüllerde yaktığın ateş hâlâ yanar. Bir türkü çalsan da Kırşehir'in bağrında... Dön de gel gayrı, özledik seni gari...
