Toplumun özünü anlamasında kadınlara yönelik tutum temel bir belirleyici olmuştur.
Bu düşünce, tarihin tüm dönemlerinde kendini kanıtlamış ve kadın kavramı, farklı zamanlarda değişik biçimlerde büyüklüğünü ve yüceliğini göstermiştir. Toplumda yalnızca erkeğin kadına, kadının ise erkeğe olan ilişkisi değil, genel olarak kadının konumu ve ona yaklaşım her zaman büyük önem taşımıştır. İster dini, ister dini-felsefi bakış açısıyla ele alındığında, kadına ilişkin tutum ve kadının toplumdaki yeri her zaman dikkat çekmiştir. Örneğin, İncil efsanelerinde ilk insan kadın erkek sembolünde tasvir edilirken, Sümerler ve eski Türklerde dünyanın başlangıcı olarak ana figürü temel alınmıştır. Eski Türklerde gökyüzü erkek sembolü, toprak ise ana sembolü olarak kabul edilmiştir.
Kadın, tüm dönemlerde, tüm toplumlarda ve tüm siyasi koşullarda ana simge, başlangıç, toplumun yöneticisi ve eğitmeni olarak değer görmüştür. İnsanlığın gelişiminin her aşamasında kadın; ırkından, dilinden, dininden, milli-manevi ve tarihsel değerlerinden, yaşadığı dönemin koşullarından, sosyal-ekonomik durumdan ve coğrafi faktörlerden bağımsız olarak, kendine özgü öncü gücü, konumu ve rolü ile öne çıkmıştır.
Tarihimize bakıldığında, devletimizin eski tarihsel süreçlerinde ve toplumumuzun gelişim evrelerinde, Azerbaycan kadını erkeklerle paralel olarak hem devlet kuruculuğunda, hem siyasi kararların alınmasında, hem de kültürel süreçlerin gelişimi ve ilerlemesinde öncü bir rol oynamıştır. Azerbaycan kadını, zorlu tarihsel, ekonomik, kültürel ve sosyal süreçlerden geçerek günümüzde kendi ayakları üzerinde durabilen, bağımsız kararlar alabilen ve devletimizin, kültürümüzün ve ekonomimizin gelişiminde önemli bir figür hâline gelmiştir.
Tarih boyunca herkes, Azerbaycan kadınının eğitimli, bilge, akıllı ve cesur olduğunu ve tarihe adını altın harflerle yazdırmış oğullar yetiştirdiğini gözlemlemiştir. Geriye dönüp baktığımızda, Azerbaycan halkının yüksek ahlâk, cesaret ve temizliğin simgesi olmuş seçkin kadın temsilcilerinin kişilik özellikleri ve faaliyetleri hakkında daha derin bilgiler elde ediyoruz. Böylesine eğitim ve aydınlanma yolunda faaliyet gösteren kadınlardan biri de Süreyya Ağaoğlu’dur. O, büyük düşünür ve Türkiye’de birçok sivil toplum kuruluşunun kurucusu olan Ahmet Ağaoğlu’nun kızı olarak 1903 yılında Azerbaycan’ın Şuşa kentinde dünyaya gelmiştir. 1910 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etmiş, çocukluk ve gençlik yılları Türk Ocakları aydınları ve Mustafa Kemal Paşa’nın yakın çevresinde geçmiştir. Birkaç kez babası Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk ile görüşme fırsatı bulmuştur.

İstanbul Kız Lisesi’nden 1920 yılında mezun olduktan sonra, 1921’de hukuk eğitimi almak üzere Darülfünun’a başvurmuş; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kabul edilen ilk kız öğrencilerden biri olarak fakültenin kız öğrencilere açılmasında öncü rol oynamıştır. Kendi girişimiyle iki kız arkadaşını da okula getirerek, fakültenin kadınlara açılmasını sağlamıştır. 1925 yılında mezun olduktan sonra Ankara’da Şura-yı Devlet Tanzimat Dairesi’nde çalışmış, 5 Aralık 1927’de Ankara Barosu’na kayıt yaptırmıştır. 1928’de serbest avukatlık ruhsatı alarak Türkiye’nin ilk kadın avukatı unvanını kazanmış ve hayatı boyunca mesleğini sürdürmüştür. 1936’da Ankara Barosu’ndan İstanbul Barosu’na geçiş yapmıştır.
Süreyya Ağaoğlu, İngilizce ve Fransızca bilmekte olup meslek hayatı boyunca birçok uluslararası konferansta Türkiye’yi temsil etmiştir. 1946’da girişimleri sonucunda İstanbul Barosu’nun Uluslararası Barolar Birliği’ne üye olmasını sağlamış ve 1946–1960 arasında bu birliğin tek kadın yönetim kurulu üyesi olmuştur. 1952’de Milletlerarası Kadın Hukukçular Birliği’ne üye olmuş ve 1960’ta Birliğin BM Cenevre Teşkilatı temsilcisi seçilmiştir. 1980–1982 yılları arasında Hukukçu Kadınlar Federasyonu’nun ikinci başkanlığını yürütmüştür.
1960 darbesinin ardından Yassıada Mahkemeleri’nde yargılanan erkek kardeşi Samet Ağaoğlu’nun avukatlığını üstlenmiş, o dönemde kurulan Yeni Türkiye Partisi’nde aktif rol almış ve partinin İstanbul il başkanı olmuştur.
Süreyya Ağaoğlu, Türk Hukukçu Kadınlar Derneği, Üniversiteli Kadınlar Derneği, Hür Fikirleri Yayma Derneği, Soroptimistler İstanbul Kulübü, Türk-Amerikan Üniversiteliler Derneği ve 1948’de kendi kurduğu Çocuk Dostları Derneği gibi birçok sivil toplum kuruluşunun kuruluşunda önemli rol oynamıştır.

Londra’da “Gördüklerim” ve “Bir Hayat Böyle Geçti” adlı kitapları ile çeşitli hukuki makalelerin yazarıdır. 1950’li yılların başında Alman hukukçu Werner Taschenbreker ile evlenmiş, ancak bu evlilik 1960’lı yıllarda son bulmuş ve çocuğu olmamıştır.
Süreyya Ağaoğlu, 29 Aralık 1989’da İstanbul’da katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu bir panelden ayrılırken düşüp beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetmiş, Feriköy Mezarlığı’nda aile mezarlığına defnedilmiştir. Özel arşivi; aile fotoğrafları, mektuplar ve gazete kupürlerinden oluşmakta ve İstanbul’daki Kadın Eserleri Kütüphanesi’nde korunmaktadır.
Bütün hayatı boyunca Süreyya Ağaoğlu, Türkiye’de insan hakları ve kadın hakları alanında aktif olmuş, özellikle feodal düşüncenin ve eski geleneklerin hukuki zeminde ortadan kaldırılmasında önemli hizmetler vermiştir. Türk kadınının yüksek eğitim alması ve gelişmesi ideallerinin en önemli savunucularından biri olmuştur.
Bugün, eğitimci ve aydın kadınların açtığı bu yol, Azerbaycan kadınının toplumdaki konumunu şekillendirmekle kalmayıp, aynı zamanda yeni nesillere ilham kaynağı olmuştur. Onların gösterdiği fedakârlık, irade ve yüksek ahlaki değerler, kadınların eğitim, kültür ve toplumsal yaşamda aktif rol almasını sağlamış, toplumun gelişimine eşsiz katkılar sunmuştur. Şəfiqə Efendizade, Süreyya Ağaoğlu ve onların gibi diğer aydın kadınlar göstermiştir ki, kadınlar yalnız aile ve özel yaşamda değil, aynı zamanda devlet yönetimi, kültür ve bilim alanlarında da öncü rol üstlenebilirler.

Bugün, onların açtığı bu mirası devam ettirmek hepimizin görevidir. Modern Azerbaycan kadını, onların izinden giderek eğitimini, bilgi ve becerilerini geliştirmeli, toplumun aydınlanması ve kalkınmasına katkı sağlamalıdır. Eğitimci kadınların emeğiyle oluşmuş bu miras, kadın haklarının korunması, sosyal adaletin sağlanması ve ülkenin sürdürülebilir kalkınması için hâlâ önemli bir temel teşkil etmektedir.
Sonuç olarak, tarihte adlarıyla öne çıkan bu aydın kadınlar yalnızca geçmişin simgesi değil, aynı zamanda gelecek nesiller için örnek, ilham ve motivasyon kaynağıdır. Onların gösterdiği yol, Azerbaycan kadınının toplumdaki rolünü güçlendirmeye devam etmekte ve kadınların gelişim yolunu aydınlatmaktadır.