Araştırmacı-yazar Adnan Yılmaz, Kırşehir’de açılan Âşık Paşa Yazma Eserler Sergisinin, şehrin kültürel belleğini canlandırdığını ve Âşık Paşa’nın hayatı ile başyapıtı Garipnâme’ye yönelik ilgiyi önemli ölçüde artırdığını söyledi.
Bilindiği gibi; Kırşehir Valisi Murat Sefa Demiryürek’in girişimleriyle, Türkiye Yazma Eserler Kurumu (TÜYEK) Başkanlığı iş birliğinde hazırlanan Âşık Paşa Yazma Eser Sergisi, “Türkçenin Kırşehir’de Uyanan Çerağı” başlığıyla Kırşehir Ahilik Müzesi’nde ziyarete açıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle, özel koruma altında Kırşehir’e getirilen yazma eserlerin yer aldığı serginin 40 gün boyunca sergilenmesinin sonuna yaklaşıldı.
Yazma Eserler Sergisi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan kentin tanınmış araştırmacı-yazarlarından Adnan Yılmaz, başta Vali Murat Sefa Demiryürek olmak üzere, Türkiye Yazma Eserler Kurumu’na ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na teşekkür etti. Yılmaz, “Anadolu’nun ve Kırşehir’in tarihsel köklerine ışık tutan bu serginin, şehir genelinde geniş bir mutabakatla son derece önemli bir kültürel girişim olarak değerlendirildiğini” vurguladı.
Adnan Yılmaz açıklamasında, Anadolu Selçuklu döneminde Arapçanın din dili, Farsçanın ise edebiyat dili olarak yaygın biçimde kullanıldığını; özellikle Selçuklu başkenti Konya merkezli çevrede Farsçanın hâkim olduğunu ifade etti. Buna karşılık Kırşehir’de, Ahi Evran, Baba İlyas, onun oğlu Muhlis Paşa ve onun oğlu Âşık Paşa ailesi çevresinde Türk dili ve kültürünün bilinçli biçimde savunulduğunu belirten Yılmaz, Âşık Paşa’nın fars diline direnenlerin ve Türk dilini öne çıkaran isimlerin en başında geldiğini söyledi.
Yılmaz, Âşık Paşa’nın 1330 yılında kaleme aldığı Garipnâme’nin, “tatlı ve sade bir Türkçe” ile yazıldığını belirterek, eserin dilinin XIII–XIV. yüzyıl Türkçesini yansıttığını ifade etti. Dinî-tasavvufi içerikli ve didaktik bir eser olan Garipnâme’nin, halkı bilinçlendirmek ve eğitmek amacıyla kaleme alındığını açıkça ortaya koyduğunu dile getiren Yılmaz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Garipnâme, içinde yer alan 67 şiir sebebiyle ‘Divan-ı Âşık Paşa’ ya da ‘Ma’rif-nâme’ adıyla da anılır. Gerek dil özellikleri gerekse tasavvufi yaklaşımı bakımından son derece kıymetli olan bu eser, aynı zamanda döneminin sosyal, kültürel ve fikrî hayatının aynasıdır. Anadolu’da Oğuz Türkçesinin ilk önemli eserlerinden biri olması nedeniyle kökleri Kutadgu Bilig’e kadar uzanır; bu yönüyle Göktürk Yazıtları ile dahi karşılaştırılabilecek bir derinliğe sahiptir.”
Kırşehir’in, Türk dünyasının ortak hafızasında ve Türk dilinin gelişim sürecinde müstesna bir yere sahip olduğunu vurgulayan Yılmaz, XIII. yüzyıl Orta Anadolu’sunda Âşık Paşa ile Kırşehir’de parlayan Türkçe kıvılcımının, Garipnâme ile bir güneşe dönüştüğünü ifade etti. Bu mirasın yüzyıllar boyunca sönmeden günümüze ulaştığını belirten Yılmaz, “yüzyıllar sonra Türkçenin devlet ve medeniyet dili olma sürecinin, Mustafa Kemal Atatürk’ün Dil Devrimi ile taçlandığını” sözlerine ekledi.