Bu ifade bizzat Rumi’ye ait. Nice Tren İstasyonu’nda bir sevgi hikayesi başlıyor. Avrupalı genç bir kızla otuzlarında bir delikanlı arasında. Birbirlerini 40 saniye kadar görüyorlar ve birkaç kelime konuşabiliyorlar. Delikanlı aslında bir film yönetmeni ve Cannes film festivalinde gösterilecek belgesel filimi için yolda. Fakat ilk romanının düzeltme sayfaları elinde… Bu metni uzaktan ilk defa gördüğü kıza vermek için trenini kaçırmayı göze alıyor ve kitabı onun için yazdığını söyleyerek kıza veriyor. Hemen acele ile trenine dönmesi gerek. Kız ve delikanlı birbirlerinin isimlerini bile bilmiyorlar. Kitap bir delikanlının sevgilisine yazdığı mektuplardan oluşuyor. Anlatı, bir kızın bir delikanlının ağzından bölümlerle devam ediyor. Kız bunalımda ve babasının desteği ile dinlenmek, iyileşmek için Ege Denizi’ndeki Santorini adasına hareket halinde. Her iki kahraman da sevgiyi arıyorlar. Ruh ikizlerini arıyorlar. Acaba birbirleri için mi varlar? Kitap bu ikili arayışın ruhsal safhalarını ve Allah’a ulaşmada kalbin, sevginin önemini anlatıyor. Bir yudumda, gülümseyerek okunuyor.
Hemen birkaç alıntı yapalım;
“Kelimelerle yapılan hiçbir teşekkür, “mutlu oldum” diyen bir gülümsemeden daha hızlı giremez bir kalbe.”
“Kitap kurguydu görünürde. Yazarından farklı bir görünüşe sahip, yaş itibariyle belki ondan daha genç bir roman kahramanının sözcükleriydi. Ama emin olduğum bir şey vardı, konuşan, yazarın kalbiydi. Ve işte onun kalbinden çıkan sözler, kalbime aktı gece boyunca. Okuduğum kadarıyla, kitap yani mektupların içeriği üç arayışa odaklanıyordu. Kendini arayış, Tanrı’yı ve seni Tanrı’ya yaklaştıracak diğer yarını, “ruh eşini” arayış. Tahmin ettiğim gibi, bu konu bana yabancı değildi.”
“Bugün ölecek olsan, ama söylediğin son sözü bütün dünya duyacak olsa, ne söylemek isterdin?”
“Kendini ve Tanrı’yı tanımanın yolu, sevmekten, daha çok sevmekten, sevgide kaybolana dek sevmekten geçer.”
“Ruhların bu dünyaya gelmeden başka bir dünyada, ruhlar dünyasında tanıştıkları söylenir.Orada birbirlerini sevenler, bu dünyada da tanışır, birbirlerini severler, orada birbirlerini sevmeyenlerde bu dünyada sevmezlermiş. Bir de birbirlerine ruhlar dünyasında aşık olanlar varmış. Tanrı birbiri için yarattığı iki ruhu o dünyada bir araya getirir, birbirlerine aşık edermiş ki, tek ruh olsunlar. Sonra o tek ruhu ayırır, dünyada apayrı yerlere gönderirmiş. Çünkü bilirmiş ki, ayrılık olmadan kavuşma gerçekleşmez. Kavuşmanın tadını tattırmak için onları ayırırmış. Bir de bu ayrılıkla ruhları daha da zenginleşsin istermiş.”
“Hepimiz bir arayıştayız aslında. Ne aradığımızı bilmeden. Aslında ne aradığımız belli değil mi? “All you need is love!” melodisini duymadık mı? Hepimiz sevgi aramıyor muyuz? Hepimiz sevilmek istemiyor muyuz? Suya ihtiyacımız olduğu gibi sevgiye ihtiyaç duymuyor muyuz? Kimimiz ümidini kesiyor, sevilmekten yada sevmekten. Ama bu ihtiyaç yok olmuyor, göz ardı etsek de, sevgi yolunda defalarca acı çekmiş olsak da, bu ihtiyaç ortadan kalkmıyor. Vazgeçebiliriz. Yıllar bizi sert, kırılgan yada acı biri haline dönüştürebilir, umursamaz görünebiliriz, ancak ruhumuz hep onu arıyor. Sevgiyi. Sevgiden yaratılmış çünkü ruh. Ve aslını arıyor, kendini arıyor.”
Allah’ın insanı kendinden çok sevdiği, Allah’ın insana kendinden çok güvendiği Kuran tabanlı ifadelerle anlatılıyor, açıklanıyor, pekiştiriliyor bu hikayede. Allah nasip ederse olması güç şeylerin bile gerçekleşebileceği, Tanrı’nın ışığının çevremizi kuşatmış olmasına rağmen onu görebilmek için kalbimizi açmamız gerektiği belirtiliyor. Bu dünyada istediklerimize ulaşmak için de yolun Tanrı’dan, Tanrı sevgisinden geçtiğinin altı çiziliyor.
Sizlere tanıtabilmek için ikinci defa okudum bu kitabı. Yine ilgiyle, yine haz alarak, yine sevgi üzerine düşünerek… Size de benzer bir deneyimi hararetle tavsiye ederim. Bol okumalar dileklerimle…