RAMAZAN’DA HAYIR MI REKLAM MI?

Toplum olarak yıllardır dilimizden düşürmediğimiz bir söz vardır:

“Bir elin verdiğini diğer el görmez.”
Bu söz aslında bir ahlakı, bir inceliği ve bir inancı anlatır.
Yapılan iyiliğin gösterişten uzak olması gerektiğini…
İnsanın yaptığı hayrın Allah ile kendi arasında kalması gerektiğini…
Fakat son yıllarda özellikle Ramazan ayı geldiğinde ortaya çıkan manzaralara bakınca insanın içi gerçekten sızlıyor.
Bir bakıyorsunuz; yılın on bir ayı ortalarda görünmeyen insanlar, Ramazan gelince birden sahneye çıkıyor.
Davet sofralarının baş köşesinde…
Kameraların tam karşısında…
Her karede görünür olma telaşı içinde.
İftar sofraları kuruluyor ama sanki yardım etmek için değil, görüntü vermek için.
Fotoğraf makineleri hazırlanıyor, kameralar açılıyor, sosyal medya paylaşımları planlanıyor.
Birileri erzak kolisi dağıtıyor ama yanında mutlaka fotoğrafçı var.
Birileri ihtiyaç sahibinin kapısını çalıyor ama ilk düşündüğü şey yardım etmek değil, fotoğraf çekmek oluyor.
Yılda bir kez kapısı çalınan bir garibanın mahremiyeti, sosyal medya vitrinine konuluyor.
Yoksulluğun fotoğrafı çekiliyor.
Mahcubiyetin fotoğrafı çekiliyor.
İnsan onurunun fotoğrafı çekiliyor.
Son yıllarda bir de yeni bir “iyilik trendi” ortaya çıktı:
Mahalle bakkallarının veresiye defterlerini kapatmak.
Elbette gerçekten samimi niyetle, Allah rızası için yapılan her hayır başımızın tacıdır.
Sessizce borç kapatan, kimse bilmeden ihtiyaç sahiplerine destek olan herkesi gönülden tebrik ederim.
Ama ne yazık ki artık bazıları için bu da bir reklam malzemesine dönüşmüş durumda.
Boy boy fotoğraflar…
Basın açıklamaları…
Sosyal medya paylaşımları…
“Falanca iş adamı falanca mahallede veresiye defterini kapattı.”
Peki gerçekten merak ediyorum:
Eğer bu iyilik Allah rızası için yapılıyorsa, neden kameralar çağrılıyor?
Neden o defterler kapatılırken fotoğraflar çekiliyor?
Neden gariban insanların borcu bir reklam panosuna dönüştürülüyor?
İnsanın aklına ister istemez başka sorular da geliyor.
Ramazan’dan önceki on bir ayda bu defterler ne durumdaydı?
Kimse o zaman sormadı mı?
Kimse o zaman o bakkala uğrayıp “Bu mahallede kim zor durumda?” diye sormadı mı?
Ama Ramazan gelince bir anda yardım yarışları başlıyor.
Kameralar kuruluyor.
Paylaşımlar yapılıyor.
Oysa gerçek iyilik gösteriş sevmez.
Gerçek yardım, ihtiyaç sahibinin onurunu koruyarak yapılır.
Kapısını çaldığın insanı utandırmadan, mahcup etmeden yapılır.
Sosyal medyada alkış almak için değil, vicdanın rahat etmesi için yapılır.
İyiliğin reklamı olmaz.
Çünkü ihtiyaç sahibinin yaşadığı zorluk bir reklam malzemesi değildir.
Bir ailenin yoksulluğu, bir çocuğun eksikliği, bir annenin çaresizliği kimsenin vitrin süsü olmamalıdır.
Bazen düşünüyorum…
Belki de mesele yardım etmek değil, görünmek.
Belki de mesele ihtiyaç sahiplerine ulaşmak değil, kendi imajını parlatmak.
Ama unutulmaması gereken bir şey var:
İyilik insanların gözü için değil, Allah rızası için yapılır.
Eğer gerçekten Allah rızası için yapıyorsan, bırak kimse görmesin.
Çünkü zaten O görüyor.
Belki de yeniden o eski sözü hatırlamamız gerekiyor:
Bir elin verdiğini diğer el görmesin.
Çünkü iyilik fotoğrafla değil, ahlakla büyür.
Ve gerçek hayır, sessiz olandır.