İlim nedir? “Bilmek” anlamına gelen “bilgi” ve “bilim” demektir. Bilgisizliğin” karşıtı “demektir. Bilgisizlik cehalettir yani bir konu hakkında malumat sahibi olmamak demektir. Bilgisizliğin, cehaletin ortadan kalkması için yapılacak ilk iş, ilk eylem okumaktır. Okumak; bir nevî aydınlanmaktır yani aydınlatmaktır. İnsan aydınlanmaya kendisinden başlar.
Her sabah gider sahaf dükkânımı açarım. Dükkânın içi loş olsa da yaptığım ilk iş ışığı yakmaktır. Işığı yakmayınca hep bir şeyleri eksik, yolunda değilmiş gibi hissederim. Allah bunun için ilmi yani okumayı farz kılmıştır. Dükkânı açtığımda nasıl ki yaptığım ilk iş ışığı yakmak oluyorsa, dinimizde de gelen ilk emir oku ayetidir. Okumak bir nevî ışığı yakmak demektir.
Müslümanlık Kelime-i şahadetle başlar. Kelime-i Şehadetle İslâm dairesine gireriz. Bundan sonra iş okumaya kalmıştır. Dükkânda iş yapmak, doğru, sağlıklı ve sahih bilgiyle mümkündür. İlk ayetin OKU olması bundandır.
OKUMAK tüm önceliklerin başıdır. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek bunların hepsi büyük ibadetlerdir ama OKUMAK ayeti hepsinden önce gelmiştir. Namaz, Oruç, Zekât, Hac, Sılaî rahim, kul hakkı, helal-haram gibi benzeri ibadetlerin tümü İslam’ın esaslardır ama hepsi okumak ayetinden sonra gelmiş emirlerdir.
Rabbimiz OKUYUN diyor. Okumayı, ilmi ve ilimle uğraşmayı öncelemiştir, mensuplarını övmüştür, kayırmıştır. “Hiç bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9)
Gerçekleri kolayca idrak edenlerin okuyanlar, bilenler olduğunu söyler Rabbimiz. “Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu, onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna ilettiğini görürler.” (Sebe, 6)
Bu ayetle, kitaplarda dikkat etmemiz gereken en önemli ayrıntının, okuduğumuz kitapların bizi Allah ve Resulünün yoluna ne kadar yaklaştırdığı ya da yaklaştırmadığıdır. Okuduğumuz kitabın bir roman olduğunu düşünelim. Bu romanın bizi “Allah’ın yoluna ileten kitaplar grubuna” girip girmediğine dikkat etmeliyiz. Dikkat etmemiz gereken en önemli nokta burasıdır. Allah’ın yoluna iletmeyen kitapların bize hiçbir faydası yoktur.
1989 yılında terörden mütevellit sebeplerden dolayı Bingöl-Solhan’dan Bursa’ya gitmiştim. Yetişmemizde büyük emeği geçen Edebiyat hocamla vedalaşmak için YİBO’ya gittiğimde “Yavrum ne olursa olsun namaz kılmayı ve kitap okumayı hiçbir şekilde ihmal etme” demişti.
Hayatın zikzakları arasında çok sıkıntılarım oldu ama ne namaz kılmayı ve kitap okumayı hiçbir zaman bırakmadım. Bu okumaya Kuran-ı Kerim’de dâhil. Nihayetinde hayat kitabımızdır. Arapçam olmadığı için hocamız mealini de okumayı önermişti. Türkçesiyle beraber günlük mutlaka bir yaprak yani iki sayfa. Mesele okuduğumuzun ne anlama geldiğini bilmektir. Şöyle bir cümle okumuştum:
“Bütün kitaplar tek bir kitabın anlaşılması içindir.” İşte o tek KİTAP KURAN-I KERİM’dir. Kurân-ı Kerim bir ilim hazinesidir, içinde her şey var. İnsanı, eşyayı, tabiatı, kendimizi anlamak ve anlamlandırmak için mutlaka okumalıyız.
Bu yaşıma kadar kitaptan kopmadım. Namaz gibi, oruç gibi hayatımın bir parçası, vazgeçilmezi oldu. Can ile beden gibi ayrılmaz olduk. Bir ibadet gibi sahiplendik birbirimizi, o beni bırakmadı, ben onu bırakmadım. Bunda hocamın emeği çok büyük, Allah razı olsun hocamdan.
Okumak, peygamberin emrettiği, âlimlerin tavsiye ettiği bir eylem değildir. Emir direkt Allah’tan gelmektedir. Okuyun diyen Allah’tır, yaratıcımızdır. Ondan gelen ilk emirdir
Ezan okununca namaz kılıyoruz, camiye koşuyoruz, durumumuza göre namazımızı ferdi ya da cemaat olarak eda ediyoruz, ihmal etmiyoruz çünkü Allah’ın emridir, Allah’ın farz kıldığı bir ibadettir. Kuran’da namaz ayeti vardır. Namaz kılın diyor Rabbimiz, ekimûssâlate diyor, birçok ayette bu emir var. Müslüman olarak namazı ihmal edemeyiz, çünkü emir büyük yerden. Kılmazsak kişi cezası var, şu kadar sene, şu şiddette azap falan göreceksiniz belirilmiştir ama KİTAP OKUMAK ile ilgili benzeri bir hatırlatma ayeti yoktur, yani korkutulmamışız, muhayyer bırakılmışız. Birçok şeyi yapmak için illa da korkutulmamız mı gerekir, tatlı dilden anlamıyor muyuz?
Dünya devletlerine bakalım. Okumayla, araştırmayla arası iyi olan uluslar daha ilerlemişlerdir. Dünyalık olarak daha müreffeh imkânlara sahipler. Okumak ahirette bize fayda sağlayacağı gibi dünyada da bizim için bir koruma kalkanı durumundadır.
Ülkemizde okumak çok desteklenmektedir. Herkesin önü açıktır. Devletin okullarının kapıları ardına kadar açıktır. Her sene bir sürü mezun veriyor okullarımız, biri sürü emekliye ayrılan öğretmenimiz var, bir sürü de yeni atanan…
Avrupa’nın en büyük kitapevleri, en çok satan yazarlar Türkiye’de. Birkaç sene önce BKM, Adam Fawer, Sarah Lio ile Tess Gerrıtsen’i Türkiye’ye İmza gününe davet etmişti. Kitapları Bestseller. Kendileriyle yapılan röportajda kitaplarının en çok Türkiye’de satıldığını söylemişlerdi.
Zaman zaman Türkiye okumuyor, bizim insanımız cahil vesaire potlar kırıyor birileri. Bunların hepsi yalan. Bunlara inanmayın. Kitap piyasası çok canlı. Yeni yayınevleri, yeni kitapevleri kuruluyor, yazarların transfer ücretleri yüksek, futbolcuların transfer ücretlerinden kabarık. İşler yürüyor demek ki. Piyasası olmazsa, okuyanı olmazsa işler böyle yürür mü? Kimse bizi kandırmasın. Batıdan çok okuyoruz. Okuma sorunumuz yok. Bunun özellikle bilinmesini istiyorum.
Ancak okuma oranı bu kadar yüksekse neden topluma yansımıyor diyebilirsiniz. Neden okullarımızda diniyle, tarihiyle, kültürüyle sorunlu, problemli gençler yetişiyor? Bunlar ne okuyor? Anlaşılan o ki ya okullarda, ya okuduğumuz kitaplarda, ya da bizde bir sorun var! Öyle olmasaydı Hz. Peygamber “Allahım! Faydasız ilimden sana sığınırım.”buyurmazdı.
Alponse Daudet “Değirmenimden Mektuplar”ın bir yerinde “güzel kitaplar okuyun” der. Bu cümleyi her hatırlayışımda Hazreti Peygamberin bu duası gelir aklıma:
Evet, az önce geçtiği gibi kitaptan, okumaktan yana bir sıkıntımız yok. Bizim sıkıntımız ne okuduğumuzla ilgili. Neler okuyoruz? Burası önemli. Okuduklarımız bir şeye benzemiyorsa ortaya bir şeye benzeyen bir nesil çıkar. Bu kafamızı hep ağrıyacak demektir.
Şu anda sokaklarda ne idüğü belirsiz hamuru bozuk bir nesille muhatabız. Bunlar uzaydan gelmedi. Hamuru bozuk bu nesli kim sokaklarımıza bıraktı? Hamuru bozuk olana ilim öğretmek, yol kesicilerin eline kılıç vermek demektir. Gerçek olan şu ki; mal ve mevki gibi ilim de mayası bozukların elinde fitneye dönüşür. Bizi fitnenin mi güzel günlerin mi beklediğini bilmeden yarınlara yürüyoruz.