Yüce Dinimiz İslam, bize bütün işlerimizde iktisat etmeyi, itidalli olmayı, adaletli davranmayı emrederken israf etmeyi, saçıp savurmayı ve zulmetmeyi yasaklamaktadır. Bununla birlikte Yüce Allah, iktisatlı, ölçülü ve adaletli olanı sevdiğini, ancak saçıp savurarak haddi aşanları, israf edenleri ve zalimleri asla sevmediğini bize bildirmektedir.
Cenab-ı Hak, sözün en güzelini söylemeyi ve en güzeline uymayı bizlere nasip eylesin. Göklerin ve yerin mülkünün yegane sahibi Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
“Ey Âdemoğulları! Her ibadet yerinde ziynet ve zarafetinizi takının. Yiyin, için ama israf etmeyin; çünkü O israf edenleri sevmez.” Bütün kainatı, bütün mahlukatı, doğayı, hayvanatı ve nebatatı emrimize veren ve bizi zatına kul kabul eden Yüce Allah, kulluğumuz sırasında en güzel nimetlerden yararlanmamızı mubah kılmış, israf etmemizi yasaklamış ve israf edenleri sevmediğini açıklamıştır.
Sözlükte “haddi aşma, hata, cehalet, gaflet” gibi anlamlara gelen seref kökünden türetilmiş olan İsraf genel olarak inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder. Dolayısıyla bütün söz ve davranışlarımızda ölçülü olmak, yani ifrat ve tefrite kaçmamak ilahi bir emirdir. Tarih bilimcilerin yaptıkları tespitlere göre geçmişte varlık gösteren nice devletlerin ve medeniyetlerin yok olmasında en büyük etken nimetlerin, gücün ve imkanların israf edilmesidir.
Rabbimizin bize bahşettiği nimetlerin en büyüğü olan akıl, bütün nimetlerin sahibinin Cenab-ı Hak olduğunu ve bu nimetleri yalnızca O’nun koymuş olduğu sınırlar ve ölçüler dahilinde kullanmamız ve değerlendirmemiz gerektiğine hükmetmektedir.
Yüce Dinimiz İslam, bize bütün işlerimizde iktisat etmeyi, itidalli olmayı, adaletli davranmayı emrederken israf etmeyi, saçıp savurmayı ve zulmetmeyi yasaklamaktadır. Bununla birlikte Yüce Allah, iktisatlı, ölçülü ve adaletli olanı sevdiğini, ancak saçıp savurarak haddi aşanları, israf edenleri ve zalimleri asla sevmediğini bize bildirmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, her şeyi güzel, ölçülü ve örnek olacak şekilde yapabilme özellikte ve kabiliyette bizi yarattığını ifade etmek için
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا
“Biz sizi orta ümmet kıldık ” buyurmaktadır. Bunun gibi Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimiz de
خير الأمور أوسطها
“İşlerin en hayırlısı orta olanıdır” buyurmaktadır.
İdeal anlamda “orta ümmet” olmanın yolunun birey ıslahından geçtiğini anlatmak için Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَّحْسُورًا
“Sakın elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, kınanır, açıkta kalırsın.”
Kur’an’a göre gerçek müslüman, her daim ümmet bilinciyle hareket etmeli, ailesini, akrabalarını, komşularını ve çevresini gözetmeli, bunu yaparken de ölçülü ve dengeli hareket etmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v), sevgide de nefrette de ölçülü ve dengeli olmamızı tavsiye ederek şöyle buyurmaktadır:
أحبب حبيبك هونا ما عسى أن يكون بغيضك يوما ما، وأبغض بغيضك هونا ما عسى أن يكون حبيبك يوما
“Dostunu severken ölçülü sev, günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına da buğzunu ölçülü yap, günün birinde dostun olabilir.”
Kur’an’da birçok ayette anlatılan israf, haddi aşmak, büyüklük taslamak, şirk ve zulüm gibi terimlerle ifade edilmektedir. İsraf etmek Kur’an’da Firavun’un özelliği olarak sayılmakta ve şöyle buyrulmaktadır:
وَإِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الأَرْضِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفِينَ
“Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi aşanlardan (müsriflerden) idi.”
Buna göre kibirli davranmak, haddi aşmak ve zulmetmek, israftır. Bunun gibi Yüce Allah’ın insanlar için çizmiş olduğu sınırları çiğnemek ve itaatsizlik yapmak da bir israftır. İnsanın günah işlemek suretiyle kendi nefsine zulmetmesi israftır. İnsanın her gün oruç tutması ve gece-gündüz namaz kılması suretiyle ibadette aşırı gitmesi bile israftır. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, israftır. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Ancak israfın bütün çeşitlerinden kurtulmanın yegâne yolu Yüce Rabbimizin koyduğu ölçülere riayet etmekle mümkündür. Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır:
وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَامًا
“(O kullar ki), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” Buna göre Yüce Allah’ın verdiği malı hesapsız ve ölçüsüz harcamak da israftır.
Kur’an’da “İsraf” sözcüğünün yanı sıra “Tebzir” sözcüğü de kullanılmaktadır. En açık ifadeyle israf, mübah dairesinde haddi aşmak anlamına gelirken tebzir, haram dairesinde haddi aşmak demektir. Tebzirle ilgili Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا
إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُورًا
“Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar (mübezzirler), şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankörlüktür.”
Buna göre kul hakkı yemek, Allah’ın vermiş olduğu nimetleri ve imkanları haram dairede harcamak, şeytanla kardeş olmakla eşdeğer sayılmıştır. Böyle bir duruma düşmemek için şu üç alanı tanımamız gerekmektedir: Zaruriyyat, Haciyyat ve Tahsiniyyat.
Zaruriyyat, bir insanın hayati anlamda önem arz eden yeme içme ve barınma gibi zaruri ve olmazsa olmaz ihtiyaçları iken Haciyyat, insanın ikinci derecede ev ve araba gibi birtakım ihtiyaçlarıdır. Tahsiniyyat ise, asli olmayan fakat insanların olmasında güzellik gördükleri sanat eserleri gibi ihtiyaçlardır. Bu üç hususta da önemli olan mübah ve helal dairesinde hareket etmektir.
Yüce Rabbimiz, insanın hem bedeninin hem de ruhunun rahat etmesi için her türlü mübah dairesini çok geniş kılmış, haram alanını ise olabildiğince sınırlandırmış ve daraltmıştır. Hal böyle iken harama bulaşan kişi, haddi aşmış kabul edilmektedir.
Bizden önce güçlü, kuvvetli ve çok geniş imkanlara sahip nice devletler ve topluluklar, sırf zevklerine düşkün olmalarında ve şımarıklık göstermelerinden dolayı ölçüyü kaçırdılar, haddi aştılar ve zulüm işlediler. Bütün bunların sonucu olarak da helak olup yok oldular.
O halde bizler, onların düştüğü duruma düşmemek için her halimizle dengeli ve ölçülü olmalıyız. Unutulmamalıdır ki, bugün lüzumsuz şeyleri satın almaya devam edersek, ileride lüzumlu eşyalarımızı da satmak zorunda kalabiliriz. Cenab-ı Hak, ölçüyü kaçırıp israf etmekten, haddi aşıp tebzire dalmaktan ve şeytanların kardeşi durumuna düşmekten cümlemizi muhafaza buyursun.