MODERN İNSANIN YANILGISI

Modern düşünce akımlarından neş'et eden, ilahî öğretileri dikkate almayan, tüketim kültürüne yaslanan seküler kapitalist paradigmaya kendi varlığını teslim eden kişi hayatın akışına uyar her yönüyle... Bu uyuş, bazen bir tercihin sonucu iken bazen de iradi bir tercihten ziyade, çağın cazip illüzyonlarına karşı koyamayışın ve mukaddes olandan kopuşun getirdiği bir sürükleniştir.

Modern düşünce akımlarından neş'et eden, ilahî öğretileri dikkate almayan, tüketim kültürüne yaslanan seküler kapitalist paradigmaya kendi varlığını teslim eden kişi hayatın akışına uyar her yönüyle... Bu uyuş, bazen bir tercihin sonucu iken bazen de iradi bir tercihten ziyade, çağın cazip illüzyonlarına karşı koyamayışın ve mukaddes olandan kopuşun getirdiği bir sürükleniştir. İnsan, kendi varoluşsal mihverini kaybettiğinde, yaşamın müessir ve sert rüzgârıyla savrulan çer çöpe veya akıntıya kapılmış bir yaprağa dönüşür. Artık onun rotasını ulvi gayeler değil, pazarın vahşi dinamikleri ve geçici hazların sahte ışıltıları tayin etmektedir.

Filhakika, bu umumi bozulmanın etkisiyle günlük hayatın peşinde biteviye koşar insan; ihtiyacından fazlasına bakar gözü. Dünyanın gelip geçici metaının esiri oldukça kalbindeki o ezeli boşluk daha da büyür; çünkü faninin yerine bakinin ikame edilmesi imkânsızdır. Kendi elindeki nimetlerin farkına varamayan bu gafil nazar, haset ve rekabet sarmalında debelenirken iç huzurunu tamamen yitirir. Başkalarının sahip olduklarından mutsuz olur. Bu kısır döngü içinde, insanı insan kılan ulvi hasletler birer birer terk edilir. Paylaşma, dayanışma, yardımlaşma sözcükleri literatüründe bulunmaz. Bilakis hayat; kazanma, daha çok kazanma, helal-haram ayırmaksızın biriktirme ve tüketme arasında gidip gelen beyhude bir çabaya dönüşür. Bu beyhude çaba, ruhu besleyen kanalları tıkar ve kalbi katılaştırır. Maddeye tapınmanın başladığı yerde, manevi olan her şey anlamını yitirerek silikleşir. Kafesten uçup giden kuş gibi bir daha dönemez önceden sahip olduğu ahlaki ve insani ilkeler. Zira nefis mutlak hükümran olmuştur beden ülkesinde. Artık akıl ve gönül yol göstericilik hususiyetini kaybetmiştir. Bu değerler ve kılavuzlar yerini günübirlik doğru ve yanlışlara bırakır.

Hırsı, ruhuna ve düşüncelerine galip geldiğinde ise uysal bir koyun gibi nefis putuna tâbi kılar benliğini. İşte bu Casiye Suresi’nde geçen “Hevasını kendisine ilah edineni görmedin mi?”, ayeti yolunu ve kılavuzunu kaybetmiş gafil ve cahil kişinin vasfını tam manasıyla karşılar. Kendi özgürlüğünü elindeki metalarla ölçen gafil; aslında kendi heva ve hevesinin en sadık kölesi haline geldiğini idrak edemez. Kendini merkeze alan bu bencil varoluş, insanı kendi fıtratına yabancılaştırırken içsel bir kaosu da beraberinde getirir. Korkularını, arzularını, uzun emellerini, sahip olma ya da kaybetme endişelerini, gelecek kaygısını hayatın merkezine yerleştirir. Ölüm hakikatini unutan ve hiç ölmeyecek gibi dünyaya kök salmaya çalışan insan, bu ağır prangaların altında ezildiğini itiraf etmektense sürekli bir öteleme ve bahane bulma uğraşı verir. Halbuki insan; ancak bu dünyalık vehimlerden ve sürekli bir sahip olma, yaşama dört elle sarılma ve boş bir akışa tabi olarak yaşama saplantısından sıyrıldığı ölçüde hayatın dizginlerini eline alabilir, hakiki hürriyetine kavuşarak üzerindeki birçok yükten kurtulabilir.

Ez cümle; insan elinde olmayan değişim dönüşüm veya oluşumlarla alakalı düşünsel ve ruhsal barışını tesis edebilse dinginlik kazanacak. Teslimiyetin ve kemal makamının o emniyetli limanına sığınabilse, kaderin cilveleri karşısında sarsılmayan bir dağ gibi durabilecektir. Yaşama bakışı daha tutarlı ve iyimser olacak. İçsel ahlaki duruşu hâl ve hareketleriyle tavır ve davranışlarına hatta konuşmalarına yansıyacaktır. Kalpte filizlenen o ilahi huzur, bireyin tüm azalarına sirayet ederek onu kötülüklerden muhafaza eden bir zırha dönüşecektir. İçi dışı bir olan, niyet ile ameli fıtri bir ahenkle birleşen insan, nihayet modern çağın dayattığı o çok yüzlü maskelerden ve sahteliklerden arınacaktır.

Nihayetinde bu şekilde bir değişimi gerçekleştirebilen insan bambaşka bir hale bürünecektir. Günümüzde kendini, yolunu ve kılavuzunu kaybetmiş modern insanın; özü sözü bir, dışı içi aynı olacak, kendisi ile aynadaki görüntüsü aynîleşecek, sireti ile sureti örtüşecek ve böylece sahici bir hayat yaşanmaya başlanacaktır. İşte modern çağda insanlığın asıl muhtaç olduğu tefehhüm tam da budur. İnsan bu tefehhümü içselleştirdiğinde kendisiyle barışacak, istikbal beklentisini besleyen ümit fidanını güvenle dikebilecektir gönül toprağına.