Azerbaycan güzel sanatlarının gelişiminde önemli rol oynayan sanatçılardan biri de ünlü ressam Mikayıl Abdullayev’dir. Zengin yaratıcılığı, millî ruhu ve Azerbaycan insanının yaşamını ve emeğini kendine özgü bir sanat diliyle yansıtan eserleri, onun Azerbaycan resim sanatında özel bir yere sahip olmasını sağlamıştır. Sanatında Azerbaycan doğası, köy yaşamı, emekçi insan, kadın figürü, tarihî şahsiyetler, edebiyat ve halkın kaderi başlıca konular arasında yer almıştır.
Mikayıl Abdullayev, 19 Aralık 1921’de Bakü’de aydın bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Sanata olan ilgisi küçük yaşlarda şekillenmiş ve bu ilgi onun gelecekteki yaşam yolunu belirlemiştir. 1939 yılında Azim Azimzade adına Bakü Ressamlık Okulunu bitirmiştir. Daha sonra eğitimini Moskova’da sürdürerek Surikov adına Moskova Devlet Ressamlık Okulunda öğrenim görmüş, ünlü ressam S. Gerasimov’un atölyesinde resim sanatının inceliklerini öğrenmiştir.
Genç yaşlarından itibaren eserleriyle dikkat çeken sanatçı, 1947 yılında Moskova’da düzenlenen Birlik Genel Sanat Sergisi’ne “Akşam” adlı eseriyle katılmıştır. Bu eser ona büyük başarı kazandırmış ve sanat dünyasında tanınmasının önünü açmıştır. Sonraki yıllarda “Mingeçevir Işıkları” gibi eserleri ününü daha da artırmıştır. Eser hem Moskova’da hem de Budapeşte’de sergilenmiş, ilk kişisel sergisi de Moskova’da düzenlenmiştir.
Ressamın sanat anlayışının temel özelliklerinden biri, hayat gerçeklerini şiirsel ve duygusal bir biçimde yansıtmasıydı. Eserlerinde renklerin zenginliği, figürlerin psikolojik derinliği ve kompozisyonların ifade gücü özellikle dikkat çekmektedir. Yapay etkilerden ve aşırı abartıdan uzak duran sanatçı, gördüğü ve hissettiği hayatı tuval üzerine kendine özgü bir biçimde aktarmıştır.
Azerbaycan’ın farklı bölgelerine seyahat eden sanatçı, insanların günlük yaşamını, çalışma faaliyetlerini, geleneklerini ve manevi dünyalarını yakından gözlemlemiştir. “Mingeçevir Işıkları”, “Haçmaz Kızları”, “Astara’da Çay Toplama”, “Azerbaycan Bozkırlarında”, “Masallı Kızları”, “Tarlada”, “Abşeron’da” ve diğer eserlerinde ülkenin farklı bölgelerinin kendine özgü manzaraları yansıtılmıştır.
Bu eserlerde yalnızca doğa ve emek sahneleri değil, Azerbaycan insanının iç dünyası da tasvir edilmiştir. Köy yaşamının günlük sorunları, insanların emeği, millî gelenekler ve manevi değerler çağdaşlıkla bir bütünlük içinde ele alınmıştır. İşte bu özellik, sanatçının yaratıcılığının temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.
Sanatında Azerbaycan kadınının imgesi özel bir yer tutmaktadır. “Pirinç Yetiştirenler”, “Pirinç Eken Kızlar”, “Karabağlı Kızlar”, “Lenkeranlı Kız”, “Abşeronlu Kadın” ve “Annenin Gençliği” gibi eserlerinde kadın, hem emekçi hem de güçlü bir manevi yapıya sahip bir figür olarak sunulmuştur.
“Pirinç Yetiştirenler” üçlemesi bu açıdan özellikle dikkat çekmektedir. Eserde köy yaşamının romantizminin yanı sıra Azerbaycan kadınının çalışkanlığı, dayanıklılığı ve manevi zenginliği de yansıtılmıştır. Eserin sanatsal özellikleri ve millî içeriği yüksek değerlendirilerek 1974 yılında Azerbaycan SSC Devlet Ödülü’ne layık görülmüştür.
Kadın figürlerine yer verilen eserlerde dinamizm ve zengin renk kullanımı dikkat çekmektedir. Farklı bölgelerden kadınların yaşamlarının tasvir edilmesi aracılığıyla Azerbaycan toplumunda kadının emeğine ve konumuna da ışık tutulmuştur.
Sanatçının yaratıcılığında Azerbaycan edebiyatına özel bir yer verilmiştir. Klasik ve modern Azerbaycan edebiyatının önemli temsilcilerinin portrelerini yapan sanatçı, onların eserlerine de illüstrasyonlar hazırlamıştır. Nizami Gencevi, İmadeddin Nesimi, Muhammed Fuzuli, Molla Penah Vagif, Mirza Feteli Ahundzade, Aşık Elesger, Mirza Elekber Sabir, Cafer Cabbarlı, Samad Vurgun, Resul Rıza ve diğer sanatçıların portreleri bu zengin mirasta önemli bir yere sahiptir.
Kitap grafiği alanındaki çalışmaları da Azerbaycan sanatının gelişiminde önemli rol oynamıştır. “Dede Korkut Kitabı”, “Molla Nasreddin” fıkraları, “Leyla ile Mecnun”, “Danabaş Köyünün Okulu”, “Posta Kutusu”, “Gelecek Gün”, “Şamo”, “Şebi-Hicran” ve diğer eserlere yaptığı illüstrasyonlar, onun grafik sanatındaki ustalığını ortaya koymaktadır.
Böylece sanatçı yalnızca resim alanında değil, kitap grafiği ve portre sanatında da zengin bir yaratıcı miras oluşturmuştur. Eserleri, Azerbaycan edebiyatı ile güzel sanatlar arasında güçlü bir bağ kurulmasına katkı sağlamıştır.
Savaş konusu da bu yaratıcı mirasın önemli yönlerinden biri olmuştur. Özellikle 1941–1945 yıllarının ağır ve çalkantılı yaşamı çeşitli eserlerinde yansıtılmıştır. “Kırk Birin Haziranı” üçlemesi bu konudaki dikkat çekici eserlerinden biridir. Burada savaş yıllarında köy emekçilerinin karşılaştığı zorluklar, endişeler ve ağır yaşam koşulları tasvir edilmiştir.
Savaş, eserlerinde yalnızca çatışma sahneleriyle değil, insanların kaderi, beklentileri, acıları ve manevi sarsıntılarıyla ele alınmıştır. Bu açıdan söz konusu eserler, belirli bir tarihî dönemin insan manzarasını yansıtan sanat örnekleri olarak da önem taşımaktadır.
Karabağ konusu da bu zengin sanat mirasında özel bir yere sahiptir. Sanatçı henüz savaş öncesinde Şuşa’ya gelmiş, Karabağ’ın doğasını, Cıdır Ovası’nı, Topkhana Ormanı’nı ve şehir halkının yaşamını yakından gözlemlemiştir. Bu ziyaretler sanatında derin izler bırakmıştır.
Cıdır Ovası ve Topkhana Ormanı ile ilgili eserleri ve Karabağ manzaraları, sanatçının Azerbaycan doğasına ve millî hafızaya bağlılığını göstermektedir. Bu eserlerde yalnızca doğanın güzelliği değil, Karabağ’ın manevi ve tarihî önemi de hissedilmektedir.
Hindistan, Afganistan ve diğer ülkelere adanan eserler de yaratıcılığının coğrafyasını genişletmiştir. Farklı ülkeler ve kültürler sanat dünyasında kendine yer bulsa da Azerbaycan konusu temel yönlerden biri olarak varlığını korumuştur.
Sanatında 20 Ocak Faciası özel ve acı bir konu olarak yer almaktadır. Sanatçı 1990 yılının Ocak olaylarına bizzat tanıklık etmiş ve halkın yaşadığı faciayı sanat yoluyla ifade etmeye çalışmıştır.
20 Ocak Faciası’nın kurbanlarına adadığı “Nakamların Defni” adlı eser, şehitlerin yaşadığı trajediyi ve kahramanlığını renklerin diliyle yansıtan önemli sanat eserlerinden biridir. Eserde halkın yaşadığı acı, kayıp ve millî ruhun sarsılmazlığı sanatsal bir ifadeye kavuşmuştur. Olaylara tanıklık eden sanatçı, 20 Ocak Faciası’nı 20. yüzyılın büyük suçlarından biri olarak değerlendirmiştir.
“Nakamların Defni” eseri, onun yalnızca estetik güzellikler yaratan bir sanatçı olmadığını, aynı zamanda yaşadığı dönemin toplumsal ve manevi olaylarına ilişkin görüşlerini sanat yoluyla ifade eden bir aydın olduğunu göstermektedir.
Uzun ve verimli sanat hayatı boyunca Azerbaycan güzel sanatlarına büyük katkılar sağlayan sanatçının eserleri dünyanın çeşitli müzelerinde ve sanat merkezlerinde sergilenmiştir. Delhi, Londra, Montreal, Moskova ve diğer şehirlerde kişisel sergileri düzenlenmiştir.
Hizmetleri devlet tarafından da yüksek takdir görmüştür. 1958 yılında SSCB Ressamlık Akademisinin muhabir üyesi seçilmiş, 1960 yılında Azerbaycan SSC Halk Ressamı, 1963 yılında ise SSCB Halk Ressamı onursal unvanlarına layık görülmüştür. Lenin Nişanı ve “Ekim Devrimi” Nişanı ile ödüllendirilmiş, uzun yıllar Azerbaycan SSC Yüksek Sovyeti milletvekilliği yapmıştır.
Mikayıl Abdullayev, 21 Ağustos 2002 tarihinde Bakü’de 80 yaşında hayatını kaybetmiştir. Ancak onun sanat yolculuğu ölümüyle sona ermemiştir. Eserleri günümüzde de Azerbaycan güzel sanatlarının değerli örnekleri olarak önemini korumaktadır. Mikayıl Abdullayev, Azerbaycan resim tarihinde millî konuları yüksek bir ustalıkla ve kendine özgü sanat anlayışıyla ele alan önemli sanatçılardan biridir. Azerbaycan insanının emeğini, kadınların çalışkanlığını, doğanın güzelliklerini, Karabağ manzaralarını, edebiyatımızın büyük şahsiyetlerini ve halkın yaşadığı tarihî acıları eserlerinde ölümsüzleştirmiştir.
Onun sanatını, Azerbaycan halkının yaşamının ve manevi dünyasının renklerle ifade edilmiş sanatsal bir tarihçesi olarak değerlendirmek mümkündür. Eserlerinde millî hafıza, insan duyguları, doğa sevgisi ve vatana bağlılık bir bütün hâlinde karşımıza çıkmaktadır. Bu özellikler, sanatçının yaratıcı mirasını Azerbaycan kültürünün değerli sayfalarından biri hâline getirmiştir.