Servetinle Türkiye’yi satın alırsın da hayatı satın alamazsın.
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
Ben milyar dolarlık adamım.
Ben Türkiye’yi satın alırım!”
Bir zamanlar uçakta bu sözlerle gündeme gelen Abdülkadir Özcan, şimdi başka bir haberle gündemde.
Türkiye’yi satın alamadı ama emniyet onu içeri aldı.
İddiaya göre fuhuş ve uyuşturucu soruşturması kapsamında gözaltına alındı.
Bir insanın hayat hikâyesindeki en acı taraf da burada başlıyor.
Yıllarını çalışarak geçirirsin.
Gece gündüz demeden üretirsin.
Evlatlarına, torunlarına Fabrikalar, servetler, mallar mülkler bırakırsın.
Ama geride ahlaklı, vicdanlı, edepli bir nesil bırakamadıysan, bütün o servetin ne anlamı kalır?
Mal da mülk de makam da şöhret de geçici.
“Malda yalan, mülkte yalan, var birazda sen oylan” demişler.
Bugün elinde olan, yarın başkasının elinde olabilir.
Atalarımız boşuna söylememiş:
“Yel ile gelen, sel ile gider.”
Asıl miras, tapular ve banka hesapları değildir.
Asıl miras; ahlaktır, karakterdir, vicdandır.
Çocuklarına ve torunlarına milyonlar bırakabilirsin.
Ama onlara doğruyu yanlıştan ayırmayı, Allah kul olmayı insanlara saygı duymayı, haramdan uzak durmayı, gücün karşısında eğilmemeyi öğretemediysen o servet bazen nimet değil, imtihan olur.
Hele insan sahip olduğu serveti kendi gücünden bilmeye başlarsa...
Karun gibi malıyla öğünürse.
Gücünün ve servetinin bitmeyeceğini sandıkça.
Karun gibi servetini ilah edindin dikçe.
İşte orada tehlike başlar.
Malıyla övünmek, servetiyle şımarmak, gücüyle insanlara tepeden bakmak...
İnsan, Allah'ın verdiği nimeti kendisinin eseri sanmaya başladığında, servet sahibini taşımak yerine servet sahibini yönetmeye başlar.
“Ben kimim biliyor musun?” demek kolaydır.
“Ben milyar dolarlık adamım” demek de...
Ama hayatın bazı kapıları vardır ki parayla açılmaz.
Devletin kapısı da bunlardan biridir.
Türkiye'yi satın alacağını söyleyen insanın, bugün devletin hukuk sistemi karşısında hesap vermek zorunda kalması bize aslında çok şey anlatıyor.
Demek ki para her kapıyı açmıyormuş.
Demek ki Karun’da malıyla helak oluyor muş.
Demek ki servetin geçmediği yerler de varmış.
Demek ki insan ne kadar zengin olursa olsun, kanunların üzerinde değilmiş.
Bu olaydan sermaye sahipleri servetleriyle öğünen Karunların çıkaracağı bir ders var: Evlatlarınıza sadece mal mülk bırakmayın.
Onlara dünyada huzur, mutluktu verecek iman sahibi yapın.
Allah’a kul olmak peygambere ümmet olmanın en büyük miras olduğunu anlatın.
Bir dedenin torununa bırakacağı en büyük servet arsa, fabrika ve para değil; doğruyu eğriden ayıracak bir karakterdir.
Çünkü ahlaksız servet, insanı yüceltmez.
Tam tersine, bazen insanı kendi kibrinin altında ezer.
Bugün yaşananlar malıyla Karunlaşanlara, servetiyle şımaranlara bir ders olmalıdır.
Mal da yalan, mülk de yalan...
Makam da geçici, şöhret de...
Asıl olan; insan kalabilmektir.
İmamlı bir mümin ola bilmek.
Ey sermaye, servet, para düşkünleri çocuklarınıza torunlarınıza ahlak bırakın.
Vicdan bırakın.
Dürüstlük bırakın.
İnsanlık bırakın.
Çünkü servet kaybedilir, yeniden kazanılır.
Ama kaybedilen itibar, karakter ve ahlakı yeniden kazanmak her zaman mümkün olmaz.
Çünkü mezar taşlarına insanların kaç fabrikası olduğu yazılmaz.
Nasıl yaşadığı yazılır.
Sonunda insanın arkasından kalan, kaç fabrikası olduğu değil; nasıl bir insan olduğu konuşulur.
Gerisi gerçekten yel ile gelir, sel ile gider.