İnsanın karakteri…
Hele bir de altına makam arabası çekildi mi, işte o zaman var gerçek yüzler bir bir ortaya çıkar.
Daha düne kadar selam veren, hal hatır soran insanlar…
Bir koltuğa oturur oturmaz başka birine dönüşüyor.
Sanki o makama oturan kendisi değil de yerine bambaşka biri gelmiş gibi…
“Ben neymişim” bakışları, Yukarıdan konuşmalar, Etrafında el pençe duranlar…
Oysa unuttukları bir şey var: O koltuk senin değil, emanet.
Seçilmiş diyoruz…
Ama gerçekten seçilmiş mi, yoksa önümüze konmuş bir isim mi?
Halkın önüne konulan listeyle sandığa gidiyoruz.
“Bizden olsun” diyerek oy veriyoruz.
Ama “bizim için ne yapacak?” diye sormayı aklımıza getirmiyoruz.
İşte asıl kırılma burada başlıyor.
Şehirler kaybediyor…
Kırşehir gibi Anadolu’nun kalbinde duran şehirler daha çok kaybediyor.
Çünkü liyakat değil sadakat seçiliyor.
Çalışan değil, konuşan tercih ediliyor.
Üreten değil, biat eden öne çıkarılıyor.
Ankara’dan belirlenen isimler geliyor…
Bu şehri ne kadar tanıyor, kimse bilmiyor.
Ama bir bakıyorsun, kendini bu şehrin sahibi gibi görüyor.
Seçim zamanı herkes halkın içinde…
Kapılar çalınıyor, sofralara oturuluyor, dertler dinleniyor.
Yatırımlar aklatılıyor.
Yatırım sözleri reklam panolarında görsel olarak sunuluyor.
Beş yıl bitince?
Ne yatırımlar geliyor…
Ne kapı açık kalıyor…
Ne telefonlar çalıyor…
Ne de o samimiyetin zerresi kalıyor.
Beş yıl boyunca yok hükmünde olanlar, Seçim yaklaşınca birden “bizden biri” oluveriyor.
Peki ya makam gidince?
İşte asıl gerçek o zaman başlıyor.
Bir zamanlar etrafında kalabalıklar olan o insanlar…
Bir anda yalnızlığa mahkûm oluyor.
Telefonları susuyor.
Kapıları çalınmıyor.
Dün yanında olanlar bugün yok.
Çünkü o sevgi sana değil, makamınaydı.
Ben onlara “yaşayan ölüler” diyorum.
Nefes alıyorlar ama kimse hatırlamıyor.
Çünkü hatırlanacak bir iz bırakmamışlar.
Sadece seçilmişler mi?
Bir de atanmışlar var…
Torpille gelenler…
Partizanlıkla yükselenler…
Liyakatin yerini ahbap-çavuş ilişkileri almış.
Bilginin yerini sadakat…
Emeğin yerini bağlantılar…
Makamdayken etrafları sarılıyor.
Araçlar, korumalar, yapay bir saygı, abartılmış bir itibar…
Ama o koltuk gidince…
Hepsi bir anda yok oluyor.
İşte o an insan kendisiyle baş başa kalıyor.
Ve o an anlıyor: Aslında kimse seni değil, Sahip olduğun gücü seviyormuş.
Makam bir imtihandır.
Kimi insanı büyütür, kimi insanı küçültür.
Ama en acısı şudur: Koltukta büyüdüğünü zannedenlerin,
Koltuk gidince ne kadar küçüldüğünü herkes görür…