Bazı şehirler vardır, gezersiniz ve geride birkaç fotoğraf, birkaç hatıra bırakarak ayrılırsınız. Bazı şehirler ise insanda iz bırakır. Oradan ayrıldıktan sonra bile sokaklarını, insanlarını, tarihini ve ruhunu düşünmeye devam edersiniz.
Kırşehir benim için böyle bir şehir oldu.
Küresel Gazeteciler Konseyi Kırşehir İl Temsilcisi Murat Sürmeli ve ekibinin, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü kapsamında hazırladığı proje çerçevesinde düzenlenen üç günlük programa yaklaşık 40 gazeteci katıldık. Programın merkezinde Ahilik vardı. Ancak Kırşehir’de geçirdiğimiz günler bize Ahilikten çok daha fazlasını görme ve düşünme fırsatı sundu.
Çünkü Kırşehir, yalnızca bir şehir değil; Anadolu’nun binlerce yıllık hafızasının önemli duraklarından biri.
Bu topraklarda farklı medeniyetlerin izlerini görmek mümkün. Cacabey Medresesi, Kaman Kalehöyük, Mucur Yeraltı Şehri, Ahi Evran Külliyesi, Seyfe Gölü ve daha nice tarihî ve doğal değer, Kırşehir’in ne kadar zengin bir kültürel mirasa sahip olduğunu gösteriyor.
Fakat Kırşehir’i asıl farklılaştıran, geçmişin bugünün içerisinde hâlâ yaşıyor olması.
Bunun en güçlü örneği ise Ahilik.
Ahi Evran’ın yüzyıllar önce ortaya koyduğu anlayış; dürüstlüğü, emeği, helal kazancı, dayanışmayı, kardeşliği ve meslek ahlakını merkeze alıyor. Bugünün dünyasında bu değerleri yeniden hatırlamaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Çünkü Ahilik sadece esnafın nasıl ticaret yapacağını anlatan bir sistem değil, insanın nasıl insan kalması gerektiğini anlatan bir anlayıştır.
Tam da bu noktada gazetecilik ile Ahilik arasında önemli bir bağ görüyorum.
Gazeteciliğin temelinde de güven vardır.
Gazeteci doğruyu araştırmak, bilgiyi teyit etmek, kamu yararını gözetmek ve yaptığı işin toplumsal sonuçlarını düşünmek zorundadır.
Bugün iletişim teknolojileri olağanüstü bir hız kazandı. Bir haberin dünyanın bir ucundan diğer ucuna ulaşması artık saniyeler meselesi. Herkes elindeki telefonla görüntü çekebiliyor, bilgi paylaşabiliyor ve milyonlara ulaşabiliyor.
Bu elbette önemli bir imkân.
Fakat beraberinde ciddi bir sorumluluk da getiriyor.
Çünkü hızın arttığı yerde yanlış bilgi de aynı hızla yayılabiliyor.
Bir görüntünün nerede çekildiğini, ne zaman çekildiğini, olayın gerçek bağlamını araştırmadan yapılan bir paylaşım, kısa sürede büyük bir bilgi kirliliğine dönüşebiliyor.
İşte gerçek gazeteciliğin farkı burada ortaya çıkıyor.
Gazetecilik yalnızca gördüğünü paylaşmak değildir.
Araştırmaktır.
Sorgulamaktır.
Teyit etmektir.
Karşı tarafın görüşünü almaktır.
Ve gerektiğinde haberi birkaç dakika geç vermeyi göze alarak doğru bilgiyi vermektir.
Teknoloji değişebilir ama gazeteciliğin temel ilkeleri değişmemelidir.
5N1K’nın önemi de burada ortaya çıkıyor:
Ne?
Nerede?
Ne zaman?
Nasıl?
Neden?
Kim?
Bu soruların cevabı bulunmadan, bir bilginin haber niteliği taşıyıp taşımadığını sorgulamak gerekir.
Bugün gazeteciliğin karşı karşıya bulunduğu önemli sorunlardan biri de meslek ile sosyal medya içerik üreticiliğinin birbirine karıştırılmasıdır.
Elbette herkes düşüncesini açıklayabilir, video çekebilir, paylaşım yapabilir. Ancak gazetecilik; kamu adına bilgi toplamak, araştırmak, doğrulamak ve topluma aktarmak gibi farklı bir sorumluluk taşır.
Bu nedenle mesleğimizin itibarını korumak, öncelikle gazetecilerin kendi sorumluluğudur.
Ancak yalnızca gazetecilere de görev düşmüyor.
Okuyucu ve izleyici de medyanın önemli bir denetim mekanizmasıdır.
Neyi okuduğumuz, neyi izlediğimiz ve neyi takip ettiğimiz, medya dünyasının geleceğini doğrudan etkiliyor.
Bilinçli okuyucu, güçlü bir medya denetimidir.
Kırşehir’de Ahilik kültürünü konuşurken aslında gazeteciliğin geleceğini de konuştuk.
Çünkü yüzyıllar önce esnafa “dürüst ol, emeğe saygı göster, kazancını paylaş, komşunu düşün” diyen anlayışın, bugün gazetecilere de söyleyeceği çok şey var.
Mesleklerin araçları değişebilir; fakat meslek ahlakı değişmemelidir.
Kırşehir’in bana bıraktığı en önemli düşüncelerden biri de bu oldu.
Elbette Kırşehir’in ruhunu yalnızca Ahilik ile anlatmak mümkün değil.
Bu şehrin bir de türküleri var.
Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş…
Muharrem Ertaş, Çekiç Ali, Hacı Taşan ve daha nice değerli isim…
Onların sazında ve sözünde Kırşehir’in insanı, hüznü, sevdası, yalnızlığı ve Anadolu’nun ortak duygusu var.
Neşet Ertaş’ın eserleri yalnızca bir müzik mirası değil; aynı zamanda Anadolu insanının hafızasıdır.
Ahi Evran’ın öğretileri ile Neşet Ertaş’ın türkülerini aynı şehirde düşününce, Kırşehir’in neden farklı bir ruh taşıdığını daha iyi anlıyorsunuz.
Biri ahlakı anlatıyor, diğeri gönlü.
Biri dayanışmayı öğretiyor, diğeri insanın iç dünyasına dokunuyor.
İkisinin ortak noktası ise insan.
Bu güzel program vesilesiyle Kırşehir Valimiz Sayın Murat Sefa Demiryürek ile bir araya gelme fırsatı da bulduk. İlçe belediyelerimizin misafirperverliğiyle Kırşehir’in farklı ilçelerini görme, tarihî ve kültürel değerlerini yakından tanıma imkânı elde ettik.
Bütün bunlar, programı sıradan bir gezi olmaktan çıkararak mesleki, kültürel ve sosyal açıdan oldukça anlamlı bir buluşmaya dönüştürdü.
Bu organizasyonun gerçekleşmesinde büyük emeği bulunan Küresel Gazeteciler Konseyi Kırşehir İl Temsilcisi Murat Sürmeli’ye ve değerli ekibine teşekkür ediyorum.
Yaklaşık 40 gazeteciyi üç gün boyunca Kırşehir’de buluşturmak, farklı şehirlerden gelen meslektaşları aynı ortamda bir araya getirerek hem şehri tanıtmak hem de mesleki fikir alışverişine imkân sağlamak ciddi bir emek ve organizasyon gerektiriyor.
Bu vesileyle beni programa davet eden Küresel Gazeteciler Konseyi Genel Başkanı Sayın Mehmet Ali Dim’e de özellikle teşekkür etmek istiyorum.
Meslektaşlarımızla bir araya gelmemize ve Kırşehir’in bu eşsiz atmosferini yakından tanımamıza vesile oldu.
Üç gün boyunca bizleri ağırlayan Big Termal Otel’in sahibi Sayın Ercan Malkoç’a ve Genel Müdür Sayın İlknur Özcan’a da ayrıca teşekkür ediyorum.
Gösterdikleri ilgi, samimiyet ve misafirperverlik, programın güzelliğine ayrı bir değer kattı.
Kırşehir’den ayrılırken geride yalnızca gezdiğimiz tarihî mekânları bırakmadık.
Yeni dostluklar, mesleki sohbetler, güzel hatıralar ve üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken konular bıraktık.
Belki de bir şehri değerli kılan tam olarak budur.
Size sadece gördüklerinizi değil, düşündüklerinizi de bırakması…
Kırşehir bana bir kez daha gösterdi ki Anadolu’nun her şehrinin anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi var.
Kırşehir’in hikâyesinde Ahi Evran’ın ahlakı, Neşet Ertaş’ın sazı, Anadolu insanının irfanı ve gazetecilerin meslek heyecanı var.
Ve bütün bunların ortasında, geçmişten geleceğe uzanan güçlü bir şehir ruhu var.
Kırşehir’den ayrıldık ama Kırşehir’in ruhu bizimle kaldı.
Belki de bazı şehirleri anlatmanın en doğru yolu budur:
Şehirden ayrılırsınız; fakat şehir sizden ayrılmaz.
Kalın sağlıcakla….