İyilik, Güzellik, Sevgiyle Bezenmiş Bir Esnaf Portresi… İSMET BEYDOĞAN

Bekliyorduk. Biliyorduk. Bugün vefatını duyunca bir başka acı oldu.

30 Nisan 2026 günü hakka yürüdü İsmet Beydoğan
Gerisinde; tüm doğallığıyla, yapmacıklığın ve rol kesmenin kenarından geçmemiş, 65 senenin köklü, dürüst esnafıydı. Kısa yoldan zenginleşmeyi ayıp sayarak hiçbir müşterisini üzmediği gibi, senelerce gelmeyen veresiye defterlerinde bile hiç kimsenin gururuyla oynamamak adına hep kendinden vermişti.
Seneden seneye, ekinden ekine veresiye mal verilen dönemlerin esnafıydı...
... Ve hiçbir iç sıkıntısını dışarıya vurmadan bir insan hep mi gülümserdi? O hep gülümsedi...
Ben daha 17 yaşlarımda iken tanıdım. Her karşılaştığında "bir yanak ver küçük Adnan’ımız " der öper, bir de elleriyle yanağımdan tutar, ağzına götürüp öperdi...
Gelin kızların "pırtı bozma"larından, her kesimden müşterilerinde biriktirdiği hatıraları hep güzellemelerle anlatırdı.
Ardında zerre leke bırakmayan güzel insan, dost canlısı, örnek esnaf İsmet Beydoğan abi... Ruhun şad olsun. Işıklar içinde kal.
Sevgili Mehmet Atılgan ile çıkarttığımız aylık derginin bir kapağına, örnek bir esnaf ve insan portresi olarak İsmet Beydoğan abimizi kapak yapmıştık.
Kırşehir’in Günışığı dergisinin Mart 2005 tarihli 9. Sayısı’nda yayınladığımız o röportajımızı Kırşehir hafızası adına sizlerle 21 yıl aradan sonra yeniden paylaşıyorum.
Adnan Yılmaz

*****

İyilik, Güzellik, Sevgiyle
Bezenmiş Bir Esnaf Portresi…
İSMET BEYDOĞAN
“Müşterilerimizin kuyruk oluşturduğunu hatırlarım… Dedem Hüseyin ve Amcam
İhsan'la çalışırdık... Gündüz alışverişi yetiştiremediğimiz, köylerden gelen misafirleri evimizde konuk eder, yemeğimizi yedikten sonra gece onlarla dükkâna gelir, gazlı lüks lambasını yakarak ihtiyaçlarını karşılardık...”

Kırşehir ve çevresinde değişik bölgeler, kendi adları dışında, özgün nitelemelerle de anılır.
Kızılırmak Havzası boyunca yayılan köylerin Kesikköprü kesitine 'Bucak', Kesikköprü ‘den Kızılırmak’ın öbür yüzüne 'Ötağçe', Aydoğmuş'tan öte Nevşehir köylerine “Herikli”' denildiği gibi...
İçinde en verimli sulu taban tarım arazilerini barındıran Kervansaray Dağı'nın bir heybenin iki yarısı gibi böldüğü kısmın Boztepe yüzü tarafında büyük bir alan işgal eden Malya Ovası'nın bulunduğu yerleşim alanlarına da” çöl’ adi verilir ve burada çoğunluğu Kürt kökenli hemşerilerimiz bulunur.
Vaktiyle 1940'larda o Çöl aşiretlerinden 'Sürekçilik' dedikleri hayvancılık yapan bir aile Kırşehir'in Yeni Çarsında 'Çöl Pazarı' adıyla 'Pırtı' Dükkânı’ açar. “Manifatura” deyimi İstanbullu toptancıların Anadolu'ya taşıdığı terim oldu.
‘Pılı-pırtı” deyip geçmeyin. 1970'li yıllara kadar köylerde 'pılı-pırtıya para mı yetişir?' denir; pantolonların, işliklerin, ceketlerin ve hatta çorapların yırtılan ya da aşınan yerlerine, bulunursa benzer renkten, bulunmazsa herhangi bir renkten kumaş ya da kadife parçalarından 'yama' yapılırdı... “Yamalı giymek ayıp değil, kirli giymek ayıp" denirdi...
Bugünkü anlamda hazır giyim (konfeksiyon) olmadığı için bu pırtıyı dikmek, yamamak için her gelin kıza çeyiz olarak ‘dikiş makinası’ alınır. Hele bu dikiş makinesinin markası "Singer" olursa pek hürmete geçerdi... Dikiş makinası kullanabilen genç kızların nişanlılığı, gelinliği' de pek övülürdü.
İşte böylesi yıllarda çöl aşiretlerinden Hüseyin Beydoğan, Yeni Çarşı'da şimdiki Berk Ticaret'in bulunduğu Çöl Pazarı’nda dükkân açar... Adı 'Çöl’ dür ama sadece 'Çöllüler” değil, Kırşehir'in en geniş kesimlerinden müşteriler oluşur, dostluklar gelişir.
HARMANDAN HARMANA ALISVERİS YILLARI
Dedesi Hüseyin Beydoğan'ın yanına ilkokulu bitirir bitirmez daha 13 yaşında adım atan ve bugün 65 yaşında bulunan İsmet Beydoğan şöyle anlatıyor o günleri:
Müşterilerimizin kuyruk oluşturduğunu hatırlarım. Dedem Hüseyin ve Amcam İhsan’la çalışırdık... Gündüz alışverişi yetiştiremediğimiz köylerden gelen misafirleri evimizde konuk eder yemeğimizi yedikten sonra gece onlarla dükkâna gelir, “gazlı lüks lambası”nı yakarak ihtiyaçlını karşılardık. Hüseyin Dede'm, bize hep 'Mal, mülk, para, pul, hepsi gelir geçer. İnsanlık değer biçilmez bir servettir' derdi. Dedemizden aldığımız terbiyeyle, İhsan Amca'm ve ben, kimseyi kırmamaya büyük gayret gösterdik hayatimiz boyunca. Aynı geleneği tüm çocuklarımıza aşılamaya çalıştık. Bir günde 10müşterimizi kendi evimizde ağırladığımız olurdu. O zamanlar senelik alış veriş yapılır çoğu zaman borçlar senelik kapatılırdı. Müşterimiz alış verişini yapar 'harmana vereceğim' der giderdi. Harman da; malum, buğday, arpa, çavdar, hasat zamanı…

PIRTI BOZMA ADETTENDI

Senelik alış verişlerde bir aile yıllık pırtı ihtiyacını alır, buna 'pırtı bozma' denirdi. Şimdi İstanbul'da çalıştığımız ve vaktiyle Kırşehir'i iyi bilen kumaş tüccarları hâlâ bize takılır, "Kırşehirliler yine pıtı bozuyor mu?" diye... Tabi simdi isler değişti. Konfeksiyon yaygınlaştı. Faizlerin yükselmesi, alış verişin hacmini ve ödeme boyutunu çok değiştirdi.

VERESIYE DEFTERINDE MÜSTERI ADLARI:

“Tahsin'le gelen fötr şapkalı adam”, “Hacı'nın komşusunun akrabası”... Dedem Hüseyin dükkâna gelen müşterilerinin birçoğunun adını hatırlayamaz, sormaya da utanırdı... Veresiye alış verisin ardından “Allah hayırlı uğurlu etsin. İyi günlerde eskisin” der; uğurlar, da adını sormaya utanırdı... Sonra veresiye defterini açar “Çiğdeli'den dudağı kâğıtlı herif', “Bizim Cemal'in tanıdığı gız", “Tahsin'le gelen fotör şapkalı adam", "Hacı'nın komşusunun akrabası" gibi kendince hatırlayacağını düşündüğü şeyler yazardı.

AGIR CEZA REISI'NIN EŞINE TUTULAN SİGARA

Bir ağır ceza reisimiz vardı. Eşi Hatice Hanım ile birlikte dükkânımıza sık sık gelirlerdi. Dedem Hüseyin, o zaman ünlü “Yenice cigarası”nı çıkartır, reise ikram eder, reis bey de hanımına çok saygılı ve sevgili olduğundan eliyle işaret ederek “Önce Hatice Hanım’a tutun" derdi... Dedem hanımların erkeklerin yanında sigara içmesine alışkın olmadığından uzun süre “Reis şaka yapıyor" diye düşünmüş. Sonrasında: reis “Hüseyin Ağa nihayet sana hanımlara sigara ikramını öğrettik" demişti
.
HEP İYİ MARKALARLA CALIŞTIK
Haliyle aile büyüdükçe ihtiyaçlar büyüyor. Bir dükkân büyüyen aileye yetmiyor. O zaman yeni işyerleri açılıyor Şimdi Kumaş Dünyası, Çöl Pazarı, Beydoğan Manifatura, IGS, Mozz Ayakkabı, Beydoğan Eczanesi, hep bizim aileden çıkan kollar. Gerek manifaturada, gerekse konfeksiyonda IGS, Hatemoğlu, Tavşanlı gibi büyük firmalarla çalıştık. Kalitesiz mal satmadık.

CENAZE VE DÜĞÜNLER, TOPLUMSAL DAYANISMA VESİLESİDİR
Biz, aile olarak, yakın veya uzak olsun, bildiğimiz, duyduğumuz cenazelere mutlaka katılmaya, taziyeye gitmeye özen gösteririz. Yine düğünlere de aynı şekilde katılmaya çalışırız. Çünkü cenazeler ve düğünler, toplumsal dayanışma vesilesidir. İnsanların acısını ve sevincini paylaşmayı, hem insana huzur veren bir görev olarak, hem de insanlığın bir gereği olarak gördük Beydoğanlar olarak...

KIMSEYI İCRAYA VERMEDIK
Ben 52 yıldır bilfiil esnaflık yapıyorum. Simdi, Beydoğanlar Manifaturayı oğullarım Gökhan ve Fahri'yle birlikte çalıştırıyoruz. Yeğenlerim Cihat, Hikmet, Servet, Mustafa, Hüseyin, Berna da Kırşehir’de esnaflığa dedemizin anlayışıyla devam ediyorlar. Sanla-şerefle hiçbir müşterimizi incitmeden, kırmadan; hiç kimseyi icraya vermeden, kimseyle kötü olmadan bugünlere kadar geldik. Herkesin gururunu kendi gururumuz bildik. Insanlan sevdik, kimsenin diline, rengine, fakirliğine, zenginliğine bakmadık. Bazen bana takılırlar "Genç kalmanı neye borçlusun?" diye. "İnsanları sevmeye, onlarla iyi geçinmeye, kimseyi üzmemeye borçluyum” derim.
Gerçekten de öyle... İyiliğe, güzelliğe yeter o mu?
İşte böylesine güzel, böylesine iyilik ve sevgiyle dolu esnaf portresi İsmet Beydoğan...
İsmet Beydoğan‘ın şahsında tüm Beydoğanlar'a daha nice iyilik, güzellik, sevgi dolu yıllar dileyerek ayrılıyoruz.
KAYNAK:
KIREHİR’İN GÜNIŞIĞI MART 2005.SAYI:9 ADNAN YILMAZ-MEHMET ATILGAN