İSRA SURESİ TEFSİRİ

“Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu (Hz. Muhammed) Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O, her şeyi çok iyi işitmekte görmektedir.” (İsra:1)

İsra suresi; tertip sırasına göre Kur’an-ı Kerim’in 17. suresidir. Nüzul sırasına göre 50.suredir.11,5 sayfa hacmindeki sure, 11 ayetten müteşekkildir. İlk ayetlerden yola çıkarak Hicretten bir yıl kadar evvel, Mekke döneminin sonuna doğru nazil olduğu yolunda umumi bir görüş mevcuttur.

Hz. Nebi’nin, Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya olan gece yolculuğundan ötürü İsra suresi olarak müsemmadır. Mescid-i Aksa, en uzaktaki mescid demektir fakat bu sözcükten ve anlamdan yola çıkarak Mekke’ye yakın bir mescidden bahsedildiğini savunmak tefsir ilmini ciddiye almamak manasına gelir.
Bu gecede vuku bulan iki mucize vardır: İsra ve mi’rac. İsra’nın ne olduğunu yukarıda kısmen açıklamıştık. İsra; özellikle gecenin muayyen bir vaktinde yapılan gece yürüyüşünü ifade ederken mi’rac ise Mescid-i Aksa’dan başlayıp Sidret’il Münteha’ya kadar olan muazzam ve mübarek bir rıhleti tanımlar. İsra; geceleyin yürüme, gece yolculuğu, mi’rac ise yükselme, yukarı tırmanma anlamına gelen “arace sülasi mücerred” fiilinden türetilmiş mi’fal kalıbından ism-i alettir ki göğe yükselme vasıtası, aleti manasına gelir.

Gerek mütekaddimin gerekse müteahhirin müfessirlerin ekserisi mi'racın bedenen vuku bulduğuna kânidir. Geçen asırdan bu yana, modernizmin mucize ve fizikötesine olan mesafeli ve septik yaklaşımı nedeniyle gittikçe yaygınlaşan başka bir anlayıştan söz etmek gerekir...
Ki bu anlayışa göre mi'rac manevî/ruhî bir tecrübedir; hatta isra da öyledir ve uyanıklık ile uyuma arası bir halde rüya aleminde yaşanan manevî bir hâldir.
Mevdudî'nin de isabetle belirttiği gibi manevî bir mi'rac tecrübesi için ta Mekke'den Kudüs'e gece yolculuğuna ne lüzum vardır?

Ayeti kerimeden anladığımıza göre isra ve mi'racın temel amacı "Yüce Allah'ın bazı hususi, azametli ve mühim ayetlerini kuluna göstermesidir. “Böyle bir amacın tahakkuku için o kadar meşakkate ne lüzum var?
Rüya aleminde Mekke'nin fethini tebşir eden Allah elbette sadece bazı ayetlerini göstermek için kulunu Kudüs'e götürüp manevî bir yolculuğa çıkarmaya ihtiyaç duymayacaktır...Bunu Mekke de yatağında iken de pekâlâ gösterebilir...

Modern yorumculardan bazılarının "Peygamber, göğe nasıl yükseldi, nasıl soluk aldı? Cennet ve cehenneme nasıl gitti? Allah ile nerede görüştü? Hava olmayan yerde ses nasıl iletildi?" vb. ileri derecede zekâ parıltısına işaret eden müthiş(!) sorularını hakikaten cevaplamaya lüzum bile yok...Allah Adem’in zürriyeti ile nasıl ve nerede misak akdetmişse, Meleklerle hangi şekilde ve nerede mülaki olmuşsa aynı şekilde fakat mahiyetini bilmediğimiz bir vasıfta Resulullah’ı katına yükseltmiş ve bazı ayetlerini göstermiş,bir takım emirler ve hediyelerle ümmeti Muhammed’e göndermiştir ki beş vakit namaz ile Bakara suresinin son iki ayeti bunların içinde kabul edilmektedir.

İsra suresinde eksik kalan mi'rac hadisesinin tafsilatını Necm suresinde bulmak mümkün...Oradaki ayetler çok gizemli ve bu fevkâlede olayı letafetle haber veren özel seçilmiş ibarelerle haber veriyor. İsra ve mi'rac ile alakalı Kutubu's Sitte'de (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai) ve Ahmet b. Hanbel’in Müsned’i gibi mevrûd hadislere getirilen tenkitlere de temas etmek şart...
Bu hadislere çok yakın zamanlara kadar etraflı, ilmî, hüccetlere dayanan bir tenkit getirilememiştir. Hala da ilmî delillerle herhangi bir tenkit mevcut değildir. İtirazların tamamı kaynaklara dayanan delillerle değil sadece rasyonel akla müstenit olarak yöneltilmektedir. Gerçi hadislerin bir kısmı zayıf denilebilir ancak birçok turuktan mervî onlarca hadisi yok saymak ilmi çöpe atmaktır...

Günümüzde ilahiyat çevrelerinde bu mevzu ile alakalı hadisleri makul, ilmi delillere dayalı olmadan, salt aklın hakemliğinde reddetmek gibi bir musibet büyük bir tahribatta bulunan kişiler var.. İnsanlar dini kaynakları bozulan ve çağın hastalıklarına müptela olan paradigmalara inanmaya başladıklarından bu yana Kur’an ayetleri bile rasyonel yorumlara kurban edilmekte.

Her ne kadar isra’ ya inandığı halde mirac’ın manen vuku bulduğuna inanarak hadislere şüpheyle yaklaşan birisi aleyhinde küfür hükmü verilemez ise de böyle kişilerin ehl-i bid’at oldukları su götürmez bir gerçektir.

Süleyman Ateş 'in tefsir kitabında iddia ettiği gibi rivayetler hepsi Yahudilikten dönme bir iki raviye dayanmamakta onlarca farklı senette onlarca ruvat bulunmaktadır. Hoca’nın kendi itirazını doğrudan söylemek yerine niçin rivayetleri böyle tezyif ettiğini anlamak mümkün değil. Sayın Ateş tefsirinde kabul etmediği hükümleri hangi makul ve makbul delillerden yola çıkarak reddettiğini üstün körü geçiştirmek yerine delilleri serdederek izah etmiş olsaydı daha faydalı bir iş yapmış olurdu. Bu meselede son zamanlarda, düşüncesine, kafasına, kalbine ve idrakine uymadığı için “Bunlar Kur’an’a uymaz!” diye meydana çıkan ama nasılını, niçinini ilmi, makul ve makbul bir şekilde izah edemeyen bir zümrenin itirazlarına cevap vermeye bile lüzum yoktur.