Ahlak gidince sadece insanlık değil, aile de dağılıyor.
İsterseniz zengin olun, makam sahibi olun, seçilmiş olun, atanmış olun…
Eğer ahlak yoksa ne yuva kalıyor ne merhamet ne de gerçek bir aile.
Bugün Anadolu’nun en büyük ihtiyacı yol değil, bina değil, gösterişli projeler değil; kaybedilmiş ahlakın yeniden kazanılmasıdır.
Caddeler, sokaklar, gösterişli parklar, eğitim yuvaları ahlaksızlık üretiyor.
Çünkü ahlak; çarşıdan, pazardan, marketten alınacak bir şey değildir.
Ahlak önce anne dizinde öğrenilir.
Baba gölgesinde büyür.
Sofrada paylaşılır.
Yoklukta sabırla yoğrulur.
Bizim kuşak bilir…
Akşam olunca aynı sofraya oturulurdu.
Sobanın başında aynı sıcaklık paylaşılırdı.
Annenin kokusu evin huzuruydu.
Babanın varlığı dağ gibi güven verirdi.
Bir çocuk düştüğünde önce annenin yüreği acırdı.
Baba sessizdi belki ama varlığı bile güçtü.
Şimdi ise çocuklar kreşte büyüyor.
Anne işte…
Baba başka telaşta…
Çocuk ya kreşte ya bakıcının elinde.
Aile aynı evde ama aynı hayatın içinde değil artık.
Sonra herkes şu soruyu soruyor:
“Neden sevgisiz bir nesil yetişiyor?”
Çünkü çocuk anne şefkatinden uzak büyüyor.
Baba ilgisini parayla telafi etmeye çalışıyor.
Evler büyüyor ama gönüller küçülüyor.
Bugün yaşlanan anne unutuluyor.
İhtiyarlayan baba yük görülüyor.
Oysa bizim inancımızda yaşlıya hizmet ibadettir.
Anne baba evin bereketidir.
Onların duası rahmettir.
Ama şimdi ne oldu?
Evlat ayrı yerde anane, baba huzur arıyor.
“Huzur evi” denilen yerler çoğaldı.
Adı huzur ama içinde nice huzursuz yürek var.
Bir annenin evladına sessiz haykırışı aslında bugünün vicdan tablosudur:
“Sen küçücükken seni kimseye bırakmazdım.
Şimdi beni nasıl yabancılara bıraktın evladım?
Kendimi eski bir eşya gibi hissediyorum…”
Bu söz sadece bir annenin değil, terk edilmiş bütün anne ve babaların yüreğidir.
Eskiden anne babalar çocuklarını rahat ettirmek için kendilerini feda ederdi.
Bugün bazı evlatlar kendi rahatları için anne babalarını yalnızlığa teslim ediyor.
Acı olan şu: Bu nesli yetiştiren de yine anne ve babalar oldu.
“Daha iyi yaşayalım” derken sevgiyi ihmal ettik.
“Ekonomi düzelsin” derken aileyi kaybettik.
Çocuklara iyi telefonlar aldık ama iyi ahlak bırakamadık.
Evleri büyüttük ama sofraları küçülttük.
Birlikte yaşamayı unuttuk.
Bugün huzur evlerinde nice anne, nice baba dört duvar arasında evlat yolunu gözlüyor.
Kimisinin kapısını aylarca çalan yok…
Kimisinin sesi telefonda bile duyulmuyor…
Ve sonra toplum olarak “Neden huzur kalmadı?” diye soruyoruz.
Çünkü huzur; beton binalarda değil, vicdanlı evlatlarda olur.
Huzur; anne duasında olur.
Babanın gölgesinde olur.
Ahlakın yaşadığı evlerde olur.
Şimdi yeniden düşünme zamanı…
Anne babasını yalnız bırakan bir toplum güçlü olamaz.
Ahlakı kaybeden bir millet ayakta kalamaz.
Bugün Anadolu’nun yeniden; Merhamete, vicdana, aileye, saygıya ve ahlaka ihtiyacı var.
Anne, baba çocuk yetiştirmiyor çocuk dünyaya getiriyor.
Yoksa büyüyen sadece şehirler olur…
İnsanlık değil.