Akşamın ağırlaşan ışıkları sokakların üzerine çökerken genç adam son haftalarda peşinde dolaşan hissin yine omuzlarına bindiğini fark etti. Eve dönerken arkasında duyduğu adımlar bazen uzaklaşıyor, bazen yaklaşıyor ama hiçbir zaman tamamen kaybolmuyordu. Başlangıçta bunu yorgunluğuna vermişti. Sonra tesadüf sandı. Fakat o gece kapısından içeri adımını atar atmaz perdeyi hafifçe aralayıp sokağa baktığında lambanın ulaşamadığı karanlık köşede duran bir siluetin doğrudan penceresine çevrilmiş yüzünü seçebildi. Ne husumetlisi vardı ne de birinin peşine düşeceği kadar önemli biriydi. Bu yüzden korkudan çok anlam veremediği bir tedirginlik çöktü içine. Kapıları sürgüledi, perdeleri tamamen kapattı, evi karanlığa gömdü ve yatağa uzandı. Uyku gözlerine çabuk geldi ama zihni sabaha kadar o gölgenin etrafında dolaştı.
Güneş henüz yükselirken uyandı. Perdeyi parmaklarının arasından milim milim açtı. Sokak boştu. Sessizlik, geceden kalan bütün izleri süpürmüş gibiydi. Yine de tedbiri elden bırakmadan dışarı çıktı. Gün boyunca uğraşları peşini bırakmadı. Saatler birbirini kovaladı, yoruldu, oyalandı, bekledi ve ancak gecenin koyulaştığı vakit evine dönüş yoluna girebildi. Mahalleye yaklaştığında ense kökünde tanıdık bir ağırlık hissetti. Birileri yine arkasındaydı. Adımlarını sıklaştırdı. Arkadaki ses de hızlandı. Kalbi göğsüne vuruyordu artık. Sokağın köşesine yaklaşınca ani bir kararla yön değiştirdi ve eski bir bahçe duvarının gerisine sinerek bekledi. Takipçisi köşeyi döndüğü anda üzerine atıldı. Sağ kolunu geriye kıvırıp boğazını kilitledi. Hareket o kadar ani olmuştu ki karşısındaki birkaç saniye tepki veremedi.
“Buna kurt kapanı derler. Biraz daha bastırırsam boynun kırılır. Kimsin sen? Ne istiyorsun benden?”
Cümlesi biter bitmez beklemediği bir şey oldu. Takipçinin dirseği yıldırım gibi savruldu ve gözünün altına çarptı. Dünya bir anlığına yalpaladı. Kavrayışı çözüldü. Daha ne olduğunu anlayamadan sırtüstü yere serildi. Karşısındaki adam bir hamlede üzerine çıkmış, iki eliyle boğazını sıkıyordu. Yüzünü kapatan siyah bir kar maskesi vardı. Genç adam nefesinin daraldığını hissederken aklındaki tek şey ölmek değildi; onu bu noktaya getiren kişinin kim olduğunu öğrenmekti. Son bir gayretle elini kaldırıp maskeyi çekti. Kumaş yüzünden sıyrılıp yere düştü. O an yaşadığı şaşkınlık, boğazındaki baskıdan daha sarsıcıydı. Karşısında kendi yüzü vardı. Kendi gözleri. Kendi bakışları.
Şaşkınlığın verdiği boşluktan yararlanıp kurtuldu. Bu kez üstte olan oydu. Dizleriyle kollarını bastırdı.
“Kimsin sen?”
“Bu nasıl mümkün olabilir?”
Yerde yatan adamın dudaklarında garip bir tebessüm belirdi.
“Ben senin korkularınım.”
“Yıllardır susturduğun gecelerim.”
“Kendinden bile gizlediğin tarafınım.”
“Artık saklanacak yerin kalmadı.”
“Nereye gidersen git peşindeyim.”
“Ben karanlıkta çürümekten yoruldum.”
Genç adam yavaşça ayağa kalktı. Karşısındaki neydi? Bir yabancı mı, bir kabus mu, yoksa aynada görmeye cesaret edemediği tarafı mı? Birkaç saniye düşündü. Sonra yumruklarını sıktı.
“Madem öyle… Hesabı burada görelim.”
Birbirlerine saldırdılar. Sokak birkaç dakika içinde görünmez bir savaş alanına dönüştü. Yumruklar savruluyor, nefesler parçalanıyor, bastırılmış yıllar etrafa saçılıyordu. Karşısındaki her darbede konuşuyordu.
“Bu, ilk yenilginden sonra saklandığın gün için.”
“Bu, vazgeçtiğin hayaller için.”
“Bu da her düşüşünde beni içeri kilitleyişin için.”
Genç adamın gücü tükeniyordu. Her vuruş, yıllardır kaçtığı gerçeklerin ağırlığını taşıyordu. Sonunda rakibi göğsüne öyle bir darbe indirdi ki nefesi tamamen kesildi. Kaburgalarından gelen kuru ses boş sokakta yankılandı. Dizlerinin üzerine düştü. Dünya bulanıklaşmaya başladı. Korkuları karşısında doğruldu, yumruğunu kaldırdı ve son darbeyi indirmek için üzerine eğildi. Tam o anda beyaz hâkim yakalı bir gömlek karanlığın içinden fırladı. Yeni gelen adam korkularını omzundan yakaladığı gibi yere çarptı.
Korkularının yüzü ilk kez dehşetle değişti.
“Bu olamaz.”
“Sen gitmiştin.”
“Nasıl döndün?”
Yeni gelen sakin bir sesle cevap verdi.
“Hiç gitmedim.”
“Sadece sen beni göremez oldun.”
Tek hamlede onu yerden kaldırıp savurdu. Korkular havada dağılan siyah bir duman gibi parçalanarak yok oldu. Genç adam nefes nefese doğrulup kendisini kurtaran kişiye baktı ve ikinci kez donup kaldı. Karşısındaki de kendisiydi. Fakat yüzünde korkunun değil huzurun izleri vardı. Parmağındaki çift başlı yüzük hemen dikkatini çekti. O yüzüğü yıllar önce annesi almıştı.
Yabancı olmayan adam elini uzattı.
“Ben senin umutlarınım.”
“Ben inandığın ama unuttuğun şeyim.”
“Yeis şeytandandır.”
“Kalk.”
Genç adam uzanan eli tuttu. Ayağa çekildi. Tam o sırada her şey dağıldı. Sokak kayboldu. Gece kayboldu. Korkuları ve umutları dağılmış sis gibi silindi. Gözlerini açtığında başı masanın üzerindeydi. Farkında olmadan uyuyakalmıştı. Göğsü hâlâ hızlı inip kalkıyordu. Bir süre nereye ait olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra önündeki kâğıda baktı. Beyaz sayfanın ortasında tek satır vardı.
“İş başvurunuz reddedildi.”