GEYCEKLİ NASİBE ŞAHİN (1918-1993)

Annesi Hüsne İlk evliliğini Hasanlar köyünden Hüsne teyzesinin oğluyla yapar. Ancak orada yaşanan tatsız bir olay ayrılmasına sebep olur... Babası Mustafa Onbaşı kızını alır getirir... Köye döndükten sonra Efendi'nin amcası Vahit ile evlenir... Vahit’ten Nasibe olur 1918. Vahit diğer kardeşleri gibi halim selim bir adam değildir.

Babası Vahit, Geycek Köyü’nün en büyük şairlerinden olan Efendi’nin ana baba bir kardeşi Ahmet Sapmaz’ın kardeşidir. Annesi, Mustafa Onbaşının beş kızının en büyüğü Hüsne’dir. Yani hem ana hem de babadan şair bir soydan taşıdığı genlere sahip olan Nasibe, ailenin tek çocuğudur.

Vahit, asker kaçağı olarak kaçak hayatı yaşarken köylülerle bazı problemler yaşanmıştır. Vahit, o zamanın jargonuyla eşkıyalık yapmaktadır. Köylüler kendisinden çok çekinir, araziye tek başlarına çıkmaktan korkarlar...

Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi dönüşü Ankara’ya giderken Mucur’a da uğrayıp iki gece kalır. Bu sırada her köyden ileri gelen Kişiler de Mucur’a gider. Geycek Köyü’nden de muhtar olan Mustafa Onbaşı Kıratlı(Lömen )ile Mucur’a giderek bu karşılamada bulunurlar.

Kıratlı o sıralar vesikası olduğu için çerçilik yapmaktadır. Çerçilik vesikasını kaybeder. Köyde, vesikayı Vahit’in bulduğu şayiası yayılır. Hadise büyüyünce Kıratlı ile Vahit’in arasında bir mübareze sonucunda Vahit hayatını kaybeder. Nasibe, ailenin tek çocuğu olarak yetim kalır. Mustafa Onbaşı kızı Hüsne ‘yi ve torunu Nasibe’yi yanına alır, onların boynu bükük kalmasına gönlü razı olmaz.

Osmanlı Devleti’nin son devirleri ve Kurtuluş Savaşı ‘nın meydana getirdiği fakirlik ve mahrumluk Geycek köyünde de yaşanmakta, köylülerin çoğu karın tokluğuna onun bunun işini görmektedir. Savaşta şehit düşenler ve çeşitli hastalıklardan dolayı ölen erkeklerin geride kalan çocukları daha fazla zorluklar yaşamaktadır. Bu çocuklardan ikisi küçük yaşta hem anne hem de babalarını kaybederek iki erkek kardeş olarak kalan Cemal ve Hurşit Yıldırım, köyün en varlıklı ağası olan Mustafa Onbaşı’nın işini görmekte yardımcı olmaktadırlar. Mustafa Onbaşı dul kızı Hüsne’yi huyunu, suyunu, İşindeki titizliği, dürüstlüğü ve çalışkanlığını bildiği, ahlakını beğendiği Hurşit’e verir...

Hurşit, Mustafa Onbaşı’nın evinin hemen altına, kayınbabasının da maddi yardımıyla kendine bir ev yapar. Bu evin yanına muhtar olunca genişçe bir köy odası ilave eder. Hala ayakta duran bu oda 1950’dan sonra köylülerin kışın toplanıp hoşsohbet eyle vakit geçirdikleri bir buluşma mekânı olarak köy tarihinde önemli bir yer işgal eder.

Nasibe, babası vurulduğunda üç dört yaşlarındadır. Dedesinin yanında geçen zaman ve annesinin yeni evlendiği babalığı Hurşit’in evinde büyür, genç ve güzel bir kız olur... Nasibe, genç kız iken Şıh Salih’in Osman ile evlenir... Evleri kocasının amcası Derviş Ünsal’ın evine bitişiktir. Bu evde Mucur’ a göçünceye kadar otururlar. Bu evlilikten kızları Bayram, Nimet, Müzeyyen, Aysel ve Beyhan; oğulları Salih, Vahit ve Aydın dünyaya gelir... Vahit, vurulan babasının adıdır. Kocası, babasının yanında çiftçilik yapar... Arazileri kendilerine zar zor yeter...

Avrupa’daki ülkelerin Türkiye’den işçi istemesi üzerine 1961’den itibaren her şehirden yoğun bir işçi akışı meydana gelir. Kırşehir de bu şehirlerden birisidir. Nasibe’nin kocası Osman da Avrupa’ya gidenler kervanına katılır. Birkaç sene sonra da ailesini yanına getirir. Nasibe için doğup büyüdüğü ve acı tatlı birçok hatırası bulunan köyünden ayrılmak çok zor olur... Rahatsızlığından dolayı götüremediği oğlu Vahit’i köydeki ıssız evde tek başına bırakmak daha büyük bir ağırlıktır onun için... Diğer oğlu Salih ve Aydın da Avrupa’ya giderler... Daha sonra Aydın temelli Türkiye’ye dönüş yapar...

Nasibe, büyük kızı Bayram, gelin olarak gittiği Kıran köyünden ayrılıp gelince hislerini şöyle bir bedduayla ifade eder:

“Bayramım da görür işin hasını

Çekme kızım bir kötünün yasını

Yisene bu vakti devranı dönsün

Dünyadan almasın hiç muradını..”

Bayram sonra Yazıkınık köyüne gelin gider. Orda iki oğlu iki de kızı olur, geçirdiği hastalıktan dolayı hayatını kaybeder. Diğer kızı Nimet Gökçeviran' a gelin giderken de şöyle söyler:

“Güzelsin Nimet’im asra uygun

Ağlamayım diyom da dertlerim goygun

Türkmenler kızıma köylü demeyin

İşlenti işler de halılar dokur"

Müzeyyen Budak köyünden göçmen Hasan ‘ın oğlu ile evlenir... Üç kızı olur. Beyhan, Ali Saratlı’nın oğlu Kasım ile evlenir ve Avrupa’ya gider...Yakın zamanda vefat eder.. Aysel ise Şatıroğlu’na gelin gider...

Nasibe, çocuklarının içinde en çok Vahit'ten dolayı çile çekmiştir. Nasibe’ nin kocası eski hastaneye yakın bir yerde ev satın alıp oraya yerleşince Vahit de köyde tek başına yaşamaktan kurtulur. Mucur’a göçer. Hâlâ muamma olan faili meçhul bir suikasta maruz kalır ve ölür... İsmi konulan dedesi Vahit ile aynı kaderi yaşar...

Nasibe nin diğer oğlu Aydın Avrupa’da yaşamak istemez Mucur’a yerleşir... Nasibe’nin çocuklarından sadece büyük oğlu Salih Almanya’da yaşamaya devam eder. Nasibe’nin yüreği bin parçaya bölünür ama Kocası Osman’ın yanından yöresinden ayrılamaz...

Nasibe orta boylu, hafif kilolu, beyaz tenli, ela gözlü, kumral uzun saçlı, alımlı bir kadındır. Şen şakrak, hoş sohbet, güzel ve latif sözlü, doğaçlama ağıt yakan, her duruma muvafık doğaçlama şiir söyleyen toplumda sözü dinlenen ağırlığı olan dirayetli bir kişi olarak temayüz eder.

Nasibe Şahin, Geycek’te yaşarken özellikle kadınların toplandığı her ortamda en önde yer alır; cenaze yakınları ölülerine ağıt yakarken Nasibe gelince susup sözü, ağıdı ona bırakırlar, zira o vaziyeti ve çekilen acıları en etkili en güzel şekilde terennüm etmekte, en katı kalpli kişileri bile hüngür hüngür ağlatmaktadır.

Şiirleri ve ağıtları Anadolu’daki ağıtlar, halk şiirleri, kadın aşıklar kitaplarına ve antolojilerine geçen aşık, aşık edebiyatı alanında çeşitli çalışmalara konu olmuş gerçekten çok güçlü bir şahsiyettir.Kayda geçirilen birçok şiirinin içinde özellikle köyde problem yaşadığı kişileri hicveden şiirleri de bulunmaktadır.

72 Yıllık hayat öyküsüne babasını tanıyamadan başlayan Nasibe Şahin ömrünün bir kısmını başkalarının evlerinde, mahrumiyet içerisinde geçirmiş, hayatını ve hayata bakışını ve şiirlerinde tebarüz eden duygu ve düşüncelerinin teşekkülüne sebep olan acı olaylar yaşamış bir kişidir.

Geycek köyünde âşıklık genlerine sahip köklü bir sülaleden gelen Nasibe Şahin Avrupa’ da yaşadığı dönemde hac ibadetini yerine getirir. Bu dönemden sonra şiirlerine tesadüf edilmemektedir. Belli ki yaşadıkları o kadar çok birikmiştir ki acıya ve hüzne aşina olmuş yalnız bir kadındır.

Bizzat tanıdığım, sözüne ve sohbetine şahit olduğum, ağıtlarını kendine has avazıyla dinlediğim Nasibe Şahin ,kocasının vefatından çok önce, 1993 yılında hayata gözlerini yumar…

Cenabı Mevla hatalarını bağışlasın, rahmetiyle baksın ve cennetine koysun...

NASİBE ŞAHİN’İN ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

(Annesi Hüsne’ye söylediği şiir)

Sabahınan kalkar da inekleri sağarım

Soğuk su kor da turfanımı yayarım

Tamamlarım davarımı da sağarım

Gene göz göz oldu da yaralar bende...

(Ahmet Çavuş’un oğlu Şevket Kaya’nın eşi Yeter’e söylediği şiir

Sana diyom sana da kadersiz Yeter

Yetimler ağlıyo da ekmeksiz yatar.

Alamam kızı da yuvamı tutar

Yine göz göz oldu da yaralar bende.

(Çöllülerin Ziya’nın karısı Döndü’nün kızı Hüsne’ye şöyle demiştir)

Sana diyom sana kadersiz Ziya

Anasız Hüsne de bellemiş Oya

Fırlanıp da gelmem hayırsız köye

Kara günde böyle kalmaz diyorlar

Kötü günün ömrü olmaz diyorlar...

(Genç yaşta hastalanarak ölen Ahmet Çavuş’un üç oğlundan birisi olmasının yanında aynı zamanda teyzesi Ağbacı’nın oğlu olan Naci Kaya’ya söylediği şiir)

Evlerinin önü dört köşeli

Evinde de oturmadı eli maşalı

Kaç yıl oldu sen bu derde düşeli

Derdine kurbanım da yaran nerende

Yara sende değil yara ananda.

ÜMMÜGÜLSÜM’E AĞIT

Gitmiş gitmiş karanlığa gizlenmiş

Anası yok acep kime nazlanmış

Kurbanlar oluyum görüken eller

Sarı belikleri gübürlere dolanmış.

Akşam olup orucunu açmamış

Eller gibi cehizini seçmemiş

Sana diyom sana gölgesiz baba

Arlanıp da namusundan kaçmamış.

Ahırı görüp de yapma iylemiş

Anam yok deyi de kara bağlamış

Kapıyı açık komşu ümüt eylemiş

Acep ola biri görür mü deyi.

GÜLEY’E AĞIT

Halburu almış gelin eline

Gö golçağı vurmuş iki koluna

Çıhmış bakmış Tortali’nin yoluna

Ahşam oldu Güley gelin gelmedi.

Al entare giymiş ne pek yahışır

Suya gider cümle âlem bahışır

Eller duymuş birbirine ahışır

Ahşam oldu Güley gelin gelmedi.

Güley derler şu gelinin adına

Doyamamış dünyasına dadına

Doğum günü geldi ahşam zabaha

Ahşam oldu Güley gelin gelmedi.

Gurban olam Güley gimi geline

Sam yeli değmiş de taze gülüme

Palaskası dar geliyo beline

Ahşam oldu Gülay gelin gelmedi.

Bacısına:

Beri dön gurbanım yüzüme

Bacım ağlar diye bakar gözüme

Bana üvey bacı demiş eller yadına

Üvey bacı mı olur anam gızına.

Bacısı Döndü’ye:

Yığına gider kuzu gelirken

Sarı inek oğul verirken

O zaman adamda iştah mı olur

Sürüler sulaktan eve gelirken.

Allı gelin soldurmamış alını

Felek bize yükledi zulümü

Kanser bizde ,ülser bizde çor bizde

Yara bizde,illet bizde ,dert bizde.

Bacısı Yeter’e:

Yeter kız da kızlarımın destesi

Oldum eller ben gönül hastası

Anam asik ,kırklık tutar elleri

Kelami kadim okur dilleri.

Ağ bürgüsü de gende atılı

Yemeğinde bal katılı

Ne zaman pişmiş inmiş

Demleniyor ağzı örtülü.