Metnini okuduğumuz ayetlerin hem meali hem de tefsirini farklı kaynaklardan da okuyarak anlamaya çalışalım. Okumalarımızda aile efradıyla birlikte olursak rahmet ve bereket -biiznillah -o eve sağanak sağanak inecektir. Çocuklarımızın da bu ayda Kur’an ile meşgul olmasını sağlamak mecburiyetindeyiz. Orucumuzu abdest ile taçlandıralım. Gün boyu abdestli olmanın faydaları erbabınca malumdur. Abdestli kişinin basireti açılır. Şeytan ile arasına set çekmiş olur. Revatib sünnetlerin müdavimi olmalıyız. Revatib sünnetleri; sabah namazından önce 2, öğleden önce 4 sonra 2, akşamdan sonra 2, yatsıdan sonra 2 olmak üzere 12 rekâttır. Secdeleri çoğaltmalıyız. Efendimiz (sav) Sevban ‘a “Öyleyse Çokça secdeye git. Çünkü yaptığın her secde ile Allah senin dereceni arttırır ve hatanı siler.” buyurmuştur.
İftarı acele yapmalı sahuru ise son vakte kadar ertelemeliyiz. Bu saatleri ve dakikaları Allah’a dönüş için bir başlangıç yapmalıyız. Mübarek Ramazan ayı, kulluk yolunda yeni bir diriliş ve arınma vesilesi olabilirse ne mutlu bize. Özellikle seher vakitlerini boşa geçirmek hüsrandır. Çünkü istiğfar vaktini Cenab-ı Hakk hep seher vakitleriyle birlikte zikretmiştir. Unutmayalım ki duayı, zikri, tefekkürü, huşuyu, Rabbimize boyun eğmeyi arttırmak rahmeti celbeder.“…Muttakiler cennette çeşme başındadırlar. Rabblerinin sunduğu nimetleri almış saadet içindedirler. Çünkü onlar buraya girmeden önce de ihsan ehli idiler. Geceleri az uyurlar, seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi..” Bu ayda infak için her fırsatı değerlendirmeliyiz. Fakirin, mahrumun, kimsesizin, yetimin, dul kadınların, yolda kalmışın, borç içinde kıvrananın, çaresizin, muhacirin, mazlumun yanında olmak ve varlığımızı onlarla paylaşmak, Rabbimizin bahşettiği en büyük nimet olan iman nimetinin kalbimizde kökleşmesine ve mutluluğumuza vesile olacaktır. Unutmayalım ki Nebi(as) insanların en cömertiydi. Özellikle de Ramazan’da.
Akrabalık bağlarını gözetmeliyiz. İnsanların akrabalık bağlarını hoyratça parçaladığı bir asırda yaşıyoruz. Hesap gününe inanan biz Müminler Şeytanın vahiylerin bir vahiy olan “Akrabadan uzak dur!” sapıklığını Şeytan’ın yüzüne çarpmalı ve akrabalarımızı korumalı -gözetmeli ve onlara ihsanda bulunmalıyız. Şayet yanlış yolda iseler elimizi onlara uzatmalıyız. Ailemize karşı sürur içinde olmalıyız. Ramazan başlayınca abus bir suratla bu ayı ev halkı için zindana dönüştürmek vakayı adiyeden oldu maalesef. Ciddiyet namına evde terör estirmek bu ayı kapı dışarı etmektir. Evimizde diğer aylara nazaran çeşitli yiyecek içecekleri, bolluğun ve bereketin tezahürü olarak bulundurmalıyız.
Anne babamıza ihsanda bulunmalıyız. Anne baba hakkının yerlerde süründüğü bir çağda yaşıyoruz. Biz Müslümanlar da ahir zamanın hastalıklarına müptelayız. Hayatta olan valideynimize en güzel yiyecek –içeceği sunmalı, en güzel cümleleri onlar için kurmalı “Allahım onlar bana küçükken nasıl baktılar nasıl acıdılarsa sen de onlara öyle rahmet et..” şeklinde duada bulunmalıyız. Mallarımızı ve bedenimizi onların hizmetine sunmaktan imtina edersek rahmet peygamberinin ilencine uğrayanlardan olmamız işten bile değil. Hayatta olmayanlar içinde dualarımızı eksik etmemeliyiz.
Talibi ilim olmalıyız. Çok az bile olsa her gün yeni bir şey öğrenme gayreti insanı tembellikten kurtarır.
Komşularımızla iyi geçinmeliyiz. Allah Resulü Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste komşusu şerrinden emin olmayan kişinin cennete giremeyeceğini beyan ediyor. “Komşusunun şerrinden emin olmadığı kişi cennete giremez.”
Oruç hakikaten ‘zor’ ve meşakkatli bir rükündür. Kişiyi yeme, içme, cinsel ilişki gibi helal fiillerden ‘ gündüz’ uzak tutar. (Gecesinde bütün bunların mubah olması ise rahmettir.) Onun için Peygamber Efendimiz Yüce Mevla’nın “Âdemoğlunun her güzel ameli on katından yedi yüz kata –veya Allah’ın dilediğine - kadar karşılık bulur; âmâ Allah ‘oruç yalnızca benim içindir; karşılığını da ancak ben vereceğim…” buyurduğunu haber verdi.
Hadi gelin bu ayı diğer aylardan farklı bir ay yapalım. Ömrümüzün kalan kısmı da yaşadığımızdan daha şuurlu olsun. Var mısınız yeni bir başlangıca?