Çocukları Korumak Hepimizin Sorumluluğudur

Bir çocuğun dünyaya geldiğinde sahip olması gereken en temel haklardan biri güven içinde yaşamaktır.

Bir çocuğun dünyaya geldiğinde sahip olması gereken en temel haklardan biri güven içinde yaşamaktır.

Çocuk oyun oynamalı, öğrenmeli, merak etmeli, soru sormalı ve geleceğini hayal etmelidir. Çalışmak, korkmak, şiddet görmek, sömürülmek veya yetişkinlerin yükünü taşımak onun hayatının doğal bir parçası olmamalıdır.

Geçmişe baktığımızda çocukların çalışma hayatında ne kadar erken yaşta yer aldığını görüyoruz. Sanayi Devrimi döneminde çocuklar uzun saatler boyunca fabrikalarda, madenlerde ve ağır işlerde çalıştırıldı. Yoksulluk nedeniyle eğitimden uzak kalan birçok çocuk, ailesinin geçimini sağlamak için küçük yaşta çalışmak zorunda kaldı.

Zaman içinde toplumların çocuklara bakışı değişti. Eğitim hakkı güçlendi, çocukların çalıştırılmasına yönelik kurallar getirildi ve çocukların korunmasına ilişkin uluslararası düzenlemeler oluşturuldu.

Ancak sorun tamamen ortadan kalkmadı.

Bugün çocuk işçiliği farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Tarımda, hizmet sektöründe, küçük işletmelerde ve kayıt dışı alanlarda çalışan çocuklar hâlâ bulunuyor. Dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca çocuk eğitimine devam etmek yerine çalışmak zorunda kalıyor.

Burada yalnızca ekonomik bir sorundan söz etmiyoruz.

Çocuk işçiliği aynı zamanda eğitim hakkı, sosyal adalet, aile desteği ve çocukların sağlıklı gelişimiyle ilgilidir.

Bir çocuğun çalışmak zorunda kalması, onun çocukluğundan ve eğitim hakkından eksilen bir parçadır.

Bir çocuğun elinden çocukluğunu alan her ihmal, geleceğimizden eksilen bir parçadır.

Birsen Eker

Çocuğu korumak, onu yalnızca tehlikeli bir işten uzaklaştırmak anlamına gelmez.

Onun eğitim hakkını korumak, sağlıklı gelişimini desteklemek, şiddetten uzak tutmak, istismarı fark etmek ve ihtiyaç duyduğunda yardım alabileceği güvenli ortamlar oluşturmak da çocuk korumanın bir parçasıdır.

Üstelik çocukların karşı karşıya kaldığı tehlikeler yalnızca iş yerlerinde değildir.

Evde, okulda, sokakta ve dijital dünyada da çocukların korunmaya ihtiyacı vardır.

Son yıllarda dünyada büyük yankı uyandıran Jeffrey Epstein davası da çocukların korunması konusunun ne kadar ciddi ve hassas olduğunu gösteren örneklerden biri oldu.

Epstein, reşit olmayan kız çocuklarının cinsel istismarı ve fuhuş amacıyla insan ticaretiyle bağlantılı federal suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Daha önce Florida'da reşit olmayan bir kişinin fuhuşuna ilişkin bir eyalet suçlaması kapsamında hüküm giymişti. 2019 yılında federal olarak yeniden suçlandı ve tutuklandı. Davanın sonucunu göremeden cezaevinde hayatını kaybetti.

Bu dosya hakkında konuşurken önemli bir ayrımı korumak gerekir.

Bir kişinin Epstein ile tanışmış olması, onunla aynı ortamda bulunması veya belgelerde adının geçmesi, tek başına o kişinin suç işlediğini göstermez. Böyle bir konuda doğrulanmamış iddiaları gerçek kabul etmek doğru değildir.

Asıl üzerinde durmamız gereken konu ise çocukların nasıl daha iyi korunabileceğidir.

Bu olay bize çocukların güvenliğinin kişisel iyi niyete bırakılamayacağını hatırlatıyor. Güç, para, şöhret veya sosyal çevre hiçbir yetişkini denetimin dışında bırakmamalıdır. Çocuklarla çalışan kurumların açık koruma politikalarına, etkili denetim mekanizmalarına ve güvenilir ihbar yollarına ihtiyacı vardır.

Bir çocuk yardım istediğinde onu dinlemek gerekir.

Davranışlarında belirgin bir değişiklik olduğunda bunu önemsemek gerekir.

Şüpheli bir durum görüldüğünde sessiz kalmamak gerekir.

Çünkü çocukları korumak, olay yaşandıktan sonra müdahale etmekten ibaret değildir. Asıl sorumluluk, istismarın gerçekleşmesini önleyecek güvenli ortamları önceden oluşturmaktır.

Burada eski komşuluk kültürümüzden de öğreneceğimiz değerler vardır.

Geçmişte mahallelerde insanlar birbirinin çocuğunu tanırdı. Çocuk sokakta oynarken onu yalnızca ailesi değil, mahalledeki yetişkinler de gözetirdi. Bir çocuk uzun süre eve dönmediğinde komşular merak ederdi. Çocuğun davranışındaki değişiklik daha kolay fark edilirdi.

Elbette geçmişin her yönü kusursuz değildi. Ancak komşuluk ilişkilerindeki dayanışma, bugün yeniden hatırlamamız gereken önemli bir değerdir.

Bugün teknoloji sayesinde birbirimize hiç olmadığı kadar yakın görünsek de bazen gerçek hayatta birbirimizden uzaklaşıyoruz. Aynı apartmanda yaşayan insanların birbirinin adını bilmediği, çocukların mahalledeki yetişkinleri tanımadığı bir hayatın içinde yaşıyoruz.

Oysa bir çocuğun güvenliği, yalnızca ailesinin sorumluluğuna bırakılamayacak kadar önemlidir.

Öğretmen çocuğu fark etmelidir.

Komşu çocuğu görmelidir.

Akraba gerektiğinde destek olmalıdır.

Okul üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

Devlet etkili denetim yapmalıdır.

Toplum ise gördüğü yanlış karşısında sessiz kalmamalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün öğretmenlere yönelik “Muallimler! Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır.” sözü, eğitimcilerin çocukların ve gençlerin hayatındaki sorumluluğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Öğretmenin görevi yalnızca ders anlatmak değildir. Öğrencisini tanımak, onun davranışlarındaki değişiklikleri fark etmek, ihtiyaç duyduğunda destek olmak ve gerekli durumlarda ilgili kişilerle iletişim kurmak da eğitim sorumluluğunun bir parçasıdır.

Çocukların geleceğini yalnızca ders kitapları şekillendirmez.

Onlara nasıl davrandığımız, onları ne kadar dinlediğimiz ve zor durumda kaldıklarında yanlarında olup olmadığımız da onların geleceğini etkiler.

Bu nedenle çocuklara yalnızca “Kendini koru” demek yeterli değildir.

Onlara beden sınırlarını öğretmeliyiz.

Rahatsız olduklarında hayır diyebileceklerini anlatmalıyız.

Kendilerini korkutan bir durumu güvendikleri bir yetişkine anlatabileceklerini bilmelerini sağlamalıyız.

İnternette paylaştıkları bilgilerin ve görüntülerin sonuçlarını anlatmalıyız.

En önemlisi de çocukların konuşmaktan korkmadığı bir aile ve toplum ortamı oluşturmalıyız.

Çünkü çocuk susuyorsa her zaman sorun olmadığı anlamına gelmez.

Bazen korktuğu için susar.

Bazen utanır.

Bazen yaşadığını anlatırsa suçlanacağını düşünür.

Bazen de kendisini kimsenin dinlemeyeceğine inanır.

İşte yetişkinlerin sorumluluğu tam burada başlar.

Çocuğun konuşmasını beklemek yerine onu dinlemeyi öğrenmeliyiz.

Çocukları korumak için yalnızca kanunlara değil, duyarlı insanlara da ihtiyacımız vardır.

Kanunlar sınırları belirler.

Kurumlar görevlerini yerine getirir.

Fakat toplumun duyarlılığı olmadan hiçbir koruma sistemi tam anlamıyla başarılı olamaz.

Çocuk işçiliğine, istismara, şiddete veya ihmale karşı durduğumuzda aslında yalnızca bugünün çocuklarını değil, yarının toplumunu da koruyoruz.

Çünkü bugün eğitimden uzak kalan bir çocuk, yarın birçok fırsattan mahrum kalabilir.

Bugün sesi duyulmayan bir çocuk, yıllarca taşıyacağı bir kırgınlıkla büyüyebilir.

Bugün korunmayan bir çocuk, geleceğinde onarılması zor yaralar taşıyabilir.

Bu nedenle çocuklara yalnızca geleceğimiz demek yetmez.

Onların bugününü de korumamız gerekir.

Eski mahallelerin dayanışma duygusunu çağımızın güçlü çocuk koruma sistemleriyle birleştirmeliyiz.

Aile çocuğunu dinlemeli.

Okul öğrencisini tanımalı.

Komşu çevresine karşı duyarlı olmalı.

Kurumlar görevini zamanında yapmalı.

Devlet denetimi güçlü tutmalı.

Toplum ise yanlış karşısında sessiz kalmamalıdır.

Çünkü çocukların güvenliği tesadüflere bırakılamayacak kadar değerlidir.

Bir çocuğu korumak yalnızca bir çocuğun hayatına dokunmak değildir.

Onun eğitimini, hayallerini, güven duygusunu ve geleceğini korumaktır.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Çevremizdeki çocukların güvenliği için gerçekten üzerimize düşeni yapıyor muyuz?

Cevap hepimizin sorumluluğundadır.

Çünkü çocukların korunması yalnızca devletin, okulun veya ailenin görevi değildir.

Bir çocuğu görmek, onu dinlemek, tehlikeyi fark etmek ve gerektiğinde harekete geçmek hepimizin insanlık görevidir.