Önce belli belirsiz bir sızıydı; önemsemedi. İnsan gençken ölümü kendine yakıştırmaz. Geçer sandı. Ama ağrı geçmedi. Bazen susuyor, tam unuttuğunu sandığı anda sol alt karnına bir hançer gibi saplanıyordu.
O sabah uyandığında ise başka bir şey vardı. Ağrı değil, adeta içeriden gelen bir çağrı… Elini karnına bastırdı. Nefesi kesildi. Gözleri doldu ama ağlamadı. Sessizce hastaneye gitti.
Doktorların yüzündeki ciddiyet kelimelerden önce konuştu.
“Ameliyat olmalısın. Hem de acil. Ama burada değil… Büyük bir şehre gitmen gerekiyor.”
Hastane kapısından çıktığında dünya ona biraz yabancı geldi. İnsan bazen en çok korktuğunda çocuklaşır. O da cebinden telefonunu çıkarırken kendini çocuk gibi hissetti. Yirmi küsur yıllık dostunu aradı.
“Gel,” dedi dostu. “Hallederiz.”
O gece küçük bir çanta hazırladı. İçine birkaç gömlek koydu. En alta annesinden son kalan yazmayı yerleştirdi. O yazma annesin son taktığı yazmaydı.
O günden beri hiç yıkamamıştı. Kokusu gitmesin diye.
Otobüs hareket etti. Şehir geride kaldı. Camdan karanlık akarken içindeki korku büyüyordu. Başını cama yasladı. Yolun ritmiyle gözleri kapandı.
Rüyasında köyünü gördü.
Çocukluğunun geçtiği o toprak ev… Ama ev yıkılmıştı. Duvarlar çökmüş, çatısı dağılmıştı. Toz bulutunun içinde kalmıştı her yer. Kendini yıkıntıların arasında buldu. Taşlar göğsüne bastırıyor, nefesini kesiyordu. Karnındaki ağrı orada da vardı; daha yakıcı, daha gerçek.
Çıkmaya çalıştı. Elleri taşlara sürtündü, dizleri kanadı. Her hamlede enkaz biraz daha çöktü üstüne. Nefesi daraldı.
Tam o anda bir ses duydu.
“Bu tarafa…”
O sesi dünyadaki hiçbir sese değişmezdi.
Annesinin sesiydi.
Yıllar önce mezarına toprak attığı annesinin.
Son gücüyle taşların arasından süründü. Dışarı çıktığında annesini gördü. Başında yazması, yüzünde tanıdık o merhamet. Ona doğru yürümek istedi. İçini tarifsiz bir huzur kaplamıştı. Sanki bütün acı bitecek, bütün yük kalkacaktı.
Annesi elini kaldırdı.
Dur.
Gözleri doluydu ama sesi sakindi:
“Henüz değil.”
Genç sıçrayarak uyandı. Otobüsün uğultusu, yolun titreşimi, gece karanlığı… Karnındaki ağrı artmıştı. Elini bastırdı.
“Hayrolsun,” dedi fısıltıyla.
Sabah dostu onu terminalde karşıladı. Sarıldılar. O sarılışta çocukluk vardı. Aynı sokakta büyümüş iki adamın sessiz dayanışması vardı. Dostu onun yüzüne baktı; rengi solgundu ama gözlerinde garip bir teslimiyet vardı.
Hastaneye gittiler. Yatışı yapıldı. Ertesi gün ameliyat vardı.
Sedye ameliyathaneye doğru ilerlerken genç dostuna döndü.
“Olur ya…” dedi, sesi kısık ama netti. “Bir şey olursa…”
Dostunun boğazı düğümlendi.
“Var mı bir vasiyetin?” diye sordu.
Genç gözlerini kapadı. Bir an annesinin mezarını düşündü. Üzerindeki toprağı, kenarındaki yabani otları, rüzgârı…
“Var,” dedi. “Anacığımın ayak ucuna gömsünler.”
Kapı kapandı.
Saatler sonra, gece iki sularında gözlerini açtı. İlk hissettiği şey acıydı. Keskin, derin, yakıcı. Ama acının altında bir şey daha vardı: hayat.
Oda loştu. Dostu refakatçi koltuğunda uyuyordu. Genç tavanı izledi. “Demek henüz değilmiş,” diye geçirdi içinden.
Tam o sırada dostu irkilerek uyandı. Gözleri dalgındı.
Yatağa yaklaştı.
“Annen…” dedi titreyerek. “Annen buradaydı. Seni izliyordu.”
Odanın içinde kelimelerin taşıyamayacağı bir sessizlik oldu. İki adamın gözleri yaşla doldu. Çünkü bazı ziyaretler gözle değil, kalple görülür.
Sabah ezanına doğru genç yeniden uyudu.
Bu kez annesi başucundaydı.
Gözleri dolu doluydu ama yüzünde huzurlu bir tebessüm vardı. Ne konuştu ne dokundu. Sadece baktı. O bakışta çocukken ateşler içinde yattığında sabaha kadar başında bekleyen kadının sabrı vardı. Okula ilk gittiği gün arkasından dua eden annenin kalbi vardı.
Genç dudaklarını araladı.
“İyiyim anne,” dedi fısıltıyla.
Annesi gülümsedi.
Ezan sesi odaya dolarken genç uyandı. Oda aydınlanıyordu. Karnında hâlâ ağrı vardı ama kalbinde bir sükûnet…
Çocukken annesi ona bir gün şöyle demişti:
“Anneler ölse de evlatlarının başucundan ayrılmaz.”
O sabah anladı.
Anne ölmez.
Anne, evladının kalbine yazılmış bir duadır. Toprağa girer ama merhameti göğe yükselir. Bedeni susar ama şefkati konuşmaya devam eder. Gözleri kapanır ama evladını görmeyi bırakmaz.
Yaşayan annelerin elleri öpülesi… Rabbim onları evlatlarına bağışlasın. Sağlık, huzur ve uzun ömür versin. Yüzlerinden tebessüm eksik olmasın.
Ahirete göçmüş tüm annelere rahmet olsun. Kabirleri nur, mekânları cennet olsun. Evlatlarının her “anne” deyişinde ruhlarına bir serinlik insin.
Ve bir gün vakit dolduğunda, yine o ses duyulsun:
“Bu tarafa…”